Tipografi: Allah’ına gurban.

Dağları görünce içini sebepsiz bir heyecan kaplayan insanlar, insansınız be.

<İşbu yazı lambur lumbur başlar ve biter.>

Hayatımızda ne değiştirmek, ne yapmak istiyorsak şimdi — şu dönemde yapmalıyız, ne çocuğumuz, ne kredimiz, ne arabamız, ne evimiz var. Daha sonra pişman oluruz. Valla…

Sanırım bu lafı eşime evlendikten(2013) 2–3 ay sonra söylemiştim — ki evlenir evlenmez ne oluyoruz yahu demediği için kendisine müteşekkirim — ve 2,5 yıl sonra bize göre radikal bir karar alıp Adana’ya taşındık. Yazıyı yazmak için 1 yılın dolmasını bekledim ve bizim gibi iki arada bir derede kalan, özellikle ben x maaş alıyorum orada ne yaparım, aç kalırım diyen, yaşadığı yerde mutsuz olan ve o ivmeyi bir türlü sağlayamayan insanlara özellikle tasarımcı — çizer meğer en büyük etkinliğimiz haftasonu AVM ziyaretiymiş arkadaş dedirtmek ve döner kaydıraktan iteklemek istememdir.

Kısaca — Adanalı mutsuz bir öğretmen olan eşimin devlete, Adana’ya atanması ve bendeniz işinden — şehirden mutsuz Grafiker’in bir çıkış yolu ararken önüne düşen havuca sarılırmış gibi durumu değerlendirmesiyle hızlı bir sürece girdik.

Önce eşim gitti, ailesi oradaydı, ben evde yalnız kaldım, camı özel harekat tıkladı, maskeli uzun namlulu adamlar üst komşuyu bastı, enteresandı, yalnız ve evli olmak ayrı bir zorluktu, eşim yaz tatili olunca geldi ve hummalı sürecimiz başladı:

Listeler, artılar-eksiler, arkadaşlara danışmalar, Google’da Adana Grafik Tasarım aratmalar, Adana’da gezilecek yerler, yapılacaklar, ev kiraları, yaylalar, yeşillik, kebap, pazar domates fiyatları, kayınvalidenin bahçesindeki limon, dut, erik ağaçları, istifa derken kendimizi ev kiralarken bulduk.

Tabi karar vermemi kolaylaştıran en büyük unsur gececi freelancer olarak proje bazlı çalıştığım markanın tam da bu esnada benimle tam zamanlı çalışmak istemesiydi. Yetmezmiş gibi eski lise arkadaşım kendine bir marka oluşturmuş ve grafikere ihtiyacı vardı. İster ilahi adalet de ister karma veya tesadüf, hepsi 01 diyür.

Tipografi: Allah’ına gurban.

Beni en çok motive eden ve eğlendiren şey Adana’nın yaptığım işle ilgili olan bakirliğiydi. Neler yapılabilir nasıl katkı sağlanabilir diye çok kafa yordum hala da yoruyorum. Bu konuda yalnız değilim, şehir güzel insanlara sahip. Kısa sürede bir kaç enteresan insanla tanışma fırsatım da oldu. Amerika’da tasarım okuyup toprağına dönüş yapan Esin Gürani onlardan biri.

Çalıştığım müşteriler olmasa evet işim oldukça zordu, çevre edinmek zor iş, aklındaki projeleri gerçekleştirmek ise zaman ve sermaye gerektiriyor. Adana iş yapma anlamında pek seçenek sunmuyor, grafik tasarımla ilgili algı da ülkenin grafik tasarıma olan genel algısından farksız değil. Burada yaptığım işle ilgili onlar bok, bir şeyden anlamıyor diye sızlanmayacağım, genel olarak insanlarda “iş” ve “disiplin” kavramlarına ilişkin bir laubalilik mevcut. Bunu şu şekilde örnekleyebilirim:

Adana’da yaptığım bir iş sebebiyle benimle görüşmek isteyen bir ajans-üretici: “Siz x kişisine bir logo yapmışsınız ama biz onu müşterilerimize bedavaya yapıyoruz.”
Görüşmeye gittiğim yerin içeriden kapı kolu yoktu.
Öte yandan güzel insanlarda var, iş basılmasa da parasını verir:
*Bütçeniz var mı? 
+Sıfır
*300 TL olur mu?
+Sudan ucuz (150 TL ateşler)

Yeni bir şehrin yanı sıra yeni bir çalışma disiplini, garanti olmayan para insanı epey zorluyor, ama nihayetinde aç kalmıyor insan. Aradan 1 yıl geçtikten sonra en büyük değişim sağlığımda oldu. Sigara, alkol, akşam yemeleri, stres(cinsi değişti), abur cubur, horlama kesildi. 4 yıl öncesinde 500 metre koşarken götü başı oynayan ben, 5 kilometresi aralıksız yokuş yarı maraton koştu. Tabi buradaki en büyük pay eşimin.

Pek kıymetli güzel insan Yener Çevik’e “kardeş burada martı yok ama insan var” demiştim 1 yıl sonra hala aynı şeyi düşünüyorum. Her şehrin kadrolu kötü insanlarını geçersek buradaki insan bana göre biraz daha insan.

Haberlerde gözüktüğü gibi bir yer değil burası, elinde pompalıyla gezmiyor insanlar ama güneşe ateş eden adama hak veriyorum. Parkta sıkma satan adamın 2 çocuğu üniversitede, gölden balık yakalayıp diğer tezgahında sigara satan adamın çocukları doktor. La olm o zaman neden babalarına bakmıyor, bunlar hayırsız mı? dersen bilmiyorum, soramam öyle. Trafik ışıklarında insanlar neden cinnet geçirir anlıyorum. Yağmur yağdığında çalışmayan trafik ışıkları ile kurallara uymayan halk sayesinde şehir GTA.

Yani metrobüs hattının dışında çok bambaşka şeyler oluyormuş, (ne sandın …. dedin biliyorum) hayatında Esenler Otogarı’na uğramamış adama ulusal reklam yaptıran çok İngiliz humorlu, Lurpak sinematografili acans var. (Buradan sadece işlerinden tanıdığım ilişiğimin olmadığı esnaflığını bildiğim güzel gözlü serdesin’i ve balkon.co’yu konu dışı bırakabilirim) Tamam nefret söylemi yok, tüm reklam çalışanı kardeşlerimin özellikle sanat traktörlerinin, grafikerlerin gözlerinden öperim.

Butikte olsa reklam ajansı, sabit maaş, tasarım ofisi, 9-?, 8–5, haftalık 110 saatlik mesailerden sonra çemberin dışına çıkmak, iş disiplinini değiştirmek, freelance çalışmak hayli ilginç oluyor. Bana sorarsanız meğer ben insanmışım.

Hayır yapmadılar.
Hayır açmadılar.

Peki İstanbul’u tekrar ziyaret ettiğinde ne oldu? iyi olmadı, fazla geldi, sahiplik artık başka yere aitmiş onu hissettim.

İlk fotoğraf, taşındıktan 4–5 ay sonra İstanbul>Adana araba yolculuğuna ait. Adana’ya vardığımızda en net hatırladığım şey Nisan başı portakal çiçeği kokusunu aldığımda hissettiğim huzurdu.

Şimdi kendimi hiç gidememiş, yapamamış, işinden ayrılamamış, her gün 4–5 saat yol giden, koşamayan, spor yapamayan, mutsuz, sürekli şikayet eden bir adam olarak düşündüğümde:

Yap be kardeşim, bak güzel şeyler olabilir, vakit geç olmadan sen daha fazla boka basmadan yap. Özellikle o fikir orospusu sektörünün dışında bambaşka bir hayat var. Buralar pembe olmasada bir şeyleri değiştirebildiğim, bambaşka insanlara yardım edebildiğim, yaşayabildiğim, koşabildiğim, 40dk da yaylalara çıkabildiğim için mutluyum.

Yolun açık olsun.