hüzün treni

Sımsıkı tutuyordu kadın, avucundaki halkayı demirden bir duvarın karşısında ağlarken. Etiyle bütünleşiyordu gittikçe ve sonunda cebine doğru uğurladı elinin eşliğinde. Diğer eline kırık düşlerini paketlediği bir bavul kiracıydı. Telaşlı bir selin yanında sürüklediği küçük ırmaklar kadar çaresizce toparlanmış görünüyordu, dışına taşan umutlarıyla. Kimse konuşmuyordu o an, sessizlik kulakları patlatıyordu. Kadın yürümeye başladı.

Ayakkabısının yüksekçe topukları istasyonun zemin taşlarını dövüyordu. Her adımı nefesini kesiyordu cılız lambaların ve yanıp sönüyorlardı belli bir ritimde. Geceydi, karaydı… Söküp tüm hatıralarını o koca şehirden, mantosuna sarılarak meçhule açılan vagonun kapısına doğru unutuldu..