Barça’nın Marketing Sırrı

Cumartesi günü oynanan FC Barcelona- Osasuna maçının 8–0 bitmesi üzerine Barcelona’nın marketing sırları ya da yönetim başarısının ardındaki gerçekler üzerine yazmamak olmazdı. Gelmiş geçmiş en iyi takım olduğuna dair şimdiden kesin yargılara varılmakta olan Barcelona’nın — ‘gelmiş geçmiş’ kısmının abartı olduğunu düşünsek bile- şu an dünyanın en iyi futbolcularını elinde bulundurduğu ve onları hakkıyla yönettiği inkar edilemez bir gerçek…

Bir takımı mükemmel yapan tek bir faktör olmadığı gibi Barcelona’yı da Barcelona yapan birbirinden farklı birçok etken var. Barcelona her şeyden önce kulağa inanılmaz disiplinli, yenilikçi, sorumlu ve maddi değeri yüksek bir takım olarak geliyor. Bunları somut kanıtlarla örneklendirmek gerekirse, mesela kulüp geçtiğimiz 2 yıl içinde gelirini ikiye katladı. Katar Foundation’la yaptığı 5 yıllık sponsorluk sözleşmesinin bunda çok büyük etkisi var tabii ki. Bunun yanı sıra kulübün Audi, Nike ve Türk Hava Yolları’yla da çeşitli sponsorluk ilişkileri bulunuyor. Barça diğerlerinden sürekli bir şeyler öğrenen bir takım. Kulüp diğer liglere stratejik ve yenilikçi ilişkiler geliştirerek girdi. Mesela 2008 Mayıs’ında Amerika’daki Major Ligle (MLS) 5 yıllık bir reklam anlaşması imzaladı. Bu anlaşma Barça’yı MLS ile anlaşma imzalayan ilk Avrupalı takım yaptı ve ona Soccer United Marketing’den marketing arması kazandırdı. Bu anlaşma FC Barcelona’nın Amerika’da 6 maç oynamasını, böylece Amerika pazarında marka bilinirliklerini genişletip markalarını daha fazla kişiye duyurmalarını sağladı. Diğer bir faktör Barcelona’nın yıldız oyuncularına maddi bakımdan çok iyi baktığı. Globale baktığımızda Barcelona oyuncularına en çok ücret ödeyen takım ve Global Sport Salaries’in 2011 anketinin sonuçlarına bakıldığında Barcelona’nın A takım oyuncularının haftada yaklaşık 110.000 Euro kazandığı görülmüş.

Barça, içinde birkaç belli yıldızın olduğu bir takım değil çünkü Barça’nın tüm oyuncuları birer yıldız. Mesela Real Madrid dünyanın çeşitli takımlarından yıldız futbolcuları toplayıp takımının bayrağı altında birleştirirken, Barça kolektif bir motivasyonla kendi içindeki yetenekleri geliştirip hepsini kendi içinden çıkarıp bir yıldız haline getiriyor. Geçtiğimiz günlerde Ekonomist’te yayınlanan bir yazıda Barça’nın yönetim şeklini 2 ünlü teoriyle bağdaştıran bir yazı yayınlandı. İlk olarak Harvard Business School’da organizasyonel davranış biriminden Profesör Boris Groysberg yıldızları satın almaktan değil de onları yetiştirmekten yana olan bir akademisyen olarak ilginç bir çalışma yapmış. Wall Street’te 1000'in üzerinde şirketle yürüttüğü çalışmayı daha sonra yayınlayan Groysberg, birçok şirketin yıldız yöneticileri ekiplerine katmak istediğine dikkat çekiyor ve şirket değişikliği yapan kişilerin yıldız olsalar bile kariyerlerinde ani düşüşler yaşadıklarını vurguluyor. Bu çalışmayı Barcelona’ya ve onun yönetimine uyarlamak zor olmasa gerek. İkinci olarak Jim Collins mükemmelliğin ve kolektif başarının en önemli sebebinin bilinçli seçilmiş değerler ve disiplin olduğunu vurguluyor ki Barça’nın yaptığı da tam olarak bu.

Barça elindeki yetenekleri geliştirip takımın başarısına onlarla yöne vermeyi hedeflemiş bir takım. Takımın Messi, Iniesta, Pique, Xavi, Puyol gibi 8 lider oyuncusu ve teknik direktörü Josep Guardiola 1979'da kurulan ‘La Masia’ adlı futbol okulundan mezun. La Masia, futbol becerilerini olduğu kadar hayati vasıfları da geliştirmeye önem veren farklı bir okul. Öğrencilerine takım ruhu, yeri gelince kendinden ödün verme, istikrar gibi nitelikleri öğreten okulun ne kadar başarılı olduğunu Barcelona’nın her maçında tekrar tekrar görmek mümkün. Guardiola’nın bahsi açılmışken, takımın başarısında genç ve yetenekli teknik direktörün payı da en az La Masia kadar büyük. Guardiola’nın oyuncuların kendilerine inanmalarını sağlayan, onları motive eden kabiliyeti, disiplini ve tekniği geliştirmeye odaklanan tavrı ünlü teknik adama Barcelona tarihinde şimdiden unutulmaz bir yer edindirdi.

Barcelona’nın ulusal kimliği de takımın başarısının önemli bir kısmını oluşturuyor. Katalan gibi zengin ve köklü bir geçmişten gelen takım, köklerinin kendisine kattığı değerin fazlasıyla farkında. (Aynı şeyi diğer bir Katalan olan hazır giyim markası Mango’nun başarı grafiğinde de görmek mümkün.) İspanya’da en çok ziyaret edilen ikinci müzenin kendilerine ait olması da bunun bir kanıtı. Barcelona’nın mottosu da bu takımın bir futbol kulübünden fazlası olduğunu gösteriyor aslında. ‘’Mes que en club’’ -> More than a club. Kulüp, 1930larda İspanya’da diktatörlüğe karşı hem siyasi hem de fiziksel bir savaş yürüten, İspanyol bir takım olmanın ötesinde FC Barcelona Katalanlar’ı simgeleyen bir ikon sayılıyor. Bu da gerek yerel gerekse global bir başarıya götürdü takımı. Mesela MLS ile yaptıkları iş birliği gibi. Köklerinden gelen güçle marka değerini sürekli genişleten ve yukarılara taşıyan Barcelona’nın Japonya’da 4000, dünya çapında da 300 milyon taraftarı olduğu tahmin ediliyor. Taraftarlarına karşı itibarını korumak adına sosyal sorumluluk projelerinde de sürekli görev alan Barça, web sitesinde de FC Barcelona Vakıf fonlarının % 0.7'lik kısmının düzenli olarak Birleşmiş Milletler’in çeşitli projelerine ve UNICEF’in yardım programlarına aktarıldığını belirtilmiş.

Barcelonalı oyuncuların yetenekli olduğu bir gerçek evet, ama görüldüğü gibi futbolda başarıyı getiren tek şey yetenekli oyuncular değil. Bu başlı başına yeterli bir sebep olsaydı Türkiye liginde yıldız futbolcuların maçlarını izledikten sonra da eksik olan şeyin ne olduğunu düşünüp durmazdık…


Originally published at www.truvainegi.com.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.