PKK Terörü ile Mücadele

Terörle mücadele, devletler tarafından güvenlik, sosyoekonomi, propaganda alanlarında ve uluslararası kuruluşlarda eşzamanlı ve koordineli olarak yürütülmesi gereken topyekûn harekattır. Bu alanlardan birinin eksik olması, terörü azaltmayacak, hatta belki de daha da ciddi boyutlara taşıyacaktır. Bu nedenle, “Silahla teröristleri ezelim bitirelim” demek de, “Silaha gerek yok, barışçıl yollardan çözelim” demek de, gerçekle bağdaşmayan, akıl dışı düşüncelerdir.

Terör sorununun çözülmesi için izlenmesi gereken üç aşamalı yol haritasını, 26.Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ şöyle çizmiştir:

1-Terör örgütünün sonlandırılması, en azından marjinal hale getirilmesi
2-Terör örgütünün neden olacağı kayıp ve zararların asgariye indirilmesi
3-Terörün tırmanmasının engellenmesi

Askeri Alanda Bazı Sıkıntılar

Terörle mücadelenin dayandığı temel nokta, elbette diğer alanlarla birlikte silahlı mücadeledir. Silahlı mücadeleyi reddeden görüşler olsa da, terörist örgütün silahlı kadroları etkisiz hale getirilmeden, nihaî bir sonuç elde edilemez.

Şu an terörle mücadele kendi içimizde, bürokrasi olarak, resmen Arap saçına dönmüş durumda. Geçen gün Hatay’da yaşanan olayla da gördük: Daha Emniyet ve Jandarma güçlerinin birbirinden haberi yok. Farklı tekniğe, doktrine, kurallara, silahlara sahip 4–5 farklı kuvvetin, birbiriyle düzgün irtibat bile kurmadan, aynı düşmana karşı günübirlik operasyon yapması dünyada görülmüş şey değildir.

Bunu önlemek için benim tavsiyem: Terörle aktif mücadele edilmesi gereken tüm Doğu illerini kapsayacak, sıkıyönetim komutanlığı gibi çalışacak bir “Terörle Mücadele Komutanlığı” kurulmalıdır. Bölgenin polisi, emniyeti, valiliği, belediyesi bu komutanlığa bağlanmalı ve polis, jandarma, hatta hava kuvvetleri dahil tüm birlikleri bu komutanlık kontrol etmelidir. Sıkı bir emir-komuta zinciri sağlanmalıdır; kimin ne emir verdiği, nerede ne yaptığı kontrol altında olmalıdır ve bu komutanlık gerektiğinde hesap verebilmelidir. Komutanlık tarafından başlatılacak sert ve kapsamlı operasyonlarla örgüt geriletilmelidir.


Ancak operasyonlar sırasında ordunun bölge halkıyla ilişkisine azami dikkat edilmelidir. Terör örgütünün toplumla bağının kesilmesi ve toplumun örgüte verdiği desteğin sonlandırılması, en az silahlı mücadele kadar önemlidir. Geçmişte ırkçı, zorba anlayış terör sorununu çözmemiş, tam aksine iyice azdırmıştır. Bölge halkını dinleme, dertlerini çözme odaklı yaklaşımlar ise çözüme yaklaşmıştır.

Şehit Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan

Bu konuda önümüzdeki en güzel örnek, “Diyarbakır halkına eziyet edeni yakarım” diyen Gaffar Okkan’dır. Bölge halkı dışlanmamalı, tam aksine sevgisi kazanılmalıdır. Despot yaklaşımlar, Türk Ordusu’na karşı adeta bir propaganda savaşı veren Batı’nın ekmeğine yağ sürecektir.

Konuyla alakalı bir diğer örnek, ordunun bölge halkıyla bütünleşmesi için projeler ortaya atan ve uygulayan 3.Ordu Komutanı Saldıray Berk, tesadüfe bakın ki (!) “darbeye teşebbüs” suçlamasıyla tutuklanmaya çalışılmış, Ergenekon ve Balyoz iddianamelerine bu suçlamalar girmiştir. Kim bilir, belki de Gaffar Okkan’ı şehit edenlerle Saldıray Berk’e darbeci yaftası yapıştıranlar, hatta dünyaya “Kürtler zulüm görüyor” algısı yerleştirmeye çalıştıran Batı meydası, aynı odaklar için çalışıyordur.

Sosyoekonomik Alanın İhmal Edilmesi

Terörün marjinalleştirilmesi ve bölge halkının desteğinin kesilmesi için, önce bölge halkı dinlenmeli ve temel sorunları çözülmelidir. Ne yazık ki bu adımlar yıllar boyunca ihmal edilmiştir. İnsanların kendilerini ifade etmesi için gereken kanallar tıkanmamalıdır. Eğer insanlar kendilerini rahatça ifade eder, Cumhuriyet’in onlara getirdiklerinden yararlanabilirse, sorun çözülür.

BİLGESAM’ın bölge halkı üzerinde 2009 yılında yaptığı araştırmaya göre işsizlik ve geçim sıkıntısı %74,6 ile birinci, eğitim sistemindeki problemler %48,1 ile ikinci, terör ise %39,1 ile bölgedeki üçüncü temel sorundur.

Bölge halkının çözüm önerilerinde ise eğitim yapısının güçlendirilmesi %74 ile birinci, ekonomik yatırım yapılması ve işsizliğin bitirilmesi %68,6 ile ikinci olmuştur. Türkiye’deki kürtlere bağımsızlık verilmesini isteyenlerin oranı ise %6,3 olarak kalmıştır. Bu tespitler örgüt ile bölge halkının aynı noktada olmadığını ortaya koymaktadır. Önemli olan, bu hususların bölge halkıyla paylaşılması ve çözüm önerilerinin etkin bir şekilde uygulanmasıdır. Doğu’nun ihtiyacı doğrultusunda yatırımlar yapılmalı, 2017 senesinde bir utanç sebebi olan bayındırlığı olmayan köyleri çağdaş koşullara kavuşturmalıyız.

Bölge halkının terörden büyük zararlar gördüğü, acılar yaşadığı da bir gerçektir. Bazen devletin de yanlış uygulamaları olmuştur. Devletin, bölge halkının duyduğu mağduriyet hissini ortadan kaldırması, halkın teröre verdiği desteğin kesilmesi için çok ciddi önem taşımaktadır. Bölge halkı üzerlerinde baskı olmadığını anlamalı ve hissetmelidir.


Eğer aynı anda üstte belirttiğim çerçevede askeri harekat sürdürülürken, bir yandan da bölgenin teröre verdiği destek kesilebilirse, terörle mücadelede başarı sağlanabilir. Terörün aldığı uluslararası destek ve propaganda savaşına ise, bir diğer bölümde değineceğim.