Çiftçinin vizyonu

Küçükken tatillerde köye gitme fırsatım oldu fakat en yoğun köy deneyimimi lise dönemimde 2 farklı yaz tatilimde yaşadım. İki sene, ikişer küsür ay olmak üzere yaklaşık 5 ayımı köyde gönüllü çalışarak geçirdim.

Misafiri olduğum hane görebildiğim en profesyonel çiftçilerinden. Profesyonelliğin yanında müthiş çalışkan bir hayat tarzları var. İlk çalışma dönemimde ben de bu müthiş düzene dahil oldum. Ev halkı sabah 6 gibi uyanıyor, temizlik yapılıyor, kullanılacak araç gereçler hazırlanıyor. Öyle enerjik bir ortam var ki, normal şartlarda öğlene kadar uyuyan ben, bir hafta sonra sabah 7'de dinç bir şekilde ayaklanır oldum. Artık 7.30 gibi ortak kahvaltıya katılıyor, hatta öncesinde temizliğe yardım ediyordum. Kahvaltıdan sonra da traktör, biçerdöver, pick-up ne bulduysak işlere koyuluyorduk.

Bir gün kendimi kurutulmuş hayvan yemi deposundan yem toplarken buluyordum, başka bir gün biçilmiş ekinlerin atıklarını balya sararken. Bazen de işin hayvancılık tarafına destek oldum; hayvanları sulamaya ve otlamaya götürdük, bazen de bu zaman diliminde ahırlarını temizledik. Su kanalından suyu tarlaya aktarıp, ürünlerin ertesi gün daha da yeşerdiğini gözlemledim. Değişimi bu kadar hızlı görmek etkileyiciydi. Kelimenin tam anlamıyla ortaya koyduğumuz çabanın geri dönüşünü ertesi gün görebiliyordum. Daha iri ve yeşil mısır fideleri :)

Bunun yanında çiftçiliği bir iş modeli olarak gözlemleme şansım oldu. Üretim çabasının ürüne, ürünlerin gelire dönüşümünü gözlemledim. Süt toplayıcılarının nasıl bir fiyatlandırma uyguladıklarını veya tedarikçileri ile nasıl ilişkiler içinde olduklarını gördüm. Üretimde kullandığımız araçların işlere katkısını doğrudan ölçebiliyorduk. 7 metrelik tabla ile 9 metrelik tablanın çıktısı farklı oluyor, onu depolayacak dane deposunun kapasitesi tarlayı ne kadar zamanda işleyebileceğimiz konusunda belirleyici oluyordu.

Bir de işin yatırım tarafı var. İyi biçerdöverlerin fiyatları yarım milyon Euro’yu bulabiliyor, çeşitli tarlalar için uygulanan tablanın fiyatı değişiyor. Sahip olduğun traktör sayısı ve kalitesi lojistik operasyonlarını kolaylaştırıyor; uzman görüşü gereken yerlere Toros model araba yerine arazi aracınla çok daha hızlı ve rahat ulaşıyorsun. İşin kendisine yapılan yatırım çeşitli şekillerde geri dönüşünü gösteriyor. Misafiri olduğum aile gelirlerden masrafları düştükten sonra, kazancın hatırı sayılır kadarını arazi satın almalarına, araç model yükseltmelerine ve başka türlü şekillerde işin kendisine yatırım için ayırıyordu.

Gördüğüm en müthiş muhasebe defterine sahiplerdi. Benim Üniversite’de öğrendiğimden çok daha farklı, ama şartlarının gereklerine birebir uyan türden. Uzun dönemli alacakları ile kısa dönemli alacakları belliydi; benzer şekilde kendi yükümlülüklerini finanse edip edemeyecekleri konusunda konsolide oluyorlardı.

Derken bu müthiş tempolu günlerden birinde annem beni balya bağlarken köyün çok dışındaki bir tarlada ziyarete geldi. Nasıl buldu merak ediyorum :)
“Evladım niye buralarda kendini yıpratıyorsun, evine dönsene artık!” diye, biraz da sitemkar bir şekilde çıkıştı. Özünde misafiri olduğum hanenin beleş ama çalışkan işçisine dönüşmüş olmamdan endişe ediyordu. Ben ise keyifli zaman geçirmenin yanında, üretken ve mutlu hissediyordum. Bu iş daha önce çalıştığım hiçbir işe benzemiyordu.

İş disiplini konusunda gelişmenin yanında, dinamiklerin bu kadar ortada olduğu bir iş modelinde gelirin, giderin, satışın, üretimin, yatırımın ne olduğunu açıkça ve somutça gözlemledim, farklı iş süreçlerini görebilir hale geldim. Alın-terine muhasebecide çalıştığımda bu kadar yaklaşmamıştım. O zaman da çok çalışıyordum, üstelik para alıyordum. Yine de yaptığım iş bu denli üretken hissetmeme neden olmuyordu. Çiftçilik müthişti :)

Dönüp baktığımda şu soruyu soruyorum: Bu köy yaklaşık 3–4 nesil önce Balkanlar’dan gelen Türk göçü ile 0'dan kurulmuş. Tüm yerleşimcilere benzer miktarlarda arazi tahsis edilmiş. Fakat sadece 3 nesil içinde bu aile diğer ailelerden nasıl bu kadar ayrıştı? Nasıl oluyor da, bu aile Bodrum’da lüks tatil yapabiliyorken iki sokak ötedeki komşu tüm operasyonları için araç kiralıyordu? Veya neden ev sahibim tarla sulamak için eleman bulamıyorken, başka bir köylü gündelik işlerde, günlük yaşıyordu?

Bu hadisede farkı yaratan temel 3 itici kuvvet olduğunu düşünüyorum. Bu 3 itici kuvvet ailenin kültürüne işlemiş, değerlerinin arasına girmiş; karakterlerinin kumaşına işlemiş. 4 yaşındaki çocuklarında bile aynı azmi ve değer paylaşımını görebiliyorsun. Bunları kabaca yazacak olursam:

  1. Tasarruflu olma isteği: Kullandığın her türlü kaynak sana doğrudan kar veya zarar olarak yansır. Kaynağını tasarruflu kullan! Bunların en başında zamanın gelir. İhtiyacına odaklanmalısın, fazlasına değil. Ve gerektiğinde para harcamaktan kaçınma ki ileride daha fazla para vermeyesin.
  • Akıllıca çalışmak: Tüm aile bireyleri müthiş bir organizasyonla ve müthiş bir sistem ile çalışıyorlardı. Örneğin sabah 5 gibi tarla sulamaya gidecek kişi daha erken yatıyordu ki gün içinde enerjisini iyi yönetebilsin. Gece 2'ye kadar çalışıp, sonra tekrar 5'te kalkarak kendisini yıpratmıyor, uykusunu alıyordu. Bir sonraki günün programı belki hafta öncesinden belli oluyor ve kaynaklar ona göre organize ediliyor. Kimse çok çalışma uğrunda heba edilmiyor.
  • Kendini ödüllendirme: Akşamları işten sonra arkadaşlarla bir araya gelip sohbet etmek günün yorgunluğuna keyif katıyor. Bazen başka bir köye yemeğe gidiliyor, bazen şehir merkezine restorana. Çabalarının karşılığında keyifli zamanın tadını çıkarıyorlar.

Şehir hayatında da durumun farklı olmadığı kanısındayım. Sonuçta çalışıyoruz, kimimiz şirket kuruyor, kimisi kurumsal bir şirkete giriyor, kimisi esnaf takılıyor. Kimimiz ise gündelik yaşıyor ama neden? Temel bir neden “Tercih Sebebi” olması. Başka bir etken ise bu tercihi güdümleyen “Umut”.

Gündelik yaşayan o köylünün pek de bir umudu yok. Hayatı boyunca çalışsa bile bir traktör alamayacak veya Bodrum’a tatile gidemeyecek. Algıladığı bir refah standardı var, diğer ailelerden gördüğü ve bunu kendi durumu ile kıyasladığında aradaki fark bir uçurum gibi görünüyor, haliyle bu farkı kapamak ona imkansız geliyor, pek çok şeyden vazgeçiyor. Organize olmaktan, disiplinli çalışmaktan vs… Kendisine olan etkisinin yanında kendi soyu olacaklara karşı da bir umutsuzluk tohumu atıyor. Bu köylünün ailesi 3 nesil sonra nerede olacak?

Amerika’da Deniz Harp Akademisi öğrencileri yüksek performanslarıyla bilinir. Bu Üniversitenin öğrencilerini düşük performanslı başka bir üniversite öğrenci grubuyla eşleştiriyorlar. Bu çalışmadan beklenen çıktı zayıf performanstaki öğrencilerin, Deniz Harp Okulu öğrencilerinden ilham ve ders alıp daha çok çalışması veya odaklı çalışması. Fakat uygulama beklenenin tam tersi gelişiyor ve zayıf öğrencilerin çoğu eğitim hayatından vazgeçiyor. Nedeni araştırıldığında, “Eğer bu adamlar en iyilerse, bizim en iyi olmamız için hiçbir imkan yok” şeklindeki ortak yargıyı tespit ediyorlar.

Bu yine bana başka bir bulguyu hatırlattı: “Ortada tanımlanmış hedefler olduğunda insanlar bu hedefleri gerçekleştirmekte daha başarılı oluyorlar.” Bu çalışmaya atıfta bulunun başka bir çalışma ise insanların bu nedenle bilgisayar oyunlarına çok zaman ayırabildiğini fakat kendi hayatlarında aynı özveriyi gösteremediğini söylüyordu. Sonuçta oyun oynarken yapman gerekenler ve hedeflerin çoğu ön-tanımlıdır, ve bu sistemi anladıktan sonra geriye kalan yöntemini iyileştirmektir.

Maalesef gündelik hayatlarımızda durum oyunlarda olduğu kadar basit değil. Yine de hayatı basit kıldıkça ve hedeflerimizi belirlemeye gayret gösterdikçe görece daha rahat ve huzurlu yaşayabiliriz.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.