hiç gitmeyecek mektup

Nazanım, Nazancığım,

İnanır mısın iki gündür kalemi eskitiyorum çok çeşit yapraklarda. Ne söylesem sana eksik kalacak, bir yerlerinden aksayacak gibi. Beni bu hale getiren vakaları sıraladım en son raddede. Cihanın dört yanından bilim insanları öneriyordu; nerde olsa almak gerek. Karın ağrısı gibi bir şey dediler, ilacı var işte her şeyin; sıcak su torbası bile iş görür dediler de işletemedim ben içime. Sonra açtım da kalbime baktım. Gördüğümün zahiriliğine, gözlerimin beceriksizliğine iman etmeye çalıştım. Zaman ile mantığın pek amansız kavgasına da göz attım. Olduramadım bir türlü. Karın ağrısı gibi değil ruh ağrısı Nazanım. Sıcak su torbaları işlemiyor.

Yine de yazıyorum sana. Gönderemediğim mektuplar merdivenini tırmanıyorum. Soluk soluğayım. Kalbim, ağzıma geliyor. Şiddetli his bozukluğu.

Sana bir çocuktan bahsetmiştim hani şu her akşam metro çıkışında rastlaştığım. ‘Su alır mısın abi?’ demekten yılmadı bana, günler boyu. Öyle bir sesle soruyordu ki bunu, hakikatten susadığımı gördüğünü ve bana bir ikramda bulunduğunu hissediyordum. Öyle ki evime 50 adım varken ondan su almak, sanki ona ‘Senin ihtiyacın var ve ben bunu biliyorum’ demekti. Onu haketmediği bir tahakkümün esiri kılmaktı. Yapamadım Nazanım. Alsam belki 15 dakika daha önce gidecekti umarım daha sıcak ve umarım kapalı yerine ama ona verdiğim değerden yapamadım. İnsanların hiç düşünmediği şeyleri düşünürken acıdı benim hep canım. Ama yine de yapamadım günler boyu.

Geçti zaman ve yine az biralı çok kederli bir akşam oradaydı ‘Su alır mısın abi?’. ‘Ver amına koyum ver’ dedim. Gülümsedi. Sokaklar çok kirli be Nazan, hiç sürdün mü elini yere? Ben tahakkümü kirle ezdim de o anladı beni. Ama ikimizden başka kimse anlamadı biliyor musun? O gece yanımızdan geçen güzel görünümlü insan yığınları anlamadı beni, kınadı. Hiç sesimi yükseltmediğimden acıdı benim hep canım. Ama yine de yapamadım günler boyu.

İşte ben o çocukla tanıştım Nazan.

Pis bir akşamın sonunu metronun kenarını oturak yaparak taçlandırdım. Bi sigara yaktım. Bir kaç nefes düşündüm ne desem diye. ‘Gel la gel’ dedim bu ‘Su alır mısın abi?’ye sonra. Geldi. Kimse gelmez bilir misin Nazan? Kimse duymaz da duyuverir işte onca lanetin arasında biri. Geldi oturdu yanıma, sarılmamaya direndim. ‘Nerde oturuyom ben biliyon mu?’ dedim. ‘Şu karşı binada değil mi abi, hep oraya giriyon’ dedi. ‘Hee orada oturuyom, ne bok yemeye bana su satmaya kalkıyon o zaman?’ dedim. Güldü. ‘Ne bileyim alacağın tutar’ dedi.

Bana ümit hiç bitmez demiştin Nazan.

‘Ver la kalanları’ dedim, ‘evde su kalmadı’. ‘Vallaha mı?’ dedi, he’ledim. Adını sordum. Emre. Öyle güzel bir Emre ki, öyle masum bir Emre ki, öyle temiz bir Emre ki; yakasın gelir dünyayı Nazan. Altüst edesin gelir koca İstanbul’u, ölesin gelir şu Emre’yi o soğukta dışarda tutmanın utancından.

‘Çalışıyom abi işte para lazım dedi.’ Kim bilir nasıl sakat bir hikayeyi taşıyordu sırtında. Soramadım tabii. Soramazsın ki. Üzülür diye aklın çıkar da soramazsın. Ben insanları bundan sevemedim be Nazan işte. Hep sorarlar oysa bilir misin, acı çekene japon balığı muamelesi çekerler de hiç düşünmezler. Paylaşmak, tüketmek değil di mi be Nazan? Ben her şeyi yanlış anlamadım di mi yine… Neyse dağılmasın. Gel zaman git zaman biz bu Emre’yle her akşam selamlaşır olduk, ben ona hayır etmedim, müşterisi oldum yer yer. Bazen sigara içtim, yarenlik etti. Bazen o sordu ‘naber abi?’ diye. Bir dostum, bir dayanağım oldu benim ama onun da haberi yok hayatıma tesirinden.

Dünden önceki gün yoktu. Çok sıkıldım.

Ablası mı kuzeni mi bilmem bir kız vardı bundan büyükçe. Arada gelirdi. Kız çocuğu tedirgin olmasın diye hiç bulaşmadımdı. O vardı; ‘Emre nerde?’ dedim çekinerek. ‘Gelmez o artık’ dedi, ‘Niye’ dedim. ‘Yatırdılar onu’ dedi. Mecaz sandım ben be Nazan bi an. Çok umdum bilmediğim bir jargona tanıklıktır bu diye. Diyaliz dedi. Bir böbreği doğuştan sakat, diğeri de gitmiş de diyalize başlamışlar. Organ bekliyorlar dedi.

Nasıl çöktüm yer bilir. Eve girdim zırıl zırıl ama inliyorum köpek gibi. El kadar çocuğun böbreği düşer de su mu sattırır bu namussuz düzen? Nasıl soluk alınır bilemedim, nasıl yüzünü kaldırır insan, nasıl bir kez daha güler?

Ondan kelli taşıyoruz herhalde bu kafaları. Öğrenelim diye değil de, unutalım diye. Çok zor unutuyorum ben derken bile hicap ediyorum Nazan şimdi bu satırları karalarken.

Şimdi ben sana olan hasretimin, sana olan aşkımın tasasını kusuyorum işte Nazan. İçimde utanç yerle bir ediyor kurduğum şehirleri, hayalleri. Benim içim dağlanıyor da soluklanamıyorum. Sana ulaşamıyorum. Kendime ulaşamıyorum. Emre’ye ulaşamıyorum.

Ümit biter belki de be Nazan. Kimsenin alacağı tutmaz.

Hasretin içimde sızı.

Turgut.