Sarsıntı

“Sahici bir sarsıntı, sahte bir dengeden iyidir” Behzat Ç.

Kurgulanmış bir roman karakterine söyletilen bu sözler bugün bir an için duraksattı beni. Tekrar tekrar okuyup basit ve bir o kadar vurucu bu sözün altında yatan felsefeyi kavramaya çalıştım. Hayatımda ne çok sahte denge olduğunu düşündüm sonra.

Tüketim toplumunun bize dayattığı diye başlayan cümleler kurmak değil niyetim. Daha kişisel bir durumdan söz ediyorum aslında. Bir fotoğrafçı ya da daha geniş bir parantezde anlatacak hikayeleri, dertleri olan bir insan olarak yaşamımın her geçen gün keskinleşen köşelere sahip olduğunu fark ediyorum. Anlaşılma kaygısı, anlatma kaygısının önüne geçiyor çoğu zaman. Anlaşılmama korkusu bazen hikayemi anlatma gücünü kendimde bulmamı engelliyor. Artistik bir üretimden daha basit birşeyden söz ediyorum. En basit şeylerden, günlük diyaloglardan. Sahte bir dengenin peşindeyim. Bilmem, anlatabiliyormuyum?

Sahici bir sarsıntının, sahte bir dengeden daha iyi olduğunu fark etmek hepimizi daha cesur kılacak. Tam olmamışlık duygusu ile yaşamaktan vazgeçmeli insan. Hayalinin peşinden koşmalı, gerekirse bir adım geri atarak. Sahte dengeleri yıkmaktan korkmamalı. Yıkıldı yıkılacak diye hergün tedirgin yaşamaktansa gerçek bir sarsıntıyla özüne dönebilmeli. Yeniden, önceki hatalarına daha az düşerek yola koyulmalı.

“Umudunu yitirme, dünya her sabah yeniden kurulur” demişti adını hatırlayamadığım başka bir roman kahramanı.