Yoksa Siz Hala Erken Kalkmıyor Musunuz?

Resim annemden.

Son zamanlarda, özellikle beyaz yakalılar arasında, bir erken kalkma muhabbetidir gidiyor. Ben de konudan eksik kalmayayım dedim. Peşin peşin söyleyeyim, yazıdan erken kalmak için öneriler beklemeyin. Hatta, itiraf edeyim, bu satırları biraz gıcıklık olsun diye yazıyorum.
 
Kendimi bildim bileli erken kalkarım. Erken derken, genelde sabah 7'yi geçirmem. Günün birinde öğlene kadar uyuyakalsam annemler 112'yi arayabilir, arkadaşlarım paniğe kapılabilir, o derece. Öyle uyanınca yatak keyfi yapmak da gerer beni. Çocukken normalde okula geç kalırsınız, uyanamazsınız, uyansanız yataktan çıkamazsınız, değil mi? Hafta içi, hafta sonu, bayram seyran demeden koridorda fıtı fıtı dolaşan ve annesinin “uyusana evladım” dediği bir çocuk hayal edin. O benim işte.

Zararları

Erken kalkmanın yararlarından önce zararlarından bahsedeyim. Öncelikle, afyonu patlamayan, yatakla bütünleşik yaşayan arkadaşlarınızda kalırsanız sizi bir kaşık suda boğacak kadar sinirlenebiliyorlar. Ama arkadaşlar yine iyi. Ben küçükken ailece tanıdıklarda kaldığımızda yerimden de kımıldayamadığım için tavanlardaki bütün badana lekelerini ezberlediğimi bilirim. Neyse ki, deneyimlerimden ders alan biriyim. Yıllardır çantamdan kitabım eksik olmaz. Bir de artık akıllı telefonlar ve kablosuz internet var. İcat edenlerin elleri, beyinleri dert görmesin.
 
Bir de öyle bir biyolojik saatim var ki akşam yatma saatimden bağımsız kalkabiliyorum. Genelde 12'den geç saatte yatmıyorum ama es kaza 2'ye 3'e kalırsam sabah en geç 7'de yine ayaktayım. Bir arkadaşımla üniversite zamanı çıktığım gençlik kampının son gününde 5 buçukta yatıp 6 buçukta kalktığımı bilirim. Bütün gün bulutların üstünde gibi yürümüştüm, her şey fluydu ve sesler uzaktan geliyordu.

Yararları

Eh, en başta, erken kalkan yol alır. Serbest çalışınca geç saatlerde kalkılırmış gibi bir izlenim var. (Belki de öyledir, hiç geç kalkmadığım için…) Saat 10'da “Rahatsız etmiyorum, değil mi?” diye gelen telefona asıl vermem gereken cevap “Yok, ben zaten mesaiyi yarıladım” olmalı normalde. Ofis hayatı bu sebepten de geriyor beni. 9'da mesai, yoluydu, oturup işe başlamasıydı derken vakit geçip gitmiş. Halbuki günün yarısına kadar işimi yapıp bitirsem, kalan zamanı da kendime ayırsam…
 
Sadece yetişkinlikte değil küçüklükte de erken kalkmanın çok ekmeğini yedim. Sabah gün ışımadan yayınlanan bütün çizgi filmlerini izlemişliğim var. Hatta erken kalkmamı tatil günleri de bağlamadığı için, hatırladığım kadarıyla 6 yaşımda olduğum yılbaşı sabahı, kargalar daha kahvaltılarını etmeden kalktığımda Tutti Frutti’ye bile denk gelmiştim. Kadınlar orada çin çin yaparken annem babam fosur fosur uyuyordu tabii. Ne bilsinler…
 
Yararlardan biri de kendime değil etrafımdakilere. Arkadaşlar sürekli bir kaşık suda boğmak istemiyor tabii; bunun dersi var, işi var, erken kalkmak gerekebiliyor. Karşınızda kanlı canlı bir çalar saat! Pili bitmeyen, saat gibi iki zırla bırakamayan ve tepesine vurunca susmayan, inatçı mı inatçı.
 
Seyahate çıktığımda da geç kalktığımı hatırlamıyorum. Üstelik, Avrupa’daki bir iki saatlik farka hemen adapte olup oranın saatine göre erken kalkabiliyorum. Güneş enerjisiyle çalışıyorum adeta. İleride Asya veya Amerika gibi saat farkı çok fazla olan bir yere gittiğimde jetlag yaşamayacağım konusunda beni tanıyanlar hemfikir.

Bu işin sırrı nedir?

Sırrım falan yok. Kalkıyorum. “Biraz daha yatayım, kalkarım” dediğimi hiç hatırlamam. Gözlerim açıldı mı bir daha kapatamam, tekrar uykuya dalamam. Ama uyudum mu tam uyurum. Genelde, gece yattığımda gözümü kapatırım, sabah da açarım. Gün içinde hiç siyah çay ve kahve içmememle bir alakası olabilir. Ofiste bile bitki çayı dışında kafeine hiç sarılmadım. Onun dışında aklıma gelen… Güneşe selam olsun, ne diyeyim.
 
Twitter’da bir süredir 40SabahErkenKalk diye bir kampanya var. Şeytan dürtüyor, “8 yıl sonra 40 yıl olacak inşallah ehe ehe” yazasım geliyor, sonra moral bozmayayım diye vazgeçiyorum. Bu yazıyı yayınladıktan sonra öğlen uyanırsam sizden bilirim, ona göre.


Originally published at www.tugceaytes.com.

Like what you read? Give Tuğçe Ayteş a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.