ŞU KADARCIK

‘Baba.’ dedim.

Gözlerini okuduğu kitabından ayırıp gözlerime baktı.

‘Seni çok seviyorum baba.’ dedim.

Aslında kurduğum bu cümle küçükken bize sorulan o en klışe sorunun cevaplarından biriydi.

‘Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı ?’

Çocuk kalbi kimseye kırmak istemez ya hani ondandır her bu soru sorulduğunda ‘Annemi de çok seviyorum babamı da.’ dememiz.

Hem’leri kullanmazdık o zamanlar. Lügatımızda ‘Hem’lere yer olsaydı sorulan ‘Hangi takımlısın , bakayım sen ?’ sorusuna ‘Annemin yanında Fenerbahçeli , babamın yanında Galatasaraylıyım.’ diyemezdim.

Kalp kırmayacak cevapları verdirten ‘-de , -da’larımız vardı bizim. Birleşik ya da ayrı yazılanı fark etmezdi. Kalp kırmasın yeterdi.

Ama insanoğlu çiğ süt emmiştir derler ya. ‘-de , -da’larımız da silindi zamanla. Tek bir cevap vermeye başladık , her türlü soruya. Verdiğimiz cevaplarla öğrendik birçok şeyi.

‘Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?’ sorusuna tek bir seçeneği cevap olarak gösterirken öğrendik evde görüşüleceğini.

Ya da hangi takımı tuttuğumuzu sorduklarında , cevap olarak babamızın karşıtı olduğu takımı söylediğimizde öğrendik ‘Babana söyleyeceğim.’leri.

Verdiğimiz cevaplarla büyüdük aslında.

Mesela ben büyüyünce katıldım Can Yücel’in satırlarına.

‘Hayatta ben en çok babamı sevdim.’

Bu satır her dudaklarımdan döküldüğünde anneme döner , ‘Anne seni de çok seviyorum ama bak babamı bu kadar daha fazla seviyorum. Ama bak sadece şu. kadarcık.’ derdim ve işaret parmağımın üzerinde o ‘şu kadarcık’ diye anlatmak istediğim miktarı gösterirdim.

Annem bana alıngan bakışlarla bakarken ‘Kız çocuğu babasını , oğlan çocuğu annesini daha çok sever zaten.’ derdi.

Bu söz genel olarak ne kadar doğruydu bilmiyorum ama benim için doğruydu işte.

‘Hayatta ben en çok babamı sevdim.’ annemden şu kadarcık fazla da olsa..