Ülke yönetiminde oyunsallaştırma ve “vatandaşlık skoru” uygulaması

İşin aslı uzun yıllardır bu konuyu düşünürüm. Demokrasi ile yönetilen bir ülkede neden herkes eşit değerlendiriliyor diye… Neden bir tecavüzcünün oyu benimkisi ile eşit sayılıyor? Ya da binlerce öğrenci yetiştirmiş bir öğretmen ile hayatında bir baltaya sap olmamış bir insan hiç eşit olabilir mi?

En baştan söyleyeyim, bu bir “dağdaki çoban ile benim oyum eşit değil” tarzı elitist bir yazı değil. Ben insanların ekonomik imkanları ile değil, tercih ettikleri eylemleri nedeniyle ile eşit olmamaları gerektiğini öne sürüyorum.

Kurtlar Vadisi tripleri ile hayatını sürdüren, ilk fırsatta silahına sarılan bir tip ile aynı havayı soluyor olmaya tahammül edebilirim belki, ama eşit sayılmak açıkçası ağrıma gidiyor.

Düğünlerde sırf eğlence diye havaya kurşun sıkan bir insan ile güle oynaya efendi efendi dünya evine giren bir insan hiç eşit olabilir mi? Peki uçkuruna sahip çıkamayan, 9–10 yaşındaki çocuklara yan gözle bakan bir psikopatla, senin oyun nasıl eşit sayılabilir? Peki sen de bundan hiç rahatsız olmuyor musun?

Demokrasi, sırf sayıca daha kalabalık oldukları için %51'in %49'un tüm haklarını bir kenara atabildiği bir yönetim şeklidir. (Thomas Jefferson)

Ciddi konulara geri dönmeden önce biraz kullanacağım terminolojiden bahsetmem gerekiyor.

Ülke yönetiminde oyunsallaştırma

Oyunsallaştırma: oyunlarda kullanılan bazı “dinamiklerin”, iş dünyası veya pratik hayattaki alakasız uygulamalarda da kullanılmasına denilir.

Nedir bu dinamikler?

  1. Oyun süresince yapılan iyi şeylerden puan kazanmak
  2. Belirli bir puan seviyesine ulaşınca seviye atlamak
  3. Skor tabelasında başarının onure edilmesi
Bir oyunu esasında çekici kılan, yaptığımız her iyi şeyin bir mükafatı olduğunu bilmek, başkaları ile rekabet etmek ve en sonunda da başarımızın herkes tarafından görünür olmasıdır.

Pratik hayatta oyunsallaştırmaya, şirket yönetiminde, iş uygulamalarında da sıklıkla başvurulur. Örneğin McDonalds’ların “ayın elemanı” uygulaması tipik bir oyunsallaştırma örneğidir.

Peki neden ülke yönetiminde de oyunsallaştırma mümkün olmasın?

Hepimizin bir vatandaşlık numarası var. Ben bu numara ile eşleştirilmiş bir de “vatandaşlık skorumuz” olmasını istiyorum. Ülkem ve diğer insanlar için iyi bir şey yaptığımda skorum artsın, trafik cezası aldığımda puanım düşsün. Rüşvet alırsam sıfır olsun, bir insanın canına kastedersem hatta eksiye bile düşsün.

Belirli bir skora ulaştığımda seviye atlayayım, hatta sürekli bir skor tabelasında günün haftanın, ayın en iyi vatandaşlarını şeffaf bir şekilde, il/ilçe/semt kırılımında görelim. Fena mı olur?

Biliyorum, herkesin üzerinde aynı derece etkisi olmaz tabii ki, ama hatırı sayılır bir kitle üzerinde de oto kontrol mekanizması yaratmaz mı sizce bu durum?

Peki puan toplayacağız da ne olacak? Elbette ki bunun bir de mükafat kısmı olması gerekiyor. Her başarılı oyunda olduğu gibi, bu puanlarımız bizi diğerlerinden ayrıştıran şey olacak.

Bir işe başvurduğumda, vatandaşlık skoruma göre muamele görmek isterdim. Bence devlet kurumları, skoru yüksek bir vatandaşa daha uygun fiyattan elektrik/su gibi hizmetleri vermeli, ihalelerde öncelik tanımalı. Bankalar kredi verirken, skoru yüksek kişiye daha özel bir faiz vermeli, mesela şubeye geldiğinde yüksek skoru olan kuyrukta sıra beklememeli.

Kulağa biraz hayalperest gelmiş olabilirim, ama lütfen bir dakika için yukarıda yazdıklarımı oturup bir düşünün. Size de şu anki sistemden çok daha adil gelecek eminim.

En azından biraz kafanızı kurcalamayı başardıysam, haydi şimdi devam edelim…

Gerçek bir uygulama

Şimdi bana hayalperest diyenler, sizlere ilginç bir şey daha söyleyeceğim. Bu önerdiğim yönetim şeklini, Çin Halk Cumhuriyet’nin muhtemelen 2020 yılında uygulamaya alacağını biliyor muydunuz? İnanmazsanız, BBC’nın şu ve Independent’ın bu haberine göz atar mısınız?

Hatta Çin, bu yönetim şeklini şu anda kısıtlı kişi için pilot kullanıma almış bile. Çin’deki uygulamanın olumlu olup olmayacağını öngörmek biraz zor olsa da, takip etmeye kesinlikle değer bir gelişme.

Bu uygulamanın ilerlemiş hallerinde, kişilerin skorlarının kullandıkları oy için çarpan niteliği taşıyacağını da öngörmek çok zor değil. Skoru yüksek bir vatandaşın vereceği oy, 2 ile veya hatta 10 ile çarpılırken, örneğin bir katilin vereceği oy, tam aksine bir eksi değerde olabilir.

Peki Çin bu işi ilk defa uygulayan ülke midir? Yine cevap “hayır”. Belki garip gelecek ama bu fikir taa milattan önce 6. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Bu yönetim şekline de “meritokrasi” veya kimi zaman da “ağırlıklı demokrasi” denilir.

Meritokrasi

Meritokrasi, kişilerin yetenek ve becerilerine göre statü kazandıkları bir sosyal sistemdir.

Bu terim ilk defa, 1958 yılında bir İngiliz sosyolog Michael Young tarafından ortaya atılmıştır. Merit terimi ise Türkçe’ye “liyakat” olarak çevirilebilir. Michael Young bu fikrini ilk defa “Meritokrasi’nin Yükselişi” adlı saçma sapan kapaklı bir kitapta kaleme almıştır. :)

Lakin kavram olarak Meritokrasi’nin tarihi çok daha eskilere dayanır. Milattan önce 6. yüzyılda ünlü Çinli filozof Konfüçyus, hanedan olabilmek için kan bağına dayanmayan, adayların bir takım testler ve sınavlara tabi tutulduğu bir liyakat sistemi geliştirmiştir ve işin ilginci uygulamaya da geçilmiş, yüzlerce yıl başarıyla kullanılmıştır.

Antik Yunan’da da Plato, Devlet adlı kitabında benzer bir konuya değinmiştir. Ama tabi daha subjektif bir bakış açısı ile.

Devletlerin veya insanlığın başından bela asla eksik olmayacaktır. Ta ki, filozoflar kral olana kadar. Ya da şimdi kral dediğimiz yöneticilerin gerçek birer filozofa dönüşene kadar.

Plato, o zaman için en erdemli insanı filozof (bilgi peşinde koşan kimse) olarak gördüğü için böyle demiştir. Şimdi biz bu ölçüm birimine erdem değil, vatandaşlık skoru da diyebiliriz rahatlıkla.

Örnekleri daha da arttırayım isterseniz…

17. yüzyılda İngiliz İmparatorluğu sömürgesi olan Hindistan’da yönetim biçimini insanların belirli testlerden geçtiği ve bu şekilde görev aldıkları bir sistem üzerinde kurmuştur.

1861 yılında, yüzyılın en önemli filozoflarından, feminist ve hümanist akımın öncülerinden John Stuart Mill, eğitimli kişilerin oylarının daha değerli sayılması gerektiğini söylediği bir meritokrasi örneğini “Considerations on Representative Government” adlı eserinde kaleme almıştır.

Hemen not edeyim, Benim önerdiğim yönetim şekli, meritokrasinin özünde yer alan kişilerin “yetenek ve becerilerini” değil, “davranışları” esas almaktadır. Tarihsel uygulamalarındaki, yetenek merkezli meritokrasiyi gereğinden fazla elitist buluyorum

Son Sözler

Eğer siz de benim gibi, herkesin kayıtsız şartsız eşit sayıldığı bir demokrasinin en doğru yönetim şekli olmadığını hissediyor ama daha iyi bir alternatif bulamıyorsanız “ülke yönetiminde oyunsallaştırma” üzerine biraz düşünmekte fayda var.

Teknolojinin yeterli olmadığı dönemlerde, meritokrasi suistimale çok açık ve çeşitli sorunlara gebe olmuş bir sistem. Zira kişilerin yeteneklerine göre onları sınıflamak bence hiç de doğru değil. Ama bugün artık hepimizin bir numara ile temsil edildiği bir dünyada, “davranışlarımıza” göre skorlanmamız, şeffaf bir şekilde gayet de uygulanabilir bir durumda.

Örneğin Estonya gibi ülkelerin, oy kullanmak da dahil tüm vatandaşlık hizmetlerini dijitale aktardıklarını düşündüğümüzde, oyunsallaştırmanın ülke yönetiminde uygulanması artık çok da büyük bir problem değil. Hatta bir mobil uygulama ile ne yaparsam puan kazanırım, arkadaşlarım arasında puanımın ne durumda olduğunu görebilmek de çok ilginç olurdu.

Önemli bir nokta… Bu sistemin doğru işleyebilmesi için; herkes doğduğunda, ailesinden bağımsız olarak, eşit bir skor ile doğmalıdır. Böylece elit bir zümrenin doğmasının önüne geçilirken, doğum esnasında herkese de eşit şans tanınmış olacaktır.

Evet kabul ediyorum… Belki bu sistemde, dağdaki çoban en yüksek vatandaşlık skorunu alamayabilir. Ama eğer o da kendi üzerine düşen temel vatandaşlık vazifelerini (askerlik, vergi, okula gitmek gibi) yerine getirirse puanını arttırabilecek, hukuk dışı bir davranışta bulunmayarak da pozitif puanda kalabilecektir. Skoru, üniversite bitirmiş, varlıklı ama görevini kötüye kullanan bir rüşvetçinin skorundan hayli hayli yüksek olabilir böylece. Ki bence dağdaki çoban zaten bu tip bir insandan binlerce kez daha değerlidir.

Bu yönetim şeklinin en azından toplumdaki adalet duygusunu olumlu etkileyeceğini düşünüyorum.

Sadece ön yargılarınızdan sıyrılıp, biraz hayal edin lütfen… Hayal edebiliyorsanız, yapabilirsiniz.