Zorunlu Göçe Maruz Kalanlara Dil Öğrenme İpuçları
Kötü haber, zorunlu göçe maruz kalanlar için dil öğrenmek uzun bir süreç. İyi haber, anadilini öğrenen herkes başka bir dili de öğrenebilir. (Prof.Dr. Stephen Krashen)
İnsanoğlunu diğer canlılardan veya varlıklardan ayıran en büyük özelliği aklını kullanabilmesi ve onu geliştirebilmesidir. Hal böyleyken, ademoğlu sürekli çevresinden esinlenmiştir: uçak için kuştan, gemi için ördekten. Hatta Kabil’in Habil’i gömmek için bir kargadan esinlediği anlatılır. Bu anlatı gerçek dışı bile olsa, binlerce yıl sonra karga hala toprağı eşelerken, insanoğlu ise aya merdiven dayadı, binlerce km ötedeki galaksileri gözlemliyor ve kainatın sınırlarını keşfetmeye çalışıyor.
Birileri uzayın kapılarını çala dursun, bir grup insan da çeşitli sebeplerden dolayı ülkesini terkedip başka ülkelerde yaşama yollarını arıyor. Bu göç hareketi gönüllü de olsa cebri de olsa, göç edenlerin yapması gereken bir şey var: bulundukları ülkenin dilini iyi derecede öğrenmek.
Kötü haber, zorunlu göçe maruz kalanlar için dil öğrenmek uzun bir süreç. İyi haber, anadilini öğrenen herkes başka bir dili de öğrenebilir. (Prof.Dr. Stephan Krashen)
Peki çoğu insan neden bu konuda zorluk yaşıyor?
Yabancı dil öğrenmek isteyen biri uzaya veya balığa değil, kendine bakmalı, ana dilini nasıl öğrendiğini düşünmeli. Anne baba deme ile başlayan yolculuğun, coğrafya, kader, altıgen, tımarlı sipahi gibi bir çok kavramla nasıl devam ettiğini hatırından geçirmeli.
Yeni taşındığı bir şehirde ilk zamanlar yolunu navigasyon ile bulabilirken sonraları yolları nasıl öğrenebildiğini düşünmeli.
Ülfete düştüğü kabiliyetlerini ve potansiyelini tekrar keşfetmeli ve yelkenler fora diyerek, dil denizine yelken açmalı.
Her dil kendi içinde derya deniz olduğu için, özellikle göçe maruz kalanların, bulundukları ülkelerin dilini detaylı bir şekilde bilmeleri gerekir.
Turistik amaçlarla yapılan seyahatlerde çeviri programları veya temel dil bilgisi yeterli olabilir ama konu bir ülkede yaşamaya ve çalışmaya geldiğinde çividen alçıya, böbrekten kaputa, sigortadan eğitime kadar bir çok kelimeyi bilmek ve konuşabilmek gerekir.
İlk Öncelik: Hedef Koyma
Öncelikle hedefe ulaşma süresini doğru belirlemeliyiz.
Mesela günde 6 saat çalışarak, 2 yıl içinde karşımdakini anlamayı ve çoğu konuda kendimi ifade edebilmeyi planlıyorum.
3 yılın sonunda alanımla ilgili gireceğim bir işte rahat bir şekilde anlamayı ve anlaşılmayı hedefliyorum.
5. yılın sonunda karşımdakilerle politik, coğrafi veya tarihi konuları ana dilime yakın bir rahatlıkta konuşmak istiyorum.
Eğer bu 6 yıllık süreç 2 yıla sıkıştırılmaya çalışılırsa strese ve hedefe giden yolda tükenmişlik sendromu yaşanmasına sebep olacaktır.
Düşük Stres Seviyesi (Low Affective Filter)
Öğrenme sürecinde stres seviyemizin minimum seviyede olması gerekir.
Çocukların dili kolay öğrenmelerinin bir sebebi de budur. Stres ve kaygıları yoktur. Ama zorunlu göçe maruz kalanların en basit stres kaynağı bile “akşama ne pişirsem düşüncesi” olabilir. Bunun haricinde ne yazık ki kafalarını meşgul eden bir sürü durum vardır. Bu konuda sosyal veya sportif faaliyetlerle kişinin kendisinin stres seviyesini azaltmaya çalışması veya psikolojik destek alması tavsiye edilir.
Çok Defa Maruz Kalma
Bir diğer husus ise mutlaka bir kurs, mümkünse farklı zamanlarda birden fazla kitap ve ders programı takip edilmelidir.
Mesela A1 seviyesinde iki tane farklı konu anlatımlı kitap bitirilebilir. Bu sayede, kişinin bir çok kelimeye aşinalığı olduğu için stres seviyesi düşer; hem neler öğrendiğini görür, unuttuğu kelimeleri hatırlar hemde ekstra kelimeler öğrenir.
Ders kitapları, örneğin önce aile bireylerini öğretir, sonra renkleri, sonra kıyafetleri. Daha sonra aile bireylerine renkli kıyafetler giydirir. Daha sonra renkleri meyveler konusu ile tekrar ettirip pekiştirir. Bu şekilde hedef kelimeleri eski kelimelerin üzerine bina ederek ilerlediği için, ilk öğrenilen ve genellikle somut olan kelimler daha akılda kalıcı olur.
İlerleyen ünitelerdeki kelimelerin de kalıcı olması için onlara da görsel veya işitsel olarak çok defa maruz kalmak gerekir.
Düşünmeden Konuşma
Anlık konuşma düşünmeden yapılan bir eylemdir. Eş zamanlı olarak hem düşünüp hemde akıcı bir şekilde konuşamayız.
İngilizce “He has a blue car.” cümlesinde nerdeyse her kelimede bir kural vardır. Dolayısıyla önce gramere değil dilin yapısına ve anlamaya odaklanmamız gerekir.
Kuralları düşünerek rahat ve akıcı bir şekilde konuşamayız.
Söylemek istediğimiz bir şeyin birebir Türkçe çevirisine değil de, hedef dilde nasıl söylendiğine odaklanmalı ve o şekilde öğrenmeliyiz.
Çünkü diller rastgele gelişmiştir. Ana dilimizdeki yapı başka dildeki yapıya çoğu zaman uymaz. Dolayısıyla ben istediğim cümleyi hedef dile nasıl çeviririmden ziyade ben bunu almanca nasıl söylerim veya bir finlandiyalı bu cümleyi nasıl söylerdi diye düşünmemiz gerekir.
Bir kelimeyi veya cümle yapısını konuşurken düşünmeden ve korkusuzca kullanabilmek için belki o cümle içindeki kelimeleri 30-40 defa farklı yerlerde duymamız veya okumamız gerekebilir.
Eğer bir kelimeyi, bir deyimi veya bir kalıbı anlık konuşmada kullanamıyorsak, yeteri kadar duymamış veya okumamışız demektir.
Kendi dilimizde bile durum böyledir. Askerliğimin 3. günü takım komutanımız dediki: “Kara Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanı, Piyade Kurmay Albay Ali SALNUR gelecek. Bu ismi böyle ezberleyin.” Ben ve tüm arkadaşlarım bunu kafamızda oturtmakta epey zorlanmıştık. Ancak günler geçip askeri terminolojiye aşinalığımız artınca daha karmaşık kavramlar bile basit hale gelmişti.
Demem o ki; ana dilinizde bile bazı konu başlıklarına yabancı olabilirsiniz. Ama yeterli zamanı verdiğinde tıp öğrencisi de, mühendislik öğrencisi de, su ürünleri öğrencisi de alanıyla ilgili kelimeleri ve kavramları öğrenip kullanabilir
Yani kuyu derin değil ip kısa.
Kuyuda gizli konuşma suyuna ulaşmak için, ders kitabımızdaki veya çalıştığımız materyallerdeki dinleme ve okuma parçalarını en az 10 defa dinlemeliyiz ki kelime ipimiz uzadıkça uzasın.
Modern Çağın Modern Yöntemi
Araştırmalar işitsel hafızanın görsel hafızadan üstün olduğunu göstermektedir.
Günümüzde diz kırıp ders çalışmak belki çoğu zaman mümkün olmasa da, araba veya bisiklet sürerken, yürürken, alışveriş yaparken pek tabi dinleme yapılabilir. Siz her an dinlediğinize odaklanmasanız bile, beynimizdeki özel bölüm zamanla duyduklarını kodlayıp kaydedecektir.
Dil öğrenimine teknolojinin yadsınamaz katkısı şüphesiz materyal bolluğu ve çeşitliliğidir. Hemen hemen her dili öğretmek adına youtube’da videolar bulmak mümkündür. Bir konu anlaşılmadığında, youtube’dan o konu ile ilgili 5–6 farklı video izlenerek, belki bir kaç defa izlenerek konu çok kolay pekiştirilebilir.
Ders Çalışma Tarzları
Dil öğrenenler farklı çalışma tarzlarının olduğundan bahsederler.
Mesela birinden dinlemiştim. Rusça öğrenmek için chat sitesinden Rusça konuşan iki kişi bulmuş ve birinin dediğini diğerine, onun dediğini berikine yazarak Rusça öğrenmiş. Evet bir yöntemdir ama bunu herkes yapamaz.
Çalışma tarzınız ne olursa olsun, herkes dinleyerek veya okuyarak dil öğrenir.
Yazarak da çalışsak, alt yazılı film de izlesek; kelimelerin doğru telafuzunu öğrenmek için dinlemek, doğru yazılışını öğrenmek için de okumamız gerekir.
Serbest kitap okuma veya alt yazılı film veya dizi izleme, ödev yapma gibi stresli olmadığından, bu aktiviteleri yaparken stres seviyemiz minimum ama öğrenme seviyemiz optimum seviyede olur. Ama burda seviyemize göre kaynak seçmek doğru bir adım olacaktır.
B1 seviyesinden önce kısa çocuk kitapları tercih edilebilir.
Dil Öğrenirken Okumanın Faydası
3000 kelimelik bir kitap belki 400 veya 500 farklı kelime ile yazılmıştır. Dolayısıyla yirmi dakikalık bir kitapta, birçok kelimeye 5–6 kez, belki 10 kez maruz kalacaksınız. Bu da dili pekiştirmenizi sağlayacaktır.
B1 ve B2 seviyesinde tercihen Türkçesini okuduğunuz bir kitabın hedef dilde baskısı varsa onu okuyabilirsiniz. Bu sayede beyniniz bazı kelimeleri olay örgüsünden çıkarabilir. Beynin yaptığı bu çıkarım öğrenme adına çok kıymetlidir çünkü daha kalıcıdır.
Mesela Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası isimli kitabının ingilizcesini okurken, garson “Tea is stale. Would you like coffee?” demişti. Ben o an hiçbir şey yapmadım. Beynim saniyeler içinde bir çıkarım yaptı. Çay bitmiş olsa “not” falan derdi. Çay başka ne olabilir? Bayat olabilir. Sözlüğe baktığımda beynimin haklı olduğunu gördüm. Ve o kelimeyi 5 kere yazmadan edinmiş oldum.
Öğrenmek mi yoksa edinmek mi?
Araba sürmeyi öğrenmeye başlayanlar, gaz, fren, sinyal gibi teorik kavramlarıöğrenirler ve ilk başlarda bunları düşünerek ve duraksayarak kullanırlar. Ancak direksiyon başına oturup, defalarca sürüş tecrübesi kazandıkça bu biliçli öğrenme artık edinilmiş olur. Bir başka ifadeyle meleke haline gelmiş olur. Bu noktadan sonra araç sürücüsü farkında olmadan gerektiğinde fren yapar veya sinyal verir.
Bir dildeki yapılar ve kelimelerin dilimizde meleke haline gelmesi için, edinim süreci gereklidir. Bunun içinde hedef kelimelere ve cümle kalıplarına çok defa maruz kalmak gerekir.
Dil Edinim Cihazı
Beynimizdeki dil edinim bölümünü midemize ve bağırsaklarımıza benzetebiliriz. Bizim yapmamız gereken tek şey mideye onun tanıdığı ve sindirebileceği şeyleri göndermektir. Ondan sonrasını mide ve bağırsaklar halleder ve bizim bilinçli olarak bir şey yapmamıza gerek kalmaz. Ama bunun da anlamlandırılmış olması gerekir zira bir yaşındaki bir çocuğun midesi zeytini sindiremediği gibi, henüz A1 seviyesindeki biri de çok soyut ve karmaşık kelimelere maruz kalırsa anlayamaz ve bu durum motivasyon düşüklüğüne sebep olabilir.
Konuşarak Dil Öğrenilmez
Konuşmak para harcamak gibidir. Dinleyerek ve okuyarak para kazanırız. Yazarak ve konuşarak parayı harcarız. Ne kadar kazandıysak o kadar fazla harcama imkanımız olur. Dolayısıyla daha başlangıç seviyelerinde konuşarak öğrenme veya çoğunu anlayamayacağımız podcastleri dinlemenin bize çok bir getirisi olmayacaktır.
İnsan bildiğini konuşur. Bilmediğini ise okuyarak ve dinleyerek öğrenir. Mesela Türkçeniz ne kadar iyi olursa olsun, eğer nijerya tarihi ile ilgili bir şeyler okuyup izlemediyseniz o konuda konuşamazsınız.
Çok çeşitli konularda konuşabilme imkanına sahip olabilmek için en güzel kaynak hedef dildeki haberleri takip etmektir. Çünkü haberlerde evrensel konulardan magazine kadar her alanda okuma ve dinleme yapma imkanına sahip oluruz.
Dil Koçu
Bulunulan ülkede, dil pratiği yapabileceğimiz bir dil koçu bulunması ve periyodik olarak görüşülmesi çok önemlidir. Söz konusu dil koçu ile görüşmeden önce, çeviri programı yardımıyla da olsa kendimizce bir konu belirleyip, o konuyla ilgili kendi anlatımımız için cümleler veya bir konuşma metni hazırlanabilir.
Bu konuşma metnini de, görüşmeden önce bir kaç kere okursak veya dinlersek (mesela google çeviri programıyla) çok verimli olacaktır.
Kritik Dönem Hipotezi
Araştırmalara göre, ergenlik sonrasında yeni bir dil öğrenenler, o dildeki kelimeleri ana dilini olanlar gibi telaffuz edemezler. Bu durum handikap gibi görünsede dil öğrenmeye engel değildir. Tek mesele, inanmak ve kararlı adımlarla bu yolda yürümektir.
Her Gün Daha İyiye
Dil seviyemiz ilerledikçe işimiz biraz daha kolaylaşacak. Çünkü çoğu kelime birbirinden türer. Mesela Hollandaca’da ‘breken’ fiili kırılmak demektir. ‘breuk: kırık, breekbaar: kırılabilir, onbreekbaar: kırılamaz’. Görüldüğü üzere bazı kuralları öğrendikten sonra kelime bilgimiz 2–3 katına çıkacaktır.
Mimar Sinan’ın Selimiye camiinin inşatına başladıktan sonra 6 ay temelinin oturması için beklediği anlatılır. 6 aydan sonra taşlar üst üste konmaya başlamıştır ama 2 yıl sonunda bile hala camiye benzemez.
Selimiye camiinin tamamlanması tam 7 yıl sürer. Dil öğrenme sürecinde de insan kendine zaman vermeli, bir yıldır kursa gidiyorum daha konuşamıyorum dememelidir.
Zira her dilin çay gibi demlenmeye ihtiyacı vardır.
Kısaca;
1. Ana dilini öğrenen herkes başka bir dilide “anladığında” öğrenebilir.
2. Çocuklar 2 kere duyunca, gençler 6 kere duyunca öğreniyorsa diğer yaş gruplarıda kendilerini kontrol edip, benzer şeyleri 10 defa belki 20 defa dinlemelidir.
3. Herkes dil öğrenebilir, pes edenler ve zaman ayırmayanlar hariç…