İBDA-C

John McClane‏ @invictavoluntas 05.09.2017

Evet, şu ‘Örtünmemiş kadın soyulmuş domatese benzer’ diyerek soyulmuş domatesin faziletlerini vurgulayan İBDA’cıları anlatmaya başlıyorum.

Salih İzzet Erdiş mahlas Salih Mirzabeyoğlu gençlik örgütünün kurucu liderlerinden. Kökeni Mutki aşiretiydi yanlış hatırlamıyorsam.

Salih Mirzabeyoğlu bu gençlik liderlerinden farklı. Hani bazılarınız hatırlarsınız, Metin Yüksel islamcıların nasıl Deniz Gezmiş’i ise Salih Mirzabeyoğlu da bunların içindeki Mahir Çayan gibi bir şey. Eylemcilik değil ama teori alanında öyle. Çok okuyan, çok araştıran biri.

O dönem Akıncılar içinde farklı arayışlar, yönelişler var. Örneğin bir bölümü İran Devrimi’nden etkileniyor, İrancı oluyor.

Bir bölümü, Recep Tayyip Erdoğan gibi merkez sağ siyasetle ilişki içerisinde kalarak düzen içi siyaset kanallarında kalmayı tercih ediyor.

Bir bölümü ise arayışlarını sürdürüyor. Hedef şeriat ama nasıl olacak? Nasıl kurulacak. Mirzabeyoğlu Necip Fazıl Kısakürek’ten etkileniyor.

Biz burada dalgaya alıyoruz arada ama Necip Fazıl Kısakürek, Türk islamcılığının en orjinal siyasi teorisini yaratmış kişidir.

Şimdi konuyu anlamanız için şöyle anlatacağım, islamcılar şeriat devletini kurmak istiyorlar ama hep şu eksik, bu kitaba nasıl uyacak?

Şu eksiklik var siyasal islam’da, kuracakları devlet Halife-i Raşidin yani dört halife döneminden çok farklı bir zaman diliminde olacak.

Dolayısıyla yol haritası yok. Nasıl iktidara gelinecek? Demokrasiyle mi yoksa ayaklanmayla mı? Nasıl yönetilecek? Devlet modeli ne olacak?

Bu sorunu İhvan yani Müslüman Kardeşler Seyyid Kutub’un Yoldaki İşaretler kitabıyla çözüme kavuşturdular 1950'lerde.

Bu sorunu İranlı mollalar ‘Velayet-i Fakih’ ideolojisini yaratarak çözdüler 1970'lerde ve İran Devrimi’nden sonra.

Salih Mirzabeyoğlu ve çevresinde yavaş yavaş oluşan topluluk, Necip Fazıl’ın ‘Başyücelik Devleti’ fikrinden etkileniyorlar.

Necip Fazıl Büyük Doğu diye bir dergi çıkarıyor 1940'larda yanlış hatırlamıyorsam. Edebiyat dergisi aslında bu.

ncelerseniz içinde çok acayip şeyler vardır, edebi yazılar, günlük siyasal kritikler, Bomonti’deki çorbacının kötü yemeklerini şikayet vs.

Fakat o dönem dergi şöyle bir siyasal rabıtaya sahip, Cumhuriyetçi Muhafazakarlık dediğimiz bir yönelim var. Bu yönelimi iyi bilmek lazım.

Cumhuriyetin ve Kemalizmin yaptıklarını reddetmiyor gibi gözüküyorlar ama ülkenin özünün bu olmadığına inanıyorlar.

Bu akımın içinde Necip Fazıl dergiyi yapan kişi olarak, sonradan Aydınlar Ocağı’nı kuracak olanlarla fikirsel tartışmalara gidip geliyor.

Peyami Safa, Nurettin Topçu, Osman Turan hatta kıyısından köşesinden Mehmet Fuat Köprülü vs. hep bu kesim işte.

Necip Fazıl bu sürede görüş değiştiriyor yavaş yavaş. Önce tarikata bağlanıyor. Sonra ise Türk İslamcılığını geliştirmeye çalışıyor.

Necip Fazıl önce tarih teziyle oynuyor. Hani Vahdettin hain değildi, Abdülhamit yüce sultandı hikayesi hep ondan çıkma şeyler aslında.

Hatta Abdülhamit’le ilgili yazdığı kitap Abdülhamit’in torunları tarafından ‘Babamızı yobaz, rezil gibi gösterdi’ diye tepki görüyor.

Sonra Necip Fazıl ideolojiler alanına giriş yapıp adeta bir kurucu rolü üstlenerek. İslamcılığın Anadolu halini siyasete taşımak adına.

İşte Başyücelik Devleti dediğimiz kavram böyle ortaya atılıyor. Buradaki esas mesele, bu bir ‘islamcı ütopyası’ sadece.

Yani siyaseten nasıl iktidara geleceğiz meselesini hiç açan bir şey değil bu kavram. Sadece şeriat devleti böyle olur diye anlatıyor.

Ve Necip Fazıl solculara aşırı kindar bir adam olduğu için, Erbakan’ın 1973'te CHP’yle koalisyonundan sonra küsüyor Milli Görüş’e.

1977'de MHP’yi desteklemeye başlıyor, çünkü ülkücü komandolar solcuların üzerine ölüm kıtaları olarak mermi yağdırıyorlar.

Bu esasında MHP’nin 1972'de Türkçülükten, Türk-İslamcılığa geçişiyle ilgili ama bu başka konu. Neyse, onu da MHP’yi anlatırken işlerim.

Salih Mirzabeyoğlu bu dönem Akıncılar içinde kalmıyor bildiğim kadarıyla, ayrılıyor o da hocası gibi ama MHP’li de olmuyor.

12 Eylül geliyor, herkesi topluyorlar bildiğiniz gibi. Kenan Evren Türk burjuvazisinin sermaye birikim modeli olarak 24 Ocak kararları uygulama isteğini gerçekleştirmek için ülkenin ekonomisini ve siyasetini dizayn etmeye başlıyor. Emperyalizm memnun, burjuvazi memnun.

Mirzabeyoğlu’nun yanındaki ekip, ki bu ekip sonradan İBDA’cılar diye anılacak, kendi mahallelerinde kendi çevrelerinde duruyorlar.

Mirzabeyoğlu işte tam bu noktada Türk islamcılığının en eksik yönü olan, biz nasıl iktidara geleceğiz’i tarif etmeye başlıyor.

Hegel’in diyalektiğini(materyalist olmayan ideasal) kullanarak ve Mahir Çayan’ın doktrinini birleştirerek bir teori ortaya atıyor.

Diyor ki, bizim hedefimiz Başyücelik Devleti, bunu yapabilmemizin yolu birbirinden bağımsız hücrelerin eylemlerde bulunması sürekli.

Yani bir nevi Lone Wolf terörizmin hücrelere bağlı olarak, aynı hedefe yürümesi bir takvim içerisinde.

90'lar hepimizin bildiği gibi Türkiye’de islamcılığın yükseldiği bir dönem, İBDA’cılarda kendi yayınlarıyla bu faaliyetlerini arttırıyor.

İBDA’cılar da yayın çıkarıyor o dönem ama burada çetrefilli bir konu var. Mirzebeyoğlu mahkemelerde kendilerine atfedilen hiçbir eylemi kabul etmiyor. Ya ‘terörizmin lideri işte niye kabul etsin ki’ diyeceksiniz, durum öyle değil ama. Çünkü bunların matematiği farklı.

Mirzabeyoğlu oluşturduğu ‘kıyam’ yani ayaklanma teorisinde kendisini sadece düşünsel(belki ruhani) lider olarak tarif ediyor, o kadar.

Milli Görüş’ün 90'larda merkez sağ partilerin siyaseten çürümesi, yeşil kuşak projesinin Milli Görüş’e yarayacak şekilde işlemesi memurların, işçilerin ve köylülerin 90'lardaki hareketliliğine yanıt geliştiren politikalar işlemesi onları da Erbakan’ı iktidara taşıyor.

İBDA’cılarda o dönem küçük burjuva idealistler. İslamcı gençlik arasında popülerler, en entelektüel kesimi bunlar o grupların içinde.

Ve bu çevre diğer islamcılardan farklı. Örneğin Afganistan’daki ‘cihada’ o dönem çok pozitif bakmıyorlar işin içinde CİA var diye.

Örneğin islamcıların çoğunun ‘Şeriat gelsin de gerekirse ABD getirsin’ lafından çok farklı düşünüyorlar meseleyi.

Örneğin tüm islamcılar başbağlar üzerinden bir rövanşizmi kurgulayıp Sivas’ı savunmuyor gibi gözüküyor, bunlar doğrudan Sivas’ı savunuyor!

Şimdi konunun bam teline geldik. Döşemeye başlıyorum, çoğu kişi memnun kalmayacak ama gerçek bu. 28 Şubat’ta aslında ne oldu?

Erbakan siyaset sahnesine ilk, İstanbul burjuvazisinin ekonomi regulasyonu ve birikim modeli olarak belirlediği şeye karşı çıkarak atıldı.

Anadolu kaplanları vs. Bunu Erbakan 96'da koalisyon kurduğunda da yapıyordu. İstanbul burjuvazisinin(TÜSİAD) hedefi açıkça AB’ydi.

Milli Görüş’ün ‘Adil Düzen’i, D8'i Anadolu’daki burjuvazinin Avrupa Topluluğu’na bağlanmaması, krediyi körfezden çekmesi üzerineydi.

Erbakan bu projeyi önce siyaseten uygulamak istedi. AB ve ABD’nin ülke üzerindeki siyasi etkisine karşı kendi hegemonyasını kurmaya çalıştı.

Beceremedi, yüzüne gözüne bulaştırdı. Ekonomiye sıra bile gelemedi o anda. 28 Şubat’ta generaller işte tam burada bir kültür savaşı laik-antilaik çatışması gibi satmaya çalıştı olayı ve başardılar. İslamcılar zaten buna inanıyordu, seküler insanlar da katıldı.

28 Şubat’tan sonra ne oldu: Türkiye İsrail silah sanayisine göbekten bağlandı, AB’ye gidiş yolu garantiye alındı, TÜSİAD bir oh çekti.

İsteyen Çevik Bir niye İsrail’de tatil yapmış, 28 Şubat sonrası kurulan hükümetler TÜSİAD’ın hangi isteklerini yapmış bir bakabilir.

EN ÖNEMLİ SONUCU ŞUYDU 28 ŞUBAT’IN: Dönemin ABD elçisi Morton Abramowitz+ Fethullah Gülen Milli Görüş’ü böldüler plan dahilinde.

Erbakan’ın bu konuda söylediği her şey doğrudur, burjuvazinin bir başka temsilcisidir, gericidir ama plan harika işledi bu olayda.

Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç 90'lardan beri Abramowitz’le görüşüyorlardı. Önce partiyi kongrede ele geçirmek istediler beceremediler ve AKP’yi kurdular. AKP, merkez sağ hizaya çekilmiş, TSK’nın sözde laik, sözde antimperyalist generallerinin istediği gibi bir parti olarak kuruldu, ABD isteğiyle iktidara getirildi. Şimdi bunun İBDA’cılarla alakasını anlatıyorum. Bu nokta çok önemli.

28 Şubat’ta hatırlarsanız soruşturmalar şu şekilde oldu: Milli Görüş’ten 100 siyasetçiyi siyasetten men ettiler.

İsmailağa’dan 3–5 hocayı mahkeme karşısına çıkardılar, Cübbeli Ahmet hakim karşısında ‘bokunuzu yiyeyim, Atatürk’e ölürüm’ triplerine girdi.

Onun dışında ne mülklerine dokundular tarikatçıların, ne islami holdinglere el koydular, hiçbir şey yapmadı generaller!

Çünkü hedefleri, hiçbir şekilde gericiliği ezmek filan değildi. Sermaye düzeninin içine entegre etmekti ve AKP’yle başardılar bunu.

İBDA’cılar bu noktada işte şanssız olanları. Çünkü bunların entegre edilemeyeceği görüldü. Çünkü bu adamlar ne Kürt Hizbullah’ı gibi JİTEM’in kullandığı bir aparattı sonradan tasfiye edilecek, ne ülkücüler gibi devletin solculara karşı kullandığı kontralardı. Farklılardı.

Bunlara polis 96 sonrası ünlü DHKP-C, MLKP, TİKB, TİKKO operasyonları gibi devasa bir operasyon çektiler.

Bunların takıldığı çaycıya kadar tutukladılar, öyle bir büyük operasyon. 300 kişi filan vardı bildiğim kadarıyla.

Şimdi esas bundan sonrası neredeyse full Mirzabeyoğlu üzerinden gidecek. Davaları açıldı. Davanın adı İBDA-C davası.

Fakat şimdi bu yazacağıma çok dikkat edin, çünkü bu gerçek. İBDA’nın açılımı İslami Birlik Doğu Akıncıları cephesi değil, çünkü açılımı yok!

Bu çok büyük bir galat-ı meşhurdur bu. İBDA aslında sadece Mirzabeyoğlu’nun tarif ettiği düşüncenin bir mefhum adıdır.

Savcı ilk buradan döşüyor bunlara. Siz DHKP-C’yle aynı örgütsel taktikleri kullanıyorsunuz, açılımınız bu, vs.

Sonra birkaç cinayet koyuyor bunların önüne. Bildiğim kadarıyla bir dönem bunların çevresine takılmış kişilerin işlediği cinayetler.

Ek olarak yine bu çevreye takılmış kişilerin Mustafa Kemal heykellerine saldırıları var dosyada ki bu önemli ayrıntı.

Mirzabeyoğlu zeki adam, kendi kitaplarını kullandı savunmada. Dedi ki ben ruhani liderim, bunlar benden bağımsız eylemler.

Ki haklı olabilir, çünkü dava dosyasında doğrudan emir vermeyle ilgili hiçbir şey yok hatırladığım kadarıyla. Kanıtı yok yani.

Ve sonuç: DGM hakimi yapıştırıyor bunlara hapsi. Topluca, sıfır acıma, sıfır indirim, sıfır merhamet.

Tarikatları üç beş tokatlayıp bırakırken, bunların üzerine kartal gibi çöküyor devlet yani. Hatta size bu fotoğrafı göstereyim.

Mirzabeyoğlu’na sakalını zorla kestiriyor dönemin DGM hakimi, karşıma böyle çıkmasın diye. Açıkça işkence yapıyorlar yani.

Sonra 19 Aralık süreci var. Ki bu biz solcuları çok yakından ilgilendiren bir olay. Devlet hapishaneleri ehlileştirmek istiyor.

Bunlara ‘Noel Baba Operasyonu’ dediğimiz şeyi yapıyorlar. Bunların hapisteki koğuşlarına 19 Aralık gibi bir şey yapmak istiyor Jandarma.

Bunlar haber alıyor operasyonu gardiyanlardan. 200 kişi, tepeden tırnağa ellerinde satırla, şişle bekliyor Jandarmayı.

Jandarma koğuşa girince yeteri kadar yayılmalarını bekleyip, çekiyorlar satırları ve esir alıyorlar hepsini.

Pazarlıklar oluyor, devlet kabul etmiyor, sonra bunların bir bölümü F tipine kapatılıyor vs. bu şekilde o dönemde geçiyor.

Bu dönem solcuların bir bölümüyle İBDA’cıların yakınlaşma dönemidir. Cephelilerle beraber ‘devrim şehitleri için’ mevlüt okutuyorlar camide.

Yani 19 Aralık katliamı süreci biraz garip bir süreçti, hakikaten. Orhan Pamuk bile vardı o dönem olayların içinde. Tam bir karmaşa.

Neyse, sonraki yıllarda Mirzabeyoğlu kendisine CİA tarafından zihinsel işkence yapıldığını söylüyor. Grup dağılıyor bu arada.

‘Telegram işkencesi’ adı verdikleri bir şey yapıldığını iddia ediyorlar. Olay şu, Mirzabeyoğlu’nun iddiasına göre hapishane içindeki cia bir alet kurmuş, bunun zihnine sürekli tecavüz ediyor radyo frekanslarını kullanarak. Bu onun iddiasıydı, kimisi şizofren dedi vs.

Ve AKP iktidara geliyor. AKP yavaş yavaş fethullahçılarla beraber setleri yıkmaya başlıyor ülkenin emperyalizm ve neoliberal dönüşüm için engel olan yerlerini. Ulusalcılara kumpas kuruyorlar Ergenekon ve Balyoz süreçleriyle. Her şey harika, 2002–2016 arası dış sermaye girdisinin yüzde 95'i AB kaynaklı, emperyalizm ülkeyi yağmalıyor, Türkiye AB yolunda vs. İyi de İBDA’cıları içerde unuttu AKP?

Unutmadı aslında. Baran Dergisiyle tanışın. Bu kapak sene 2012'den. İBDA’cıların yeni çıkardığı yayın organı o dönem.

Mirzabeyoğlu’na ‘fikri önderimiz’ diyen bir ekip Baran Dergisi. Adamlar AKP’yi ve Fethullah Gülen’i ABD köpekliğiyle suçluyor.

Aynı dönem İsmailağa içinde Akademya dergisi var, İBDA’cılara yakın yine. Onlarda faaliyete başlıyor Mirzabeyoğlu önderimiz diyerek.

Ve ne oluyor? 17–25 Aralık! Fethullahçılar ortakları AKP’ye operasyon çekiyorlar. Bum, her taraf darmadağın, her şey birbirine girmiş.

Erdoğan batı tarafından fazla istenmediğini artık anlıyor. 2007'deki gibi Cüneyd Zapsu çıkacak, Neoconlara yalvaracak filan hikayesi geçmiş.

Ve sene 2016, Mirzabeyoğlu salınıyor. AKP batıyla arası bozulunca, batıyla arası bozuk islamcıları bağrına basıyor.

Çakal Carlos olarak bilinen Ilich Ramirez Sanchez, İBDA’cıların bir parçası 2000'lerden beri ve AKP bunlara af çıkarıyor.

2016'da Mirzabeyoğlu hapisten çıkıyor, Haliç Kültür Merkezi ona tahsis ediliyor AKP tarafından, binlerce kişi dinliyor onu.

Ve bir zamanlar bağımsız duruşlarıyla bilinen küçük burjuva idealistlerimiz, artık AKP cephesinin bir parçası.

John McClane‏ @invictavoluntas 05.09.2017

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Tamer Akyüz’s story.