Eskiden iyi bir deneyim tasarlamanın freelance iş bulabilmek için yeterli olacağını zannediyordum. Ama o iş öyle olmuyormuş.

Image for post
Image for post
Kaynak: IMDB

Freelancer olarak çalışma hayallerim ilk bankada başlamıştı. Tabi o zamanlar olaya bir beyaz yakalının kafe açması ya da Ege taraflarında hostel işletmesi kadar uzaktım.

Tribal İstanbul’da çalışmaya başladıktan sonra farklı projelerde freelancer tasarımcılarla, developerlarla çalışmaya başladım. Nasıl iş buluyorsunuz diye sorduğumda, networkün çok önemli olduğunu, network olmadan proje bulmanın çok zor olduğunu söylüyorlardı. Sürekli piyasada aktif olmaları, onlara iş paslayabilecek insanlarla yiyip içip, muhabbet edip arayı sıcak tutmaları gerekiyordu.

Benimse iş dünyasında, bankadaki birkaç arkadaşımdan başka zerre tanıdığım yoktu. Network yapmayı beceremiyordum, ayak üstü sohbetleri bile sevmezdim (hala da sevmem). Şevkim kırılmıştı. Anca tanıdıklardan gelen 1–2 freelance denemesinden sonra bu freelance işi bana göre değil diyerek vazgeçtim. …


Finansbank, Enpara.com, Tribal Worldwide, Arabam.com ve Vodafone gibi çeşitli şirketlerde çalışmanın ardından, 9 ay önce istifa ederek freelance UX designer olarak çalışmaya başladım.

Image for post
Image for post

Freelance çalışmayı hayal etmeye henüz bankadayken başlamıştım. Sadece 4 yıldır çalışıyordum ama kurumsal giyinmenin, her gün sabahın köründe servise binip bir plazaya gitmenin, tıklım tıklım bir ortamda çalışmanın, öğle aralarında sürekli sağlıklı beslenme ve yoga konuşup, İtalya’da en iyi pizzanın nerede yenmesi gerektiğini tartışmanın bana göre olmadığını anlamam için yeterli olmuştu.

Bankada çalışırken giydiğim ayakkabılar hep ayağımı vurduğu için en büyük hayalim terlikle gidebileceğim bir işimin olmasıydı. Ben de (tabi kariyer hedeflerim de vardı ama) daha rahat bir ortamda çalışabilmek için dijital bir ajansa geçtim.

Ortam güzeldi, terlik giyemesem de (yazın klimayı kökledikleri için içerisi buzhane gibi oluyordu) yazlıkçı gibi işe gidebiliyor, öğlenleri çorbacıya gidiyor, kahve arasında yandaki kıraathanede kahve içip fal baktırıyordum. Bir nebze rahatlamıştım ama yine de yetmiyordu. Etrafım freelance çalışmaya başlayıp Ege’ye, Akdeniz’e yerleşen, pastacı, yogacı falan olan, dükkan açan reklamcı hikayeleriyle dolup taşıyordu. …


Image for post
Image for post

Bir kitap var aklında ama hani tam da emin değilsin alıp almamak konusunda. Bu durumda ne yaparsın?

Ben ilk iş Amazon puanına bakarım.

Alacağım kitabın türüne, fiyatına göre kafamda minik bir matris vardır, bunlara göre kontrollere başlarım. Kaç yıldız almış? Kaç kişi puan vermiş? Çok düşük puan veren neden beğenmemiş, çok beğenen neden beğenmiş? Tüm bunlar harmanlandıktan sonra satınalma kararına varırım.

Peki herkes ben mi?

Tabi ki değil. Ama yapılan araştırmalar alelade bir kullanıcıdan fazla da uzak olmadığımı gösteriyor.

Baymard araştırma sonuçları

Baymard Enstitüsü’nün deneyinde, aynı özelliklere sahip iki ürün, tek farkları puanları ve puan veren kişi sayısı olacak şekilde kullanıcılara sunuluyor. Kullanıcıların %62'si, daha düşük puan almasına rağmen daha çok kişinin değerlendirdiği ürünü tercih ediyor (wisdom of the crowd). …


Image for post
Image for post
“Koskoca filtre duruyor orda nasıl görmez yaa?”

Tasarımcısı, yazılımcısı, testçisi hepimiz e-ticaret kullanıcılarıyız. Akşam eve gidince hepimiz o beğendiğimiz ayakkabıya, indirime giren markalara, bir sonraki tatilde gideceğimiz yere bakıyoruz.

Baktığımız şeyler farklı olsa da hepimiz “bakıyoruz” ve bir e-ticaret sitesinde filtrelemenin nasıl çalışması gerektiği hakkında fikir sahibiyiz. Kullanıcının ne istediğini biliyoruz. Biz yapabiliyorsak, onlar da yapabilmeli. Herkes filtreyi nasıl kullanması gerektiğini bilir!

“Buna bakan adam biliyordur yeaa” …


Bundan birkaç sene önce UX dediğinizde “Hani kullanıcı deneyimi var ya…” diye açıklamanız gerekirdi. Ne olduğunu bilenler için bile UX ancak tasarımın taslağı gri kutulardan ibaretti. Bugün içinden dijital geçen herhangi bir toplantıda UX’i cümle içinde kullanmayan, “UX açısından söylüyorum” diyerek şahsi tercihini sağlam temellere oturtmayanımız kalmadı. Epey bilinçlendik.

Ancak bu bilinçlenmeye rağmen hala UX’i gri kutular olarak algılamaya devam ettik. İşin kötüsü, tasarımcılar olarak bizler de, ne kadar kızsak, gücensek ya da gülüp geçsek de, bizden beklenen gri kutuların cazibesine kapılıp günün sonunda aynı yanılgıya düştük. Sabah bilgisayarı açıp Dribbble ya da Behance’e girince havalı gri kutulara bakıp “El alem yapıyor!” dedik. …


Image for post
Image for post

To label myself as a guru, ninja or unicorn is pretty hard. Still, some of my friends who interested in user experience occasionally knock my door to ask me: I am confused from where I need to start. Could you suggest me anything handy

Even most of them have a profession related to digital user experience such as UI, front-end or back-end, some of them barely have relation to digital world. In any case, I am glad when people ask my advice. Some people can consider that those kind of questions are insolent (because they born as professionals). “How dare you! You think you can become a/an … (fill the blank with a fancy job title). Just like that! You fool!” To be honest, I was also an insolent fool at the beginning; and “yes”, I had started to my story with a similar way, by myself: reading, searching, asking, scrambling… For this reason, I suggest the same thing to you: “read”. …

About

Tuğba Işık

UX Designer / Industrial Engineer www.tugbaisik.com

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store