Ar-Ge ve inovasyonda hala gidecek yolumuz var

17 Kasım’da TÜİK tarafından açıklanan “2016 Araştırma-Geliştirme Faaliyetleri Araştırması” vesilesiyle Ar-Ge konusunda olduğumuz yere ve yapmamız gerekenlere yakından bakmaya çalışalım.

“Ar-Ge ve ileri teknoloji yatırımlarına büyük destekler vererek teknoloji tüketen değil teknoloji üreten bir ülke olacağız. Niceliksel kalkınma niteliksel derinlik kazanacaktır. Özel sektör öncülüğünde, Ar-Ge faaliyetlerinin artırılarak ticarileştirilmesine ve üretime dönüştürülmesine daha fazla ağırlık vererek, ihracata dayalı ve rekabetçi bir üretim yapısıyla bunu gerçekleştirmekte kararlıyız. Özellikle potansiyel büyümeyi yukarıya çekecek ve ekonomideki yapısal dönüşümü destekleyecek temel altyapı yatırım harcamalarının, Ar-Ge ve yenilikçilik desteklerinin ve yerli üretimin gelişmesini sağlayacak teşviklerin artırılması sağlanacaktır. Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerini özel sektör odaklı olacak şekilde artıracağız.

Elde edilecek çıktıların ticarileştirme ve markalaşma süreçlerini hızlandırarak katma değer artışı sağlayacağız.” bu satırlar 65. Hükümet Programı’ndan. Son derece yerinde hedefler olduğunu belirtmemiz lazım. 2016 yılında Ar-Ge alanında atılan köklü adımlar da Hükümetin bu konudaki iştahını ve azmini ortaya koyuyor. Ancak Ar-Ge konusunda henüz istediğimiz yerde olduğumuzu söylemek ise güç.

Şimdi mevcut duruma ve yapılması gerekenlere bakalım.

KÜRESEL REKABETTE KATMA DEĞERLİ ÜRETİM ANAHTAR ÖNEMDE…

Küresel rekabetin giderek arttığı bu yüzyılda üretim bir ülkenin küresel pazarda öne çıkabilmesi, katma değerli üretim yapabilmesinden geçiyor. Birim ihracat bedelimizi 1,5 Dolar seviyelerinden 2,5–3 dolar seviyelerine çıkarabilmemizin anahtarı da katma değerli üretim. Bu katma değerin sağlanması ve sürdürülmesi için ise iki kavram öne çıkıyor: Ar-Ge ve İnovasyon.

Ar-Ge ve inovasyon kültürünün oluşması için ilk büyük adımı 2008’de yürürlüğe giren Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’la atan Türkiye, Ar-Ge ve yenilik faaliyeti yürüten kurum ve kuruluşlara gerçekleştirmiş oldukları Ar-Ge ve yenilik harcamaları üzerinden önemli destek ve teşvikler sağlamaya başladı. Yukarıda da belirttiğimiz üzere, söz konusu Kanun’da 2016’dak öklü değişiklikler yapıldı ve “tasarım faaliyetleri” de kapsama dâhil edildi.

2008’den bugüne kadar Ar-Ge harcamalarını GSYH’ya oranla neredeyse iki kat arttırarak yüzde 1’ler düzeyine çıkaran ülkemizin önünde daha uzun bir yol olduğunu söylemek mümkün. Ar-Ge faaliyetlerine ayrılan payın yüksekliğinin yanında, bu faaliyetlerin çıktılarının da iyi izlenmesi ve denetlenmesi elzem.

AR-GE / TASARIM MERKEZLERİ DESTEKLERİ NELER?

İlgili mevzuata göre, “Ar-Ge ve Tasarım Merkezi Belgesine” sahip şirketlere oldukça cazip teşvikler verildiğinin altını çizelim. Bunlara özetle bakalım;

• Ar-Ge ve tasarım harcamaları üzerinden, ticari kazancın tespiti sırasında yüzde yüz Ar-Ge indirimi uygulanıyor.

•Ar-Ge ve tasarım merkezlerinde çalışan Ar-Ge ve Tasarım ile destek personeli için (eğitime göre farklılaşan oranlarda) gelir vergisi stopaj desteği ve yine bu çalışanlar için sigorta primi işveren hissesi desteği sağlanıyor.

• Ar-Ge ve tasarım merkezleri bünyesinde, yenilik ve tasarım faaliyetleri ile ilgili düzenlenen her türlü kâğıt damga vergisine tabi tutulmuyor.

•Ar-Ge ve Tasarım faaliyetleriyle ilgili araştırmalarda kullanılmak üzere ithal edilen eşyalar ayrıca gümrük vergisinden de istisna tutuluyor.

Bu merkezlerin faydalarını sadece “mali destek” çerçevesine sıkıştırmak elbette doğru değil. Ar-Ge ve Tasarım merkezlerinin kuruldukları şirketlerde Ar-Ge ve inovasyon kültürünü oluşturmada büyük katkıları olduğu belirtilmeli. Ayrıca bu faaliyetler vasıtasıyla, kuvvetli bir sanayi- üniversite işbirliğine zemin hazırlandığının da altını çizmemiz gerekiyor.

TÜİK ARAŞTIRMASINDAKİ VERİLER NELER SÖYLÜYOR?

TÜİK Araştırması’ndan öğrendiğimiz kadarıyla; Gayrisafi yurtiçi Ar-Ge harcaması 2016’da bir önceki yıla göre 4 milyar 26 milyon TL artmış. Ar-Ge harcamaları yüzde 19,5 artışla 24 milyar 641 milyon TL’ye ulaşmış.2015’te yüzde 0,88 olan Ar-Ge harcamasının GSYH içindeki oranın, 2016 yılında yüzde 0,94’e yükseldiğini görüyoruz ki bu oldukça memnun edici. 2023 için bu hedefin yüzde 3 olduğunu da not edelim.

Tam zaman eşdeğeri (TZE) cinsinden 2016’da toplam 136 bin 953 kişinin Ar-Ge personeli olarak çalıştığını görüyoruz. Bu TZE cinsinden Ar-Ge personeli sayısında yüzde 12 artış anlamına geliyor ki bu da oldukça olumlu bir istatistik.

2016’da Ar-Ge harcamalarının yüzde 46,7’si şirketler tarafından, yüzde 35,1’i devlet ve yüzde 14,4’ü de yükseköğretimtarafından yapılmış. Dağılım şimdilik ideal olmakla birlikte; burada özel kesimin payının daha da arttırılması elzem görünüyor.

AR-GE’DE HANGİ ADIMLARA İHTİYAÇ VAR?

Yukarıda da belirtmeye çalıştık, TÜİK araştırmasındaki veriler memnun edici; ancak henüz istenen düzeyde değil. 2016’da atılan önemli reform adımlarından önce sayıları 250 civarında olan Ar-Ge merkezlerinin 600’ler mertebesine çıktığını görmek oldukça memnun edici. İnovasyon alanında Ar-Ge merkezi sayısındaki artış yanında, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından gerçekleştirilen ve Türkiye’nin ilk inovasyon geliştirme programı olan “İnovaLİG”ive “İnovasyon Haftası”nı da başarılı bir projeler olarak not edelim.

Ar-Ge harcamalarımızı 2023’te yüzde 3 düzeylerine çıkarmak için atılan adımlar elbette olumlu; ancak daha fazlasına ihtiyacımız var. Başlangıç olarak, Ar-Ge ve tasarım merkezlerinde yürütülen bilimsel aktivitenin yakından takibi ve bu aktivitenin bilimsel olarak yönlendirilmesi ve “Ar-Ge ekosistemi” bağlamında iyi dünya uygulamalarının analiz edilerek ülkemiz Ar-Ge pratiğine bir an önce entegre edilmesi elzem görünüyor.

Ülkemizde gerçekleştirilen araştırma, geliştirme ve yenilik faaliyetleri ile yazılım faaliyetleri neticesinde ortaya çıkan“sınai mülkiyet haklarının” kiralanması, satışı/devri veya üretim sürecinde kullanılması neticesinde elde edilen kazançlara getirilen Kurumlar Vergisi istisnası çok kıymetli bir adım olmakla beraber; Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarının çıktılarının ticarileştirilmesi bağlamında da daha gidilecek ciddi bir mesafemiz var.

Mali teşviklere gelince, uluslararası yatırımcılar tarafından yatırım yapma kararları bakımından da dikkatle takip edilen “vergi öncesi karı” ilgilendirecek yeni Ar-Ge teşvik mekanizmalarının (işletme maliyetlerini düşüren giderler gibi) sisteme eklenmesi ve yine uygulanmakta olan vergisel teşviklerin vergi öncesi karı etkileyecek şekilde yeniden tasarlanması yararlı olabilir. Bu alandaki, dağınık mevzuatın ve uygulama sistematiğinin de bir merkezde toplanması gereği de artık kaçınılmaz görünüyor.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.