Ağlamak arınmaktır…

Fotoğraf: Cristina Otero, otoportre.

Ağlayan bir insanı gördüğümüzde, ilkin ağlamasın isteriz… Ağlamak derin bir hüzündür çünkü, üzüntünün nehir olup akışıdır… Ağlaması durunca sanki üzüntüsü, derdi de kesilecekmiş gibi gelir. O kadar insanidir ki bu… Ağlama deriz, teselliye gayret ederiz.

Aslında ağlayan bir insanı gördüğümüzde, onun için sevinmemiz gerekir. Çünkü ağlamak herkese kolay değildir. Gözyaşlarının göz pınarından taşabilmesi için nice fırtınalar kopar içinde, nice şimşekler çakar da bir türlü dökemez bulutlar yağmurlarını. Nihayet berekettir göz yaşları, biriken, kalbini dolduran her şey karnını ve bedenini sarsan gök gürültüleriyle çağlar içinden ve rahmet olup süzülür yanaklarından. Kalp atışları normale döner, ruhu dinginleşir, benliği yükselir. Ağlayan insan bir adım daha yaklaşır tanrıya çünkü içindeki çocuktur dile gelen. Özgürleşir ağlayan insan, düşünceleri şefkatlidir, anlayışlıdır alabildiğince… Derin bir içgörü gelişir zihninde ve öylesine açıktır kalp… Ağlamak arınmak, şifalanmaktır.

Melankolik müzikleriyle tanıdığımız sevgili Gökhan Kırdar’la önceki gün gazeteye yaptığımız söyleşide söylemişti, ağlamak arınmaktır diye. Müzikle tedavi ediyor uzunca süredir… Müzisyenlikten şifacılığa geçişini sorduğumda, “Aralarında ne fark vardır ki?” diye sordu bana. Müziklerinin kâh ağlatıp kâh mutlu ederek halihazırda şifalandırdığını söyledi insanları, her derin müzisyenin olduğu gibi. Ağlamak, sahiden arınmak…

En son bugün ağladım, doyasıya. Eve gelen küçücük saksıda bir çiçeğim vardı, boynu bükük daha birkaç yapraktı. Ona nefes üflemiş, suyunu vermiş, onunla konuşmuş ve canlandırmayı başarmıştım. Ne de güzel yükselmişti yaprakları göğe… Gölge seviyordu ama koridordan gelen ışığa da öykünüyordu, uzanıyordu kavuşmak için… Sıcaklardan mı bilemedim, son günlerde boynu yine büküktü, alt yaprakları cansızdı… Konuştum, yerini değiştirdim, ışığa aldım, nefes verdim. Yine de ilk seferki kadar inanamıyordum döneceğine, çok istesem de. Hissetmiştim yakında olacakları, hissetmemiş gibi davranmayı yeğliyordum sadece.

İki gün uzaklaştım evden, bolca suyunu verip, yaprağını okşayıp… Döndüğümde belki canlanmıştır umuduyla hemen geldim yanına…

Can vermişti.

O an, çöktüm yanı başına.. Ağladım, ağladım… Can veremediğim, sahip çıkamadığım her şey için ağladım… İçimde tuttuğum kederlere, şifa olsun derken üzerime aldığım dertlere ağladım. Bilir misiniz, şamanlar ağlar. Taşıdıkları, aldıkları tasaları böylece bırakırlar üzerlerinden… Ben yine de en çok kendiminkilere ağladım. Öylece şifalandım, arındım. O güzel, henüz daha isim bile veremediğim körpe filiz, giderken şifa oldu bana.. Dilerim koca bir ağaç olur yeniden dünyada.

Siz siz olun, ağlayan birini gördüğünüzde, ne kadar yakın olursa olsun, ne kadar seviyorsanız sevin, ağlamasına mani olmayın. Bırakın arınsın, şifalansın… Teselliyi sonraya saklayın.. Ya yalnız bırakın, ya da sıkıca sarılın sadece, rahmeti yağsın üzerinize…