Karadeniz Pidesi Eşliğinde Nolan Tartışmak

Başlıkta yapmaya çalıştığım bu kültür çarpışmalarına bazılarımız oldukça aşina. Yutub’dan mukabele dinleyen teyzeler, ferace altına kırmızı k​onvers giyen kızlar ve cami şadırvanında namaz vaktini a​yfonundaki uygulamadan kontrol eden gençler kervanına katılarak, Vefa’nın arka sokaklarından birinde kuşbaşılı pide yanında Christopher Nolan tartıştık. Aslında fikir daha büyük yerden. Cumartesi öğlen ile ikindi arası Ali (Pulcu) Hoca, Nolan’ın filmleri: “I​nception,” “Memento,” ve “Intrastellar” üzerine felsefi, teolojik ve sosyo­politik okumalar yapılan bir panelin modaratörlüğünü yaparken, biz de on bir kız sıraya dizildik salonda.

Yaklaşık üç saatlik bu paneli hakkıyla özetleyemeyeceğim kesin; bu yazı ile programa katılamamış arkadaşlara teşvik primi tadında, notlarımın bir kısmını ve bende uyandırdıkları bazi düşünceleri paylaşacağım.

Bu üç filmden en erken dönemde ve en düşük bütçe ile yapılan Memento; hikayesinin ana teması hafıza uzerine. Lenny karısının ölümünden sonra bu travmanın etkisi ile yaşadığı olayları hafızasında bir kaç dakikadan daha uzun bir mühletle tutamamaktadır. Yine de bu durumda karısının katilini bulup intikam almak istemektedir ve bunun için kendine adeta bir dış hafıza sistemi kurmaya çalışır: notlar biriktirir, dövmeler yaptırır. Bu durum yazının mı, insan hafızasının mı daha güvenilesi kaynaklar olduğuna ilişkin ilginç sorgulamalar için yönetmene uygun bir ortam hazırlar.

Inception’da Nolan rüyaları ele alır. Bilim kurgu tadında ki bu filmi, rüyaları tasarlayabilen bir ekibi takip eder. Filmin ana ögelerine iki örnek zamanın göreceliği ile gerçeklik ve kurgu arasındaki bulanık çizgilerdir. Rüya içinde bir rüya içinde bir rüya sarmalı derinleştikçe zamanın içinde cepler açılır sanki. Bir saat on saate, on saat iki güne tekabül eder hale gelir. Bir de tabi uyanmanın seviyeleri olması insanin ‘gerçeklik’ kabul ettiği yaşam halinden de uyanabileceğine ilişkin bir argümanı öne sürmektedir. Ki bu da biz Müslümanlar için çok eski ve tanıdık bir mesele.

Bahsi edilen filmlerden en yenisi olan Intrastellar ise daha klasik bir bilim kurgu filmi havasında başlıyor. Uzay gemileri ve astronotların olduğu dev bir prodüksiyon. Fakat aksiyon sahneleri arasına serpilmiş derin diyaloglarda cinsiyet, zaman, tanrı, kader, kıyamet gibi konular konuşuluyor. Filmde, (pek çok Amerikan filminde olduğu gibi) dünyanın sonu gelmektedir ve insanlık olarak hepimizin umudu Amerikalı bir Anglo­Saxon Beyaz Adama dayanmaktadır. Din bir şablon halini almıştır ve bu hümanist fantezide insan kendi kendinin Tanrısıdır. (Bu insan ‘tanrıcıklardan’ bazıları ırk ve cinsiyetleri sayesinde diğerlerinden daha tanrısaldırlar.)

Paneldeki konuşmacılardan Metin Demir Memento’nun vizyona girdiği 2001 yılını dünya ekonomisinde Apple ve Twitter gibi şirketlerin zirveye ortak olması ile anarken Nolan’ın bu dönemde hafıza meselesini ele almış olmasına değindi. Bu son derece dikkate alınması gereken bir tespit zira Amerika’nın gücü büyük ölçüde bu gibi kültürel algı mekanizmalarına dayanıyor. Kültürünü başlı başına bir ürün haline getirmeyi başaran Amerika, adeta patentini satıp gerçek veya geleneksel anlamıyla üretim yapmadan ekonomik ve siyasi güç kazanıyor. Bu ürünlerden bir çoğu bizlerin kişisel ve toplumsal hafızasını da inşa ediyor, şahsi Facebook profil sayfaları, Instagram ünlülerimiz gibi.

Bir başka nokta ise filmdeki hafıza ve yazılı belge arasındaki meşruiyet kavgası. Aslında bu tartışma İslam medeniyetinin mirasçıları olan bizler için ziyadesiyle önem arz ediyor. Zira bizim dinimizin temel ilimlerinden bazıları büyük ölçüde insan hafızası ile birebir ilişkili. Hafızaya olan güvenimiz bizlerin Kur’an ve Hadis ilimlerine olan güvenimiz ile direk bir ilişki içinde. Bu konuya kişisel bir örnek verebilirim, kitaplar ilmin temel taşıdır zannı ile eğitim hayatına başlamış bir öğrenciyim. Ne de olsa milyonlarcamız eğitime okuma yazma öğrenerek başlıyor. Daha sonra uzun yıllar büyüklerimizin cay sohbetlerinde, eğitim sistemimizi, çok ezber bazlı olmasından dolayı eleştirmelerini dinliyoruz. ‘Bati öyle mi efendim adamlar analiz yapmayı düşünmeyi öğretiyorlar.’ Acaba ilim bunun neresinde kalıyor? On yaşında çocuklardan gerçekten felsefe yapmalarını beklemeli miyiz? Öyle olsa dahi öndersiz düşünme ne denli faydalıdır gibi sorular geliyor insanin aklına. (Bir de tabii Bati kime neyi düşünmeyi teşvik ediyor? Mezun olduğum Amerikan Kolejinin Orwell’in Hayvan Çiftliği ve 1984’ü ile, Komünizmi sorgulamamızı teşvik etmesi ne kadar da ‘özgürlükçü’ bir tutum gerçekten) Yazı meselesinde ise bize belgenin güvenilirliğin temelinde olduğunu öğreten eğitim sistemi bu belgelerinde insanlar tarafından yazıldığını ve maniple edildiklerini söylemekten geri kalıyor.

Nolan batı’nın öteden beri süre gelmiş bazı ‘değişmez’ doğrularını sorgulasa da kendisi yine de popülist bir Hollywood yönetmeni. Bu da demek oluyor ki kendisinden cesur ve samimi bir eleştiri beklemek boş bir umut. Ancak medrese geleneksel eğitim temeli olmayan ve hayatının büyük bölümünü batı temelli eğitim sistemi içinde geçen ben gibi genç Müslümanlar ki hadis ilmi gibi temel bazı İslami ilimlerle karşılaştıklarında bocalıyorlar. Geniş anlamı ile, Kur’an ve Sünnet (ve Hadis) dışında kalan her şeyin sosyal algı inşasının birer sonucu olduğunu hatırlamamız gerek. Neticede ilahi olmayan beşeridir ve beşer şaşar.

Bahsi gecen bir diğer önemli mesele benlik idi. Ali Hoca bunu toplumsal bir boyuta taşıyarak toplumların hafıza kaybına değindi ki insanın hafızasındaki bir dakikayı toplumsal hafızanın yüzyılına eş tutmak o kadar da inanılması güç bir eşitleme değil. Bizler mesela kendisine bu denli yakın olan bir tarihi unutmuş bir nesil olarak, Memento’nun ana karakteri Lenny kadar içler acısı ve zavallı bir haldeyiz.

Hafızanın benlikteki yeri de göz ardı edilemez. Tabii buna birde zaman katılıyor. Inception ve Intrastellar zamana iç içe geçebilen katmanlı bir olgu olarak bakıyorlar. Memento ise zamanın göreceli kısa­uzunluğunun, insanın kimliği ile ilişkisine dair sorular soruyor. Geçirdiğimiz dakikalar ne kadar uzun, ne kadar kısa, kime göre ve bunları unutmak bizden bir şeyler götürür mü? Aslında bu sorular akla Müslümanın sarhoşluk hallerinden uzak kalması emrini getiriyor. Benlik meselesine bir ekleme. Ve pek tabii zamanın göreceliğinde Kur’an’da örnekler mevcut. İnsanların hayatlarının kısalığı uzunluğu kavimlerin geçiciliği ve ahirette zaman, sonsuzluk. Kur’an ve zaman başlı başına ömürler adanacak bir konu.

Bu felsefi meselelerin önemi inkar edilemez ancak beni en çok etkileyen ve düşündüren daha yere yakın sosyo­politik okumalar oldu. Intrastellar’ı yeni izlediğimden aklımda en taze kalan o. Film daha ilk sahnelerinde, Amerikanın güneyinde bir mısır tarlasında başlaması ile dikkatimi çekti. Cooper’ın konudan biraz haberi olan biri için kulak ardı edilemeyecek bir (southern) aksanı var. Filmin ilerleyen anlarında insanlığın kaderine karar verilirken masada bir beyaz, bir zenci ve bir de kadın olması manidar. (Adeta siyahi kadınlar birer anomali) Dr. Brand filmdeki tek kadın karakter gibi, Cooper’ın kızı Murph filmin yarısına kadar çocuk. Brand aynı zamanda NASA masasındaki tek kadın. Film kadınların duygusal erkeklerin rasyonel olduğu popüler algısını da içinde bulunduruyor. Nolan bunu yaparken belki de bu duygusallığın işe yarar bir anlamı vardır kanısını da izleyiciye sunuyor ama ben bunun artık adetten olan bir post modernlik olduğunu, Nolan’in adeta yaptığım genellemenin farkındayım demeye çalıştığını ama yine de samimiyetsiz olduğunu düşünüyorum. Bu sırada Afrikan Amerikan bilim adamı ‘uykuda.’

Filmin merkezine beyaz bir adamın koyulması Nolan’a has bir şey değil. Medyada ‘rengi’ ve ‘cinsiyeti’ nötr olan beyaz erkeklerin herkesçe empati kurulması mümkün kişiler olduğuna dair bir yanılgı var. Irkı ve ya kadınlığı ile farklılaşan karakterler hep temsili kalıyorlar. Bireyi değil geldikleri grubu temsil ediyorlar. Brand kadınları temsil ederken Cooper yalnızca bir ‘average joe’ yani sıradan biri, yani hepimiz Cooper olabiliriz. Mısır tarlasında bira içen Amerikalı bir beyaz adamla kim empati kuramaz ki (BEN)

Beyzbol, bira ve mısır tesadüfi olması imkansız denilecek bir beyaz amerika sembolizmi. Metin Hocanın dediği gibi dünyanın sonu gelse dahi Amerika yaşıyor. Kapitalizmin kıyamete çözümü taşınmak.

Üç filmin de en etkili tarafı benzersiz hikayeleri kurguları sinematografileri değil popülariteleri. Milyonlarca insan bu filmleri defalarca izliyor. (Nolan filmlerini tekrar tekrar keyifle izletebilmesi ile meşhur) Kanaatimce bu kendisinin en tehlikeli silahı. Paneldeki hocalarımız kendisinin daha önce görülmemiş hikayeleri olmadığını, kurgusunun da esi benzeri olmayan bir kalitede yazılmadığını söylediler, onu ayıran devasa prodüksiyonları ve bu derin mevzulara eğlendirici bir format giydirmesi. Bu anlamdaki kalitesi onun fikirlerinin daha çok beyinlere tekrar tekrar ulaşmasını ve islenmesini sağlıyor.

Umulur ki aylar yıllar sonra kendimizi nedenini bilmediğimiz bir şekilde Nolan’ın Hümanist yeni dünya dininin elementlerini savunurken bulmayız. (Allah muhafaza) Bu gibi fikir propagandalarından kurtulmanın en sağlam yolu onları tüketmemek olsa da bu pek gerçekçi bir çözüm değil. Ama teknolojinin hayat ile kesişmek için yeni yollar bulduğu günümüz dünyasında belki bizlerde Mantıku’t­Tayr ile bir animasyon yapsak hiç de fena olmaz…

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Didem Kaya’s story.