Wadjda Filmi Uzerine

Wadjda’yi izlemek icin sinema biletlerimizi aldigimizda, oldukca tedirgindim. Defalarca “bati” alkislariyla bir yerlere gelmeye calisan bastirilmis dogulu/musluman kadinlarin hikayerleri ile hayal kirikligina ugramis genc musluman ve batida egitim alan bir kadin olarak. Yine guncel ortantalist propagandalardan birine biletlerimize odedigimiz paralar ve daha onemlisi salonda bulunusumuzun gorsel sembolizmi ile (arap-amerikan basortulu bir arkadasim, ve basortulu bir ben) katkida bulunmus olacaktik.

Saudi Arabistan’in ilk kadin yonetmeni Haifa Al Mansur beni oldukca sasirtti. Hem de cok anlamli ve guzel bir filmle. Wadjda filme ismini veren kucuk bir kizin hikayesi. Biraz deli dolu. Bu yonuyle cok da original bir ana karakter degil aslinda ozellikle kadin ana karakterler arasinda.

Wadjda yi farkli kilan ise onun yonetmenin kendi kulturune vey a bu kultur ile ozdeslesmis olan Islam dinine olan nefreti icin bu kucuk kizi bir metaphor olarak kullanmiyor olmasi. Wadjda gercek bir kucuk kiz. Sadece abaye giyiyor ve basini ortuyor cunku o bir musluman ve suudi arabistanda yasiyor. Hepsi bu. Buna en guzel kanitlardan biri *SPOILER/Filmi izlemeyenler icin bir uyari* filmin sonunda yarismadan kazandigi para ile ne yapmak istedigi sorulunca bisiklet alacagini soylemesi uzerine, okul mudiresi bu parayi Filistin’deki kardeslerimize bagislamayiliz deyip ondan alinca Wadjda bu duruma hayiflaniyor. Cunku o sadece bir cocuk.

Bir diger onemli farklilik ise Wadjda’nin annesi. O geleneksel bir Saudi kadini olarak karakterize edilmis. Disarida yalnizca gozleri gorunecek sekilde giyiniyor ve Wadjda yarisma icin calisirken ona Kur’an calistiriyor. Hatta bir sahnede kizini sabah namazina uyandirip onunla beraber namaz kiliyor. Hayati Kuran ve namazla gecen kisiler icin bunda bu kadar sasilacak bir sey yok tabii ancak sinema ve televizyon gercek hayattan baska herseyi yayimladigindan boyle her haliyle normal bir musluman gibi yasayan bi kadinin ayni zamanda mutlu ve normal bir insan olarak gosterilmesi takdir edersinizki bendenizi bir hayli sevindirip sasirtmistir.

Wadjda ve annesi herseyden ote mutlular. Film boyunce izleyince karsilasacaginiz bazi problemler basgosteriyor ve bunlarin kultur ve dinleriyle iliskileri acik ancak ne annesi ne babasi ne wadjda bir seylera “karsit” semboller olarak yerlestirilmemisler. Babasi dahi ataerkil arap toplumunun baskici figure degil kizini karisini cok seven bir aile adami olarak izleyiciye anlatiliyor.

Wadjda benim aklima benzerlikleri ve farkliliklariyla hemen bir baska filmi getirdi: Persepolis. Izleyenler katilacaklardir zannediyorum. Izlemeyenlerimiz icin Marjane Satrapi’nin cizgi romandan esinlenen bu animasyon yapim Islam devrimi sirasinda Iran’dabuyumekte olan bir kucuk kizin otobiyografik oykusu. Film bir amerikan fransiz yapimi. Satrapi de filmed oldugu gibi egitimi icin Fransaya gidip Fransiz vatadasligi aliyor. Tum bunlardan neden bahsediyorum? Cunku Persepolis bambaska bir tarihsel ve cografi arkaplani olan ama insani cercevesi ile cok benzer bir hikayeyi, etrafindakilerden biraz daha deli dolu, belli cerceveleri olan sosyal degerlere sahip bir toplumda buyumeye calisan bir kucuk kizin hikayesini anlatiyor. Ancak Satrapi’nin oykusu nefret(bitterness) dolu.

Ben bu filmi Robert Kolej’de okurken Fransizca dersimin bir parcasi olarak izlemistim. Zorla basi actirilmis 16 yasinda bir kiz olarak “zorba islamist rejim” karsiti propaganda yapan bu film sinif arkadaslarim ve hocalarimca ayni avruplai ve amerikali elestirmenler ve izleyicilerin yaptigi gibi alkislanirken ben oryantalizm ile yeni yeni tanisiyordum.

Iste Wadjda temiz bir nefes gibi geldi bu dusuncelerden siyrilinca. Pek tabii yonetmenin her fikrine katilmiyorum, ve belkide kendisi ile sohbet etme sansini yakalasam kultur, din ve siyaset hakkindaki cok konuda farkli dusunceler one atabiliriz ama Mansour kendisine benzer kulturel gecmislerindan gelip de hem yuzunu gelecege donmus hem de geldigi yeri anlayan bir eser ortaya koyabilen ve bunu islami ve dogu yahut arap kulturunu kadina “zorbaligi” yuzunden otelemeyerek yapabilen nadir kisilerden ki bu gunumuzde kuresel kuzeyin, amerika, kanada ve avrupa basta olmak uzere bu tip yaklasimlara karsi ne denli yuksek nidalarla ovguler yagdirdigini dusunecek olursak, Mansour adina oldukca takdir edeilebilecek bir sey.

Ey bu yaziyi okuyan genc kadinlar, eger her hangi biriniz musluman babanizin size ne kadar eziyet ettiginden, veya cahil musluman annenizin ne kadar cahil oldugundan bahseden bir kitap yazabilirseniz, bir de yazabiliyorsaniz bunu ingilizce yazarsaniz ve bu psikolojik hapishaneden amerika daki universiteniz veya ateist/feminist/beyaz arkadaslarinizca kurtarildigini da eklerseniz (gerci eklemezeniz de bir amerika basim yayim sirketi ile anlasmaniz halinda onlar size bir “hayalet yazar” arkadas vericektir bu kiside neleri hikayenize eklemeniz gerektigini soyler) iste o zaman sizde birden bire bir kariyere sahip olabilirsiniz.

Ben bu duruma cok musaitmisim. Orta-alt siniftan gelen, Robert ile aydinlanmis, Yale ve Amerika ile ‘medeniyetin’ gobegine dusmus bir Turk genci. Bir New York Times Bestselleri ile aramdaki tek sey su basimdan cikarmamakta inat ettigim ortum. Allah bozmasin. Amin.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Didem Kaya’s story.