Bilimsel bilgiden yoksun bir UX kariyeri mümkün mü?

Geçtiğimiz günlerde ünlü bir blogda UX Writer olmakla ilgili bir makale paylaşıldı. Bu satırlar bir cevap niteliğinde olmasa da üstüne konuşulması gereken bir konuyu açmak için ilgi yazıdaki bir cümleyi referans almaktadır: Bilimsel bilgiyi dışarıda bırakarak bir kariyer inşası mümkün mü?

Her şey ilgili makaledeki yazarımızın şu cümlesiyle başlıyor:

“Kariyerini üniversite diploman değil, nasıl düşündüğün belirler”

Bu cümleye kim itiraz edebilir? Hele kullanıcı deneyimi gibi sınırları belirsiz bir alanda çalışıyorsan. Linkedin profiline gir, edit’e tıkla ve abrakadabra! Artık ne istersen osun. Ne itiraz edebilecek bir merci ne de durumu kontrol eden bir meslek yasası var. Hâl böyleyken elbette kariyerini üniversite diploman belirlemez. O konuda hemfikiriz. Cümlenin sonu için farklı bir önerim olacak; Linkedin profilini nasıl düzenlediğin belirler.

Peki bu kadar kolay mı?

Bu soruyu nasıl okuduğunuzla ilgili bir mesele. Türkiye’deki iş hayatı istediğiniz kariyere kolayca evrilmenize olanak sağlıyor. UX Writer olmakla ilgili paylaşılan makalelerin genelinde şu tavsiyelere yer veriliyor:

  • Sektördeki ilgili oyuncuları ve oyuncuların ürettiklerini takip etmeliyiz
  • Sektörel kitapları okumalıyız
  • Editöryel yetkinlikleri geliştirmeliyiz

Verilen formülün doğruluğunu tartışmanın dışında bırakıyorum. Keza ilk cümle gibi söylenenler yanlış değil. Kimse bu talimatlara itiraz edemez. Sektörü takip etmek, gelişmelere ayak uydurmak, yukarıda sıralamadığım ama yazıda yer alan bilinen kullanıcı deneyimi tasarım ve araştırma yöntemlerine vakıf olmak olmazsa olmaz. Formül tamamen doğru ama aynı zamanda bir şeyler yanlış. Daha doğrusu bir şeyler eksik. Noksan olan yazarın en başında söylediği şey; üniversite diploması.

Hani demiştim ya, sorduğum sorunun cevabı okuma şeklinizle ilgili diye şimdi size aynı soruya başka nasıl cevap verilir onu anlatmaya çalışacağım.

Biraz iletişimden bahsedelim…

Madem UX Writer niteliklerinden bahsettik; konuyu iletişimden devam ettirmek çok yanlış olmayacaktır. Doğası gereği iletişim ilginç bir araştırma alanıdır. Aynı başlık altında çok farklı konularda iletişim çalışmaları yürütülebilir. Odağımızı dağıtmayalım; insan üzerinde yoğunlaşalım.

İnsan iletişimi üzerine yapılan araştırmalar uzun süre bilişsel sürecin incelenmesi üzerine kuruluydu. 20. yüzyılın ortalarından itibaren iletişim bir tür biyolojik fonksiyonun ötesinde, kişiler arası sosyal bir etkileşim olarak görülmeye başlandı.

İletişim, etkileşim, sosyallik…Bakın anahtar kelimeler yavaş yavaş kullanıcı deneyimine doğru gelmeye başladı.

Son 70 senede çok ilginç şeyler öğrendik. Austin Söz Edim Kuramı ile her sözün üç adet eyleme sahip olduğunu; direkt ve dolaylı anlatımın bu eylemlerin birbirleriyle çatışma durumuna bağlı olduğunu öğrendik. Kibarlık Teorisi ile insanların taleplerini kabul ettirmek için hangi stratejileri izlediğini öğrendik. Tajfel sayesinde dilin bir tür toplumsal sınıflandırma aracı olduğu; dolayısıyla sosyal kimliğin bir parçası olduğunu öğrendik.

Sadece teoriler doğmadı; yeni çalışma alanları da ortaya çıktı. Söylem çalışmalarıyla ile söylem bir eylem olarak görülmeye başlandı. Dile getirilen ve kaleme alınan her söylemin bir tür anlam inşası olduğu ileri sürüldü. Bu andan itibaren her türlü üretilen çıktı, haydi biz buna içerik diyelim, psikoloji tarafından incelenebilir bir alan haline geldi. Söylem ve konuşma analizi gibi yeni araştırma yöntemleri geliştirildi. Dil bir iktidar aracı olarak ele alındı; konuştuğumuz söylemin kaynağı incelendi. Sözlerimizin güçlü ve güçsüz olarak bölünebileceği; kullandığımız ama farkında olmadığımız birçok tabirin sosyal ilişkilerimize yön verdiği ortaya kondu.


Biliyorum, tüm bu gereksiz bilgilerle canınız sıktım. Fakat bu gereksiz bilgiler UX Writing’in temelini oluşturuyor.

UX Writer basit bir metin yazarı değildir. Kullanıcı ve arayüz arasındaki etkileşimi sözlü ve yazılı söylemler üzerinden tasarlar.

İşin mutfağına, tüm o malzemelere vakıf olmadan bir UX Writer etkileşim tasarlayamaz. Bilimin ortaya koyduklarına hakim olmadan doğru tasarım yapılamaz.

Baştaki soruya geri dönelim; peki bu kadar kolay mı?

Hayır! İşini doğru yapmak istiyorsan işin hiç de kolay değil!

Bilimsel bilgilere şirket bloglarından ulaşamazsın. Takip ettiğin kanaat önderleri sizi bu konuda eğitemez. Aradığını trendlerde bulamazsın.

Kariyerini üniversite diploman belirlemez belki ama yaptığın işi doğru yapmanı aldığın eğitim sağlar.

Üniversite sadece bilimsel literatürün aktarıldığı kaynaklar değildir. Öğrencisine bilimsel bir bilgiyle nasıl başa çıkacağını öğretir. Makale okumayı, değerlendirmeyi ve içindeki cevheri çıkarmayı yine üniversitede öğrenirsin.

Hayır arkadaşım; dilediğin kariyer yoluna şıp diye geçmek, o alanda çalışmak kolay değil.

Bilimsel bilgiden yoksun bir kariyer inşası mümkün mü?

Bilimsel bilgiden yoksun bir kariyer elbette mümkün. Olmaz desek ne olur, yapan bir topluluk var zaten.

Diplomanın, eğitimin önemli olmadığını düşünen bir topluluk var. Öyle ki birkaç ufak uğraşla meslek sahibi olunabileceğine inanıyorlar. Blog okumayı ya da birkaç öneriyi dinlemeyi yeterli buluyorlar.

Ve bu bize zarar veriyor.

Bilginin yüceltildiğini göreceğimize kolay yoldan köşeyi dönenlerin hikâyelerini dinliyoruz. Hâl böyleyken neyin doğru neyin yanlış olduğuna nasıl karar vereceğiz.

Önereceğim çözüm sırtımızı bilime dayamakta. UX’ci adı altında üretilen sürüyle mesleğin temeline eğitimi, üniversiteyi, diplomayı koymakta. Formülün göbeğine yaşam koçundan çıkan öneriler yerine “dil bilimi üzerine okuma yap” ya da “söylem çalışmalarını takip et” gibi tavsiyeleri yerleştir. Bilgiyi şirket bloglarında ya da kendi yolunu bulmuş ajansların kendi iktidarlarını meşrulaştıran eğitimlerinde arama.