Sağım Solum Avm / Kuala Lumpur’17

Haftasonu ülkenin başkenti Kuala Lumpur’a gittik. Başkent için pek iyi izlenimlerim yok. En azında gittiğim diğer yerlere oranla. Şu ana kadar görebildiğim diğer ülkelerin başkentleri ve en meşhur şehirlerine göre konuşuyorum elbette. Beklentim yüksekti. Bir çok şey okuduk forumlarda. Saat saat plan yapmadan o anki durumumuza göre gezdik.

‘Kuala’ Malay dilince ‘haliç’ Lumpur da ‘çamur’ demek. İstanbul gibi, çok konuşulan ve önemli bir yer Kuala Lumpur. Alor Setar-Kuala Lumpur arası uçakla bir saat. Yozgat-İstanbul mesafesinden daha yakın. AirAsia şirketiyle gidiş-dönüş yaklaşık 120–130 liraya geldi.

8.55 uçağıyla yola çıktık. Hostele geçmek için havalimanından gelen otobüsten inip shuttle’a geçtiğimizde saat 1'e geliyordu. Hostele vardık ama nasıl vardı… shuttle en son bizi bıraktı. Ara sokaklardan gememek için 800 metrelik yolu 1 saatte dolaşa dolaşa gittik. Güç bela hostele vardık. Resepsiyona gidince odamızın başkasına rezerve edildiğini öğrendik. Saat gece 2 ve oda yok. Resepsiyonda Yemenli(San’a) Abdulrahman’la tanıştık. Gece vardiyasında duruyormuş. Asıl elemanın gelmesini beklerken onunla konuştuk. 2'ye doğru asıl eleman Max geldi. Bu hostelin iki şubesi varmış. Bizi aldı iki sokak ötedeki diğer şubeye yürüdük. Filistinliymiş Max. Evet. Max. Filistin. Biz de şaşırmıştık. Ama Müslüman olmadığını öğrenince anlaşıldı her şey. Asıl adı Max değil. Anlattığı hikaye göre bir öğretmeni zamanında asıl adı çok karmaşık olduğu için senin adın bundan sonra Max olsun gibi bir şey söylemiş. -Güzel hikaye.- Abdulrahman’ın haberi yokmuş ama bundan. Eğer Hıristiyan olduğunu öğrenirse elimi sıkmaz, çünkü ben ona göre necisim filan dedi. Arkadaşım uzun uzun konuşmuş Max’le 2. gece bunları. Tabi ben uyudum.

İlk defa hostel kullandım. Hoşuma gitti açıkcası. Bizim kaldığımız oda iki kişilik o yüzden iyiydi. Solda ortak kullanılan bir alan var. Yanında da bir kabın içinde reçel gibi marmelatlar, ekmek, çay ve kahve var. Geceliği 16 liralık sıcak suyu, kendine ait odası ve kliması olan bir yer için gayet güzel hizmetler. Üstelik tam şehir merkezinde. Hostel macerası yeterse biraz dışarı çıkıp şehre bakalım.

Konumumuz gayet güzeldi. China Town’un, metro ve otobüs durağının hemen yanı. Şehir bu dairesel alanın dışına da taşıyor tabi. Ama çekirdek burası denilebilir. Metro hatları bizim alışık olduğumuzun aksine araç trafiğinin üzerinden giden ve tren gibi uzun mesafeli olanları da var.

Solda, Hotel’in altındaki Texas Chicken bizim için önemli. Zira iki gün de kahvaltıyı orada lavaş tavukla(wrap) yaptık. 10 lira civarında. Bizim için önemli. :) Ortaki fotoğrafta olimpiyat kulesine benzer bir kule görüyorsunuz. (KL Tower) Ücretin 90 lira olduğunu duyunca yanına bile gitmeden böyle fotoğrafını çektik. En sağda da trafiğin üzerinden giden değişik metro hattı.

Burası da adını hatırlamadığım bir cami. Özel camilerin girişinde turistlere böyle tek parça kıyafetler veriliyor. Benim çok hoşuma gittik. Pratik. Erkeklere de peştemal gibi bir örtü. Hindu tapınakların girişinde de kadınların şortla girmesine izin vermiyorlar. Orada da peştemal gibi bir örtü girerken belli bir ücretle veriliyor.

Bu da Petronas Twin Tower. Buraya da çıkış ücreti 140 lira cıvarında. Ama daha meşhur olduğu için gelip dibinden çektim fotoğrafları. Ortadaki abi 20 liraya fotoğraf makineleri için geniş açı merceği satıyor. Kulenin önünde fotoğraf çekilirken arkada kuleler tam çıksın diye.

Şehir pis. Nasıl mı? Şehrin 7 tane metro ağının birleştiği bir merkez var. Onun bir kat altına havaalanı otobüsüne binmek için indiğinizde çok keskin ve berbat bir koku bekliyor sizi. Gökdelenlerin olduğu ara sokaklarda da aynı koku. Ülke genel olarak bir çok pratik ve günlük hayat anlayışıyla bize göre çok farklı zaten. Mesela burada lağımdan balık tutanlar da var. Bunları ofansif olması için yazmıyorum. Aksine burada ne kadar normal olduğunu farkettiğim için yazıyorum. Türk yemeğine 40 gündür hasretiz. KL’de bir Türk aşçı olduğunu öğrendik. Hemen yanına gittik. Kıymalı kaşarlı pide ve ayran 25 liraya yedim. Evden 8bin km uzakta aynı tat. Yusuf Usta’ya selam olsun buradan. :) Ustayla muhabbet ederken bir şeyden bahsetti. Bulaşık yıkaması için bir eleman almış. Diyor ki, “Bak oğlum bu elini yakmayacak kadar sıcak su, bu da sabun. Güzelcen yıka durula. İki dakka arkamı dönüyorum tabakları suyun altına tutup tutup koyuyor. İki günde yağ bağladı tabaklar, bardaklar renk değiştirdi.” :) Usta haklı. Malay adam alışık değil sıcak suya. Sıcak su vanası diye bir şey de yok ülkede bu arada. Kominist bir su dağıtım ağı var ülkede. Herkese tek musluk. Bir de burada hayvanları öldürüp öyle kesiyorlarmış. Yani kan tamamen etin içinde kalıyor. Biz keserken hayvanın tek bacağının boşta kalma nedenlerinden biri de o. Kan vücuttan dışarı çıkıyor. 6 kilo aldığı etten 2 kilo kan çıktığını söyledi usta.

tepeden giden metro

Metroya binerken makinelerden sağdaki gibi jeton alınıyor. Alırken ineceğiniz durağı işaretliyorsunuz. Ona göre bir ücret elirliyor. Yani bizdeki gibi Osmanbey’den Yenikapı’ya tek fiyata gitmek yok.

KL Central denilen bir yer var. 7 tren bir de otobüs hattının birleştiği bir yer. Sağdaki de Batu Caves son durak.

Batu Caves şehrin en meşhur yeri. Ama konum olarak biraz garip. Beylikdüzünde bir dağ ve içinde bir tapınak düşünün. Aynen öyle. Etraf tamamen yerleşim yeri. Bu alan turizme açılmış. Oldukça canlı.

Şehirde İslam Eserleri müzesi var. Onun hemen yanında da büyük bir cami.

Şehrin en eski(1888) ve meşhur çarşılarından birisinin içi ve mescidi.

Buraya gelince Çin’i de biraz daha yakından görmüş oldum. Mesela soldaki fotoğrafta bir resim sanatıyla ilgili malzemeler satan bir dükkan var. Ayakta duran teyzem de yan tarafta bir antika dükkanın sahibi. Yemek yiyorlardı domates ikram ettiler. :) Tapınaklarda da Çin işlemelerini görmüştüm daha önce.

http://www.metmuseum.org

Şehirde çok fazla avm var. Klimadan illallah ettik. Rüzgarla serinlediğimiz anlar sayılıdır. Bahsettiğim yerler dışında bir noktaya da aşırı yağmur yağdığı için gidemedik malesef. Şehirde turist sayısı diğer yerlere oranlara elbette daha fazla. Güvenlik açısından da bir sıkıntıyla karşılaşmadık. Son olarak gece gezilmesi gereken China Town ve pazarlar var. 7/10

4 liraya Audi A5'e de bindik. Ülkede Uber gibi çok yaygın bir uygulama var. Grab. Ülkede benzin fiyatları bize göre yarı yarıya olduğu için çok ucuz.

Ortadaki fotoğrafta girişte bekleyen abla Adapazarı orta garajda A’dan B’den Camiliyy diye bağıran Hamdi Abi kıvamında.

China Town

Yöresel şeyler yemek istiyorsanız daha geniş düşünüp Asya mutfağı deneyin. Yani Çin yemekleri güzel mesela. Farklı şeylerin tadına bakılabilecek ölçüde bakmak lazım. Eve gidince menemen yiyeceğim zaten. Avm’lerdeki lokantalar nispeteden daha iyi denilebilir bunun için.

Havalimanıyla ilgili bir olaydan bahsetmek istiyorum. Maildeki dönüş biletimize göre KLIA(Kuala Lumpur International Airport) uçağın kalkacağı havalimanı. biz de gece 12'den sabah 5'e kadar orada bekledik. Ama bizim uçak KLIA2'den kalkıyormuş. Biz 5 saat iç hatların önünde bekledik. Kapı açılacak da bilet kesimi olan bölgeye yolcu alacaklar. Bir gittik ki burası dış hatlar. E bu iç hatlar ne? Onu öğrenemedik işte. Uçağın kalkmasına 2 saat kala diğer havalimanına gitmemizin gerektiğini öğrendik. KLIA2 yani. Heyecanlandık yetişebilecek miyiz diye? görevliye en hızlı nasıl gideriz diye sorduk. Cevabı 3–5 dakika oldu. Kırmızı işaretli olan KLIA2, mavi olan KLIA. Havalimanını büyütmek yerine dibine bir tane daha ekleyip 2 demişler. Eğer yolunuz düşerse dikkat edin.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.