Malcolm X’in Şehadetinin üzerinden 52 yıl geçti

Malcolm X, Manhattan’da konuşma yaparken orada bulunan bir kişi “Zenci, ellerini cebimden çek!” şeklinde bağırdı. Bu bağırma üzerine korumalar adama yönelirken, bu kişi daha hızlı davrandı ve namlusu kesilmiş tüfekle Malcolm X’i göğsünden vurdu.

Malcolm X, 19 Mayıs 1925′te Omaha’da dünyaya geldi. Babası bir Baptist Hristiyan vaizdi. Babası da, Amerikalı siyahların hiçbir zaman gerçek özgürlüğe, bağımsızlığa ve itibara kavuşamayacağına inanmaktaydı. Bu yüzden de Amerika’yı bırakıp, kendi vatanlarına, Afrika’ya dönmeliydi siyahlar.

Çocukluğu

Malcolm X, 1929 yılında 4 yaşındayken, evleri yakıldı. Malcolm’un ailesi evlerinin kimler tarafından kundaklandığını bilemedi ama bir şeyi iyi öğrendiler; “Meşaleli iki adam beyaz ve Malcolm’un ailesi siyahtı.” Eğer aynı renkten olsalardı, bu olay hiç bir zaman gerçekleşmeyecekti. Bir gece babası suikasta uğramış, adamlar onu ölünceye kadar dövmüş, kafasını parçalamış, sonra gelip geçen arabalar ezsin diye yolun ortasına atmışlardı. Polisler gece yarısı evden gelip annesini almışlar ve babasının vücudunun yarısı ezik, bazı kemikleri kırılmış, ölü vaziyetteki halini kendisine göstermişlerdi.

Malcolm Little, 19 Mayıs 1925'te, 7 kardeşin 4.’sü olarak dünyaya geldi.

Artık sekiz kardeşle ortada kalmışlardı. Ailede maddi çöküntüyle birlikte psikolojik çöküntü de meydana geliyordu. Kardeşlerinin en büyüğü geçimlerine yardım için çalışıyordu, annesi de temizlik vs gibi işlerde çalışıyordu. Aile Refah Kurumu, Malcolm’un ailesine geldiğinde annesinin çocuklarına bakamayacağını anladılar, annesi kocasının katledilmesi ve içine düştükleri koşullar dolayısı ile aklını da yitirmişti. Aileyi dağıtma kararı aldılar. Malcolm’u, durumu iyi bir aile aldı. Sonunda bütün kardeşlerini bir yere verdiler. Annesini de akıl hastanesine yatırdılar.

Malcolm, evlatlık olarak verildiği evde çok iyiydi. Bu sırada okulu terk etmeyi kafasına koymuş, okuldaki ayrımcılık ve aşağılama onun açısından dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı. 13 yaşında okuldan kovuldu. Ancak olaylar Malcolm’un tasarladığı gibi olmadı. Mahkeme artık bir ıslah evinde kalmasına karar verdi.

Aslında okulda çok başarılıydı. İngilizce öğretmenini çok seviyordu. Malcolm, sömestrden sonra sınıf başkanı seçildi, bu onu çok mutlu etmişti. O sınıftaki tek siyah öğrenciydi. Bir gün baş başa kaldığında çok sevdiği İngilizce öğretmeni sormuştu: “Artık büyüyorsun, ne olmak istersin?” Malcolm, bunu daha önce hiç düşünmemişti. Birden “Avukat olmak istiyorum” deyince İngilizce öğretmeni iyice şaşırmıştı. Malcolm’a: “Biraz gerçekçi olmalısın, sen bir zencisin. Bunun için doğru düşünmen lazım. Niçin bir marangoz olmayı düşünmüyorsun?” demişti. Malcolm bundan önce de aşağılanmıştı ama hiç biri, bu kadar acı vermemişti.

El-Hajj Malik Shabazz nam-ı değer Malcolm X’in hayatı ile ilgili Şeyh Khalid Yasin’in vaazından bir kesit.

Gençliği

Malcolm, Boston’a ablasının yanına taşındı. Serserilerle takılmaya başladı. Esrar, eroin çekiyor; marijuana, alkol kullanıyor ve kumar oynuyordu.

Ona, kızıl saçlarından dolayı ‘Detroid Red’ olarak seslenen ilk kişi dedesiydi. Daha sonra bu isim onun lakabı oldu.

1942 yılında, 17 yaşındayken şikayetler üzerine demir yollarındaki işinden atıldı. Sonra, Harlem’de kaldığı bir barda işe başladı. Burası; dümencilerin, hırsızların, esrar satıcılarının bulunduğu Harlem’in birkaç barından birisiydi. Kendisi de esrarlı sigara satmaya başlamış, seyyar eroin satıcısı olmuştu. Sonra ani bir kararla esrar satma işini de bıraktı.

Amerika’da yaşayan siyahiler üniversite mezunu ise ancak bir hademe ya da hastanelerde ve devlette ayak işlerini yapıyorlardı. Hal böyle olunca zencilerin çoğu kolayından yaşamak, çalışmadan kazanmak işleriyle meşguldü. Amerika’da yaşayan, hele Harlem’de yaşayan zenciler için erdem, ya bir çete kurmak, ya en iyi hırsız olabilmek, ya da bir düzen kurup öylece kendine göre hayatı geçirip gitmekti. Malcolm da artık çetesini kurmuş, hırsızlıklara başlamıştı.

Malcolm Little, 1945'te tutuklandı ve hapse mahkum edildi.

Hırsızlık suçundan ve bir beyaz kadınla birlikte olduğundan dolayı 10 yıl hapse mahkum olduğunda henüz 21 yaşında bile değildi. 1946 yılının Şubat ayında, Charlestown eyalet hapishanesine havale edildi. Hapishaneye girdiği ilk günlerde bedensel olarak çok acı çekiyordu; çünkü içeriye girer girmez uyuşturucularla birden ilişkisi kesilince, yılan gibi kıvranacak hallere düşmüştü. Hücreye girdiğinde avazının çıktığı kadar bağırıp devamlı İncil’e ve Tanrıya küfürler yağdırıyordu. Bundan dolayı Malcolm’a hapishanedekiler “İblis” demişlerdi.

Hapishanede, Bimbi diye çok güzel konuşan ve devamlı kitap okuyan birisi vardı. Bir gün Bimbi’nin dinsizliğe karşı konuşmasından sonra, Malcolm artık dine, kitaba küfretmez olmuştu.


Malcolm X’in gerçek İslamı bulmasından sonra dünyanın en prestijli münazara platformu Oxford Union’da katıldığı bir tartışma.

İslam’la Tanışması

Malcolm 1948 yılında , Concord Hapishanesi’ne nakledilmişti. İşte bu günlerde küçük ağabeyi Philibert’ten bir mektup aldı. Mektupta: “Siyah adamın doğal dinini keşfettiğini” ve “İslam Cemaati” diye bir şeye katıldığını yazıyordu kardeşi. Ayrıca kurtuluşa ermesi için Allah’a dua etmesini istiyordu. Sonra kardeşi Reginald’dan da bir mektup aldı. Bir sürü havadisle birlikte “Malcolm sakın domuz eti yeme ve sigara içme artık. Hapisten nasıl kurtulacağını anlatırım sonra sana” diyordu kardeşi. Kardeşinin dediklerini aynen uygulamaya koydu. Sonunda bir gün çıktı geldi kardeşi Reginald ve Malcolm’a Elijah Muhammed’i anlattı.

Tanrı’nın Amerika’ya indiğinden, Elijah adındaki bir zata siyah adam suretinde göründüğünden söz etti. Ayrıca şeytanın da bir insan olduğunu ve bütün beyazların şeytan olduğunu söyledi. Aradan birkaç gün geçtikten sonra kardeşi Reginald tekrar geldi ve Malcolm’un kafasında ilk kez yer bulan ciddi düşünceler bırakarak gitti.

“Düşünebiliyor musun, kim olduğunu bile bilmiyorsun” demişti Reginald, “Bitip tükenmek bilmez hazineleri olan, kralları medeniyetleri olan bir ırktan geldiğin halde bunu bilmiyorsun ne yazık ki. Şeytan beyazlar senden bunu gizliyorlar. Asıl soyadının ne olduğunu bile bilmiyorsun, bir zamanlar kendi ana dilin olan dilini duysan bir kelimesini bile anlamazsın. Beyaz şeytan, aslınla ilgili bütün bilgileri çekip almış elinden. Seni katlederek, sana tecavüz ederek, seni atalarının tohumundan, anayurdunun bağrından koparıp getirdikleri günden bu yana sen bu beyaz şeytanın bitmek bilmeyen şeytanlıklarının kurbanı durumundasın.”

Malcolm, günde sadece beş saat uyuyor ve saatlerce kitap okuyordu. Ayrıca hapishanelerde mahkumlar arasında bir çok münazaralar yapılıyordu, Malcolm bunlara da katılıyordu. Günahlarının bağışlanması için diz çöküp dua etmek. Malcolm bu deneyimini şöyle anlatacaktır: “Yaşantım boyunca gördüğüm imtihanların en zoruydu. Bir günahkarın Allah’tan mağfiret dilemek için diz çökmesi, diz çöküp günahını kabullenmesi dünyanın en zor işi olsa gerek.”

Malcolm hapishanedeyken, kardeşleri ona Nation of Islam’ı okumayı ve anlamayı öğretti.

Bütün doğu ve batı felsefesini okudu. Eğitimini yarıda bıraktığı için dili zayıftı Malcolm’un. Burada beyazlarla ilgili çeşitli gerçekleri öğrenecekti: Beyaz tüccarların koloniler kurarak Afrika, Asya ülkelerine saldırışını, Haç’a hiçbir zaman İsa dininin ruhuna uygun olarak, içten pazarlıksız olarak el atmadıklarını; alçak gönüllüce, azizce, insanca sarılmadıklarını…

Malcolm’un gözünde, hakkında birçok şey dinleyip öğrendiği Elijah Muhammed gönlünde mucizevi bir kurtarıcı, siyahi bir kahraman, emsalsiz bir lider olarak şekillenmeye başlamıştı. İçerdeyken kardeşleriyle ve Elijah Muhammed’le devamlı mektuplaşıyordu. Elijah Muhammed ona bir mektup göndermiş içine de bir miktar para koymuştu.

ABD’nin kendi nüfusuna yakın sayıdaki 115 milyon Afrikalı’yı ya öldürdüğünü ya da köleleştirdiğini, hamile siyah kadınların hasta düştüklerinde kollarından tutulup denize fırlatıldıklarını, siyah erkeklerin bir kısmının beyaz erkekler tarafından hadım edildiğini, siyah kölelerin çiftliklerde, mutfaklarda çalıştırıldığını, siyahların çektiği yoksulluğu, açlığı, kendisine uygulanan vahşi işkenceleri ve beyaz adamın, siyahların emeğinden, sırtından ve alın terinden edindiği o devasa zenginliği öğrendi tarih kitaplarından. Bu, onun beyaz adamın gerçekten bir şeytan olduğu ve sürekli siyah tenlinin kötülüğü için mücadele ettiği şeklindeki düşüncesini iyice pekiştirdi.

Malcolm, 1952 yılının baharında 7 yıldır kaldığı hapisten çıktı. Hapisten çıkınca Detroit’teki kardeşinin yanına gitti. Kardeşinin evinde tam bir Müslüman evi havası vardı. Kardeşi ona gusül almayı ve namaz kılmayı öğretti. Detroit’teki Müslümanların toplandığı bir yer vardı. Buradaki Müslümanlar o kadar samimiydiler ki, Malcolm böyle bir samimiyeti hayatında ilk kez görüyordu.

Malcolm, bir gün Bay Muhammed ve İslam meyveleri dediği ona bağlı müritlerle tanıştı. Bu arada soyadı değişikliği için başvuruda bulunmuş ve başvurusu kabul edilmişti.

Elijah Muhammed, “X” soyadını kullanmalarını öğütlemişti onlara. Afrika’dayken ailelerin sahip oldukları soyadlarını simgelemektedir ‘X’. Şimdiki soyadları, kölelikten kalma efendilerinin soyadlarını kullandıklarından, kendilerine ait değildi. ‘X’ matematikte bilinmeyenin simgesidir. Bir gün gelip Allah’a dönünceye değin bu ‘X’i kullanacaklardı. Artık onun ismi Malcolm X’ti.

Elijah Muhammed, yeterlilik kazandığına inanınca, Malcolm’u Boston’a yolladı. Başarılı çalışmalarından sonra Malcolm X’i New York’u teşkilatlandırması için görevlendirdi.

Malcolm X, gerçek İslam’ın Elijah’tan çok uzak olduğunu biliyordu. Ancak İslam’ı bütün incelikleriyle kavrayabilmek ırk, renk ve dil ayrımı yapmadığını görebilmek için Hacc’a gitmesi gerekiyordu. O Amerika’da bildiği İslam’la, Hacc’da Mekke’de gördüğü İslam arasında dağlar kadar fark olduğunu anlayınca, X olan soyadını El Şahbaz’a çevirdi. Çünkü o, “gözleri mavinin en mavisi, saçları sarının en sarısı insanlarla aynı tabaktan yemek yemiş, aynı saflarda omuz omuza namaz” kılmıştı.

Malcolm X başlangıçta, ilk siyah Müslüman hareketinin öncüsü Elijah Muhammed’in bağlısı olarak ırkçı düşünceler taşıyorken, Hacc dolayısıyla İslam dünyasına yaptığı bu gezi onu bu düşüncelerden döndürdü. Artık kendisini İslam’ın sömürgecilik ve ırkçılık karşıtı evrensel mesajını tüm dünyaya iletmeye adamıştı. Bu amacını kitleler çapında gerçekleştirmeye çalıştığı toplantılarından birinde suikasta uğrayıp, 21 Şubat 1965′de öldürüldü.

Malcolm X’in hac dönüşü konuşmasından: “Ben ırkçı değilim ve ırkçılığın hiçbir şeklini onaylamıyorum. İyi siyah ya da iyi beyaz yoktur; iyi veya kötü insanlar vardır…”
“İyi siyah ya da iyi beyaz yoktur; iyi veya kötü insanlar vardır.”

Malcolm X’in Hacc intibaları

Hacc döneminde aynı duygu ve düşüncelerle Kâbe’de toplanan değişik ırklara mensup insanlar, herkesin Hz. Adem ile Havva’nın çocukları ve bütün Müslümanların kardeş olduğu hadisini hatırlatmaktadır. Hacc döneminde, âdeta küçük haşri sembolize eden Mekke, sosyolojik olarak ırklar arası yakınlaşmanın, barışın ve hoşgörünün en güzel zeminlerinden birisi haline gelir. Arab’ın Acem’den üstün olmadığını, üstünlüğün Allah’a yakınlıkta olduğunu bilen Müslümanlar, Hacc’da diğer milletlerin bütün farklılıklarına hoşgörüyle bakmasını öğrenirler. Irkçılığın ve çıkarcılığın daha belirgin hissedildiği bir ülkede yaşayan Malcolm X ve Yusuf İslâm, Hacc’ın bu yönünü daha derinlemesine hissetmişler. Malcolm X lâkablı El-Hacc Malil el-Şahbaz’ın hac intibaları şöyledir:

“Sen Allah’la beraber olunca, O, daima varlığının işaretlerini sana hissettirir. Ben Mekke’ye gitmek için Suudi Arabistan konsolosluğuna vize talebinde bulununca bana Amerika’da Müslüman olmuş kişilerin vize alabilmesi için, Dr. Mahmud Şavarbî’den onay alması gerektiğini söylediler. Ben Şavarbî’ye telefon açınca, o çok şaşırdı, kendisinin de beni aramak üzere olduğunu söyledi ve gelmemi arzu ettiğini ifade etti. Bürosuna gidince Dr. Şavarbî bana Hacc’a gidebilmem için gerekli olan onay mektubundan sonra bir kitap verdi. Kitabın adı ‘Muhammed’in (sav) Ebedî Mesajı’ idi. Yazarı Abdurrahman Azzam’dı. Yazar, eserinin bir nüshasını bana verilmesi için göndermiş. Şavarbî, bana Azzam’ın Mısır doğumlu uluslar arası kimliği olan bir devlet adamı olduğunu söyledi ve ekledi: “O seni basından yakın takibe almış.” İnanılması güçtü. Şavarbî bana Kahire’de öğrenci olan oğlu Muhammed Şavarbî’nin ve kitabın yazarının oğlu Ömer Azzam’ın telefon numaralarını verdi, onları çekinmeden arayabileceğimi söyledi.

Kahire Havaalanı, hacıların ihrama girdikleri yerlerden birisidir. Havaalanına giderken heyecanlıydım. Çünkü ne yapacağımı tam bilemiyordum. Elbiselerimizi çıkardık ve beyaz havlularla ihrama girdik. Cidde Havaalanındaki binlerce kişi aynı şekilde giyinmişti. Kimse senin kral olduğunu veya çiftçi olduğunu fark edemezdi. Bana ekabirden diye tanıtılan bazı kişiler de benim gibi giyinmişti. İhramı giyince hep beraber ‘Lebbeyk’ diye başlayan duayı yüksek sesle okumaya başladık: “Ey Allah’ım işte geldim, huzurundayım…”

“Kahire’den Cidde’ye giden uçakta yer olmadığı halde, beni üzmemek için bir başkasının yerini bana vermiş olduklarını öğrendim. Mahcup oldum. Uçakta beyaz, siyah, kırmızı ve sarı renkten insanlar vardı. Mavi gözlü ve kumral saçlı insanlarla benim gibi kıvırcık saçlılar hep beraber, hepsi aynı Allah’a ibadet ediyor ve hepsi birbirine eşit seviyede saygı duyuyordu. Uçakta koltuktan koltuğa benim Amerikalı bir Müslüman olduğum sözü dolaşıyordu. Uçağın pilotu benimle tanışmaya geldi. Mısırlıydı. Deri rengi benimkinden siyahtı. O, Harlem’de dolaşsa idi, kimse onun yabancı olduğunu düşünmezdi. Yardımcı pilotun rengi onunkinden de siyahtı. Bunun bana ne kadar zevk verdiğini anlatamam. Çünkü şimdiye kadar hiçbir siyahın jet pilotu olduğunu görmemiştim. Cidde’ye kadar yaklaşık bir saatlik yol boyunca “Lebbeyk” duasını okuduk. Cidde Havaalanı, Kahire’den daha kalabalık görünüyordu. Cidde Havaalanında Amerikan pasaportunu görünce benden şüphelendiler, Dr. Şavarbî’nin onay mektubunu istediler. Tartışmalar devam etti. Ve benim gerçekten Müslüman olduğumun anlaşılması için mahkemeye çıkmam gerektiğini söylediler…”

Daha sonra Ömer Azzam’la irtibata geçen Malcolm X, onun vasıtasıyla Mekke’ye gidebilme iznini alır. Azzam’ın misafirperverliğinden ve nezaketinden çok etkilenir. Sonra Mekke’ye gelir ve Hacc’eder. Hem bedeninin, hem zihin ve ruhunun yapmış olduğu bu seyahati Malcolm X şöyle özetler:

İslam Haccdır

“Ömrümde, her renkten, her ırktan insanların birlikte kaynaştığı, İbrahim’in, Muhammed’in ve semavi kitaplardaki bütün Peygamberlere ev sahipliği yapan, şimdi bulunduğum bu mukaddes topraklardaki kadar, insanlar arasında böylesine coşkulu ve içtenlikli bir konukseverlik, böylesine yüreklerden taşan gerçek bir kardeşlik hiç görmedim.

Geçen hafta çevremde her renkten insanların oluşturduğu asil ve anlatılamaz ihtişamdan büyülenmiş bir halde ve konuşmaktan aciz kaldım.

Beni Yaratan Allah, beni Mukaddes Mekke’yi ziyaret etmekle ödüllendirdi.

Kâbe’nin çevresini yedi kere döndüm. İnsanlığın dertlerine deva İslâm’ın Kutsal suyu Zemzem’den kana kana içtim. Safa ve Merve tepeleri arasında yedi defa gittim ve geldim.

Adem’’in yurdunda tarihin en eski kenti Mina’da, Arafat’ta dua ettim.

Dünyanın dört bucağından onbinlerce hacı ile ile birlikteydim. Mavi gözlü sarışınlardan siyah derili Afrikalıya kadar bütün renkler kaynaşmıştı. Fakat hepsi insanların birlikteliğini, tek bir ruh halinin ibadeti içinde idiler. Bu benim Amerika’da siyah ile beyaz arasında göremediğim, fakat görülmesi kaçınılmaz olan ve olanaklı olan bir manzaraydı.

Amerika, İslâm’ı tanımalı, anlamalı ve bilmelidir. Çünkü sadece bu din toplumdaki ırk, renk, insanlar arasındaki ayırımı kökten reddetmektedir. İslâm ülkelerine yaptığım gezilerde konuştuğum insanlar ve hatta beraber yemek yediğim beyaz Amerikalılar kafalarındaki beyaz ayırımcılığın İslâm ile tanıştıktan sonra yok olduğunu söylediler.

İnsanların renklerine bakılmaksızın birlikte iç içe oldukları böylesine içtenlikli ve gerçek bir kardeşlik bir manzarasını bundan önce hiç görmemiştim.

Bu sözcükleri benden işitmekle belki şaşıracaksınız. Bu Hacc sırasında gördüğüm ve yaşadığım bu gerçekler benim daha önceden eriştiğim düşünce biçimini yeniden temellendirmede büyük etkisi oldu ve bazı varsayımlarımı terketmeye karar verdim.

Bu benim için hiç de zor olmayacak. Sıkı ve kesin kabul ettiğim düşüncelerime rağmen ve ben her zaman gerçeğin arayışı içinde oldum ve karşılaştığım her yeni gerçeği yeni bir aşama, yeni bir bilginin açılımı olarak kabul ettim.

Gerçeğin yetenekle aranmasının önemli ve belki de ilk şartı olan beynimi ve aklımı daima açık tuttum. Bu Kutsal yerlerde geçirdiğim 11 gün içinde bu Müslüman kardeşlerimle tek ve aynı Allah’a ibadet ve dua ederken onlarla birlikte aynı tabaktan yedim, aynı bardaktan içtim, aynı kilimin üstünde uyudum.

Gözleri mavilerin en mavisi, saçları sarıların en sarısı ve derileri beyazların en beyazı idi.

Ve beyaz Müslümanların sözcükleriyle ben Nijerya’dan, Sudan’dan ve Gana’dan siyah Afrikalı Müslümanlar arasında ayni ve gerçek içtenliği ve duyarlılığı yaşadım. Biz gerçekten kardeşlerdik, kardeştik.

Çünkü inançlarımız tek Allah’a idi ve aramızda renkler kalmamış ve Beyaz renk, Amerika’da var olan tutum ve davranışlarıyla düşüncelerimizden sökülüp atılmıştı.

Eğer beyaz Amerikalılar Allah’ın tekliğini kabul ettiklerinde insanın da Birliği gerçeğini kabul edecekler, insanlar arasında antropolojik üstünlük ölçülerine, farklı renklere farklı muamelede bulunmaya son vereceklerdir.

Amerika’daki ırkçılık tedavi kabul etmez bir kanser salgınıdır. Beyaz Amerikalının Hıristiyan kalbi böylesine yıkıcı bir hastalığın tedavisinde kanıtlanmış bir gerçeği kabul etmesi kaçınılmazdır.

Irkçılık Almanya’da Almanları içeren vurmuş ve yıkmıştır.

Bu kutsal topraklarda geçen her saat bana Amerika’daki siyah-beyaz çatışmasına yaklaşımda çok daha güçlü bir iç zenginliği kazandırıyor. Amerikan zencileri ırkçı kinleri nedeniyle asla suçlanamazlar.

Onların tepkileri Amerikan beyazlarının 400 senelik bilinçli ırkçı davranışlarına karşı oluşan bir bilinçaltının doğal sonucudur.

Irkçılık Amerika’yı bir intihar yolunda sarmalayarak yürütmektedir.

Gözlemlerime dayanarak çeşitli zaman ve mekânlarda kolej ve üniversitelerde birlikte olduğum yeni nesil beyaz gençlerin duvarlardaki yazıları görüp okuduktan sonra birçoğunun Amerika’yı tümden bir yıkıma götürecek ırkçılık hastalığından kurtaracak tek doğru yolu bulmaları kadar doğal bir şey olamazdı.

Hiç de öyle çok yüksekten bir saygınlık görmedim ve bunu beklemiyordum da.

Kendimi o kadar saygıya değer veya değersiz de hissetmedim..! Birkaç gece önce Amerika’da kendisini beyaz olarak gören bir beyaz adam, Birleşmiş Milletler’de bir diplomat, bir elçi, kralların bir arkadaşı kendi dairesini, kendi yatağını bana verdi.

Amerika’da böyle bir muamele göreceğim aklımın ucundan geçmesi bir yana rüyalarımda bile olası değildir. Böyle saygınlık ve şerefli bir muamele Amerika’da değil bir zenciye bir krala bile yapılması şaşkınlık yaratacak bir gelişmedir.

Bütün övgüler yerin, yedi kat semanın ve evrenlerin yegâne yaratıcısı ve sahibi Yüce Allah’a aittir.”

Şehâdeti

Malcolm X, Manhattan’da konuşma yaparken orada bulunan bir kişi “Zenci, ellerini cebimden çek!” şeklinde bağırdı. Bu bağırma üzerine korumalar adama yönelirken, bu kişi daha hızlı davrandı ve namlusu kesilmiş tüfekle Malcolm X’i göğsünden vurdu. Başka yere konuşlanmış diğer iki arkadaşı ile birlikte X’i 16 kez vurdular. Salonda bulunanlar suikastçilerin bir tanesini yakalayıp darp ettilerse de diğer ikisi profesyonelce olay yerinden kaçtı. Malcolm X, aldığı yaralarla uzun sürmeden şehid oldu.