Sadece Benim

Bir cumaertesi gecesi , televizyonun beyin uyuşturan sesinden uzaklaşmak için odama geçiyorum.

Yalnızca uyumak için kullandığım odama…

Elime bir kitap alıyorum rastgele. Kapağını açıp okumaya çalışıyorum. Ama sadece çalışıyorum. Okuduğum cümleleri tekrar tekrar okuyorum… İkinci sayfasının bir kelimesini dahi göremiyorum.

Okuyamayacağımı anladığımda kapağını kapatıp yatağıma bırakıyorum. Bir haftadır kullandığım o eski defterimi arıyorum küçücük odamda. Onu bulup , sayfasına kalemimin gölgesi düşsün istiyorum. Aklım yeni kabul ediyor.

‘Bugün okumak değil , yazmak istiyorum.’

Daha bir hafta önce gözümün önünde olan defteri şu an bulamayışıma inanamazken , yerlerdeki not kağıtları gözüme çarpıyor. Acaba ne zamandır yerdeler ? Ve ben nasıl olur da yeni fark ederim ?

Hepsini birer birer toplayıp çalışma masamın üzerine koyarken ,defterim okuma kitaplarımın altından bana göz kırpıyor. Nasıl görmediğime hayret etmek istiyorum. Ama masamın dağınıklığı buna engel oluyor , dehşete düşüyorum.

Daha geçen hafta topladığım odam , bugün neden bu kadar dağınık diye kendimi sorgulayamıyorum bile. Çünkü biliyorum ; insan bugün kırkındaysa yarın kırk birinde olabiliyor. Sonuçta hayat bu , bir bakarsın her şey son bulur. Hayat bu , son dediğin an her şey hayat bulur.

Eski defterimi açarken önemli olan tek şeyin insanın hayatı boyunca kendisi olarak kalmasının olduğunu düşünüyorum.

Kalemimi kağıda değdirecekken , az önce yerden topladığım bir not kağıdı dikkatimi çekiyor.

‘Sadece benim biliyor musun ? Sadece benim. Bazen çok düzensizim bazen çok düzenliyim. Ve sadece benim.’