Bir Girişimcinin Askerlikle İmtihanı — 1. Bölüm: Teslimiyet

İçimde garip bir his. Tarifi yok. Saçma ve bir o kadarda heyecanlı. Sanki Murat Menteş’in romanlarındaki baş kahramanlarından birisiyim. Son hazırlıklarımı yapıp havalimanındaki son kontrole doğru adım adım yürüyorum. Beynimin lopları arasında Müslüm Gürses’in hangimiz sevmedik çılgınlar gibi şarkısı çalıyor. DJ efkarlı. Kantik’ten hallice. Havalimanında duygu yüklü anlar yaşanıyor…

Bir an önce bilinmezlik bitsin olacaksa olsun derdindeyim. En son bu hissi üniversitede yaşamıştım. Sonra Cem Yılmaz geliyor aklıma. Gülüyorum. Biraz gerginim. Neyle karşılaşacağımı bilmiyorum. Eğleneceğim kesin ama bilmiyorum. İzmir’e iniyorum. Arkasından metro ile Gaziemir’e geçmek için yola koyuluyorum. 16 kilo 80 gramlık valizimle. Asker olduğum saçlarımdan anlaşılıyor. Son Mohikan’dan hallice..

Treni beklerken bir Üst Teğmen ile tanışıyorum. Bandocu. Tatilini bölüp Cumhurbaşkanı’nın töreni için Ankara’ya uçmuş. Çalmış, sabahtan da İzmir’e geri dönmüş. Konuşkan ve anlayışlı. Biraz gönlüme su serpiyor..

Saat 13.00’da teslim olacağım. Kafaya koydum, sözde Gaziemir’i gezeceğim ama pek tadı yok. Yediğim içtiğimin ayrı ayrı gidiyor. Karışmıyor midemde adeta. Zaman geçse de teslim olsam derdindeyim. Ne AVM’de gezdiğimden tad alıyorum ne de içtiğim çaydan. Kafaya koydum teslim olacağım.

***

Nizamiyeyi gördüm. Gördükçe heyecanlandım. Aman Allah’ım bu çizgili ve endişeli yüz benim mi? Diyerek Cahit Sıtkı Tarancı’ya selamı çakıyorum. Şakaklarım birden beyaza bürünmüş kahvedeki dayılar saygı göstergesi olarak yerlerinden kalkıyor. Lüzumu yok diyorum. 50–55 yaşlarındaki dayı geliyor yanıma. Soruyor “ne içersin?” diye. “Bir çay bir de soğuk su içip kalkacağım” diyorum. Kalkabilirsem..

Nizamiye’ye baktıkça gülesim geliyor. Benim burada ne işim var diyorum. Gitmiyor ayaklarım, yürümüyor. Bedenime karşı geliyor. Kontrole ele geçirip firar etmeyi düşünüyor. Çay bile dindiremiyor heyecanımı. Yarım saat kadar bakışıyoruz Nizamiye ile. Arada göz kırpıyor ama nafile. Sansar Salvo kulağıma eğilerek “Adrenalin her tarafta, çocuk uyan! Bir silah edin ve sokağında dolan diyor”. Garipsiyorum ya herro ya merro diyorum. Hesabı ödeyemiyorum. Bozukluğu yok dayının. 2 TL borcum var ona. Çıkışta ödeyeceğim diyorum…

İçeri girer girmez üzerime kara bulutlar çökecekmiş gibi oluyor. Kafamı kaldırıp sağa sola bakıyorum. Kahvede oturanlar bana gülümsüyor. İstemsizce el sallıyorum. Sıfır noktasına gülerek gidiyorum. Hatta bazıları elleriyle alkış tutuyor, kafamı çeviriyorum. Askere “Ben teslim olmaya geldim!” diyorum. Gülüyor ve seviniyor. Nöbetten düşecek tabi. Kolay değil. Çömezi bot bağlıyor. İçten içe bir sırıtış.. Ben sevildim sende sevil minvalinde. Yıldız Tilbe’ye bağlamaya çalışıyor ama yetmiyor kelime dağarcığı.

Kulağıma ağıtlar gelmeye başlıyor. Zılgıtlar birbiri ardına susmadan aynı tonda devam ediyor. Sıfır Bir’deki Özgür’ün vurulma anı gözlerim önünde. Yüksek dozda duygusal sele maruz kalıyorum.

Uzaktan bir ses!

-Evlat, içerde misin?


Originally published at Tarık Çayır.