Seküler yolculuk

Geçen yıl başlayan Amerikan rüyası hikayesinin sonunda hicret yerine yolculuk, duygular yerine gerçekleri koyarak tüketimin inanılmaz olduğu bu ülkeye veda zamanı geliyor.

Her gün, bir sonraki günün yolculuk hayaliyle gideceğim zamanı bekliyorum. Ama beklediğim Türkiye’ye gidecek bir uçağın kalkışı değil, hiçliğe götürecek başlangıcın ilk adımı.

Igor Ovsyannykov / Unsplash

Yıllarca ‘esnaf’ yetişen Anadolu delikanlılarının hepsinde olduğu gibi, ben de ‘ucuza kapatma’ yarışında edinilen kalıbın bir parçasıydım. En iyisini en ucuza kapatmak. Bir işin yolunu bulup ucuza kapatmak. Sadece para işleri değil her türlü konuda az çalışıp çok kazanacak bir yol bulma çabası. Ancak çizilen kalıbın dışına çıkarak duygusal ve maddi riskler aldım:

  • Duygusal: Toplumun ve ailenin beklentileri için çabalamamak, kendini tanımaya odaklanmak
  • Maddi: Banka hesabında taşınacağın şehirde 5 ay yaşamana yetecek paran olmasına rağmen yola çıkmak

Seküler

“Türkiye’den gidelim, nereye olursa koşalım” diyen insanları, arkadaşlarımı, kardeşlerimi görüyorum. Bizim içerisinde olduğumuz kaçışı, sebeplerini ve etkilerini yaşadıkça fark ettim. Adına seküler hicret dedim kendimi de ‘seküler’ sınıfına koyarak. Neden? Çünkü okuyup, önemli şeyler yaptığını, birilerine göre kendini önemseyecek bir konumda olduğunu düşünen ve seküler bir gruba kaydını yaptıran bir çamurdan başka bir şey değildim.

Şöyle hayal edebilirsiniz. Eğer etrafınızda kimse kum ve su karışımınıza şekil verecek çimentoyu eklemezse ne olursunuz? Çamur.

Katı veya çıvık bir çamur nasıl şekil alabilir, ne kadar dik veya sağlam durabilir ki! Olsa olsa ancak çizilen kalıba dökülür ve her köşesinden kapatılarak bir şekil verilir.

Çamur olmayı bırakma vakti gelmedi mi?

Yolculuk

Bu kaçış topraklardan değil, kalıplardan olmalı. Seküler kelimesinin içeriği havayla değil gerçeklerle doldurulmalı. Ve yolculuk başlamalı. Anadolu’dan başlayan ve Anadolu’da bitecek olan bir yolculuk.

Yok ruha gidin, kalbe dokunun, vahiy bekleyin, üfleyerek geçer gibi saçmalıklardan bahsetmiyorum. Bu kalıplar, sadece elinizi pisliğin içine sokarsanız kırılacak. Ve katılaştıkça birey olacaksınız. Nasıl olacak diyenler için binlerce yıl insanlığın kendi kendisine ürettiği çimentonun 5 hammaddesini hatırlayalım:

  1. Tüm öğretilen bilgileri, öğrendiğin her haberi, kültürü, kuralı SORGULA.
  2. Sorguladıklarını farklı kaynaklardan kontrol ederek ARAŞTIR.
  3. Araştırdıklarını düşüncelerinle birleştirip havaya değil kalbine yazarak ÖĞREN.
  4. Bunları yaparken zorlandığında, yalnız kaldığında, KORKMA ve devam et.
  5. ÜRET! Boş laf değil, yalan balonlar değil, şişme egolar değil. Somut adımlar atarak enerjini kinetiğe dönüştür.

Yolculuk hayalinde yaşayanlar. Bu kısım sizleri ilgilendiriyor. Durmayın. Yola çıkın!

Bunu söylediğimde hemen oturduğu yerden aklına gelen ilk zengine ‘‘abi acayip planlarım var. Yatırım yap, beraber kazanalım’’ diye email gönderenler, arkadaşını arayıp gaz ile hayallerini anlatanlar, sevgilisine konuşanlar, duvara yaslananlar, pisuvara işerken kafasından film senaryosu yazanlar! Yola çıkmak bu değil. Yolculuk vakti geldi, artık o cici ve sıcak yuvanı terk edeceksin. Yoksa çivçiv olursun, kanadı zayıf serçe olursun.

Yola çıkmak tüm rahat alanını terk etmek, kendine bile söyleyemediğin gerçekleri itiraf etmek, ilk uçuş denemende düştükten sonra kalkıp daha güçlü kanat çırpmaktır!


Seküler hicret dedim, bu bir gidiş sandım. Hayır. Anadolu’da bitecek bir yolculuk olacak. Uçmayı öğreneceksin, döneceksin. Ve uçmayı öğreteceksin.


Yazı burada bitti. Beğendiyseniz birkaç alkışınızı alırım. Yok beğenmediyseniz de yorum yazarsanız orada konuşalım.

Not 0: Seküler hicret muhabbetinin ne olduğunu anlamayanlar ilk yazıya göz atabilir.

Not 1: Yazının başında biraz metaforla anlatmaya çalıştığım yolculuk, Türkiye’ye dönmek veya bir ülkeden diğerine gitmek değil. Yaşadığımız sürece devam edecek olan hayatın içerisindeki çaba ve uğraş.

Not 2: Bu yolculuğun istemesen de nefret etsen de neden Anadolu’da biteceğini bir sonraki yazıda anlatmaya çalışacağım. Ne zaman kafam açılır da yazıyı tamamlarım bilmiyorum. Biterse paylaşırım.

Not 3: Gerçek hayat, masalların ve yalan hikayelerin aksine zorlu ilerliyor. Unutmamalıyız ki hiçbir şey sırtımıza vurularak önümüze konan, istediğimiz şekilde pişirilmiş yemek kadar lezzetli ve kolay değil. OLMAYACAK DA! Eğer birilerinin önünüze yemek koyup sırtınıza vurmasına ve başkalarının sizin adınıza karar vermesine izin vermeye devam ederseniz HAYATINIZ OLMAYACAK.

Not 4: Bu yazıdaki benzer konuların bir çeşit detaylı versiyonunu bir videoda konuşmuştuk. Detaylı dinlemek isteyen varsa linkini buraya ekliyorum: https://www.youtube.com/watch?v=8vt9hMNzuA8

Sevgiyle,
Mustafa

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.