UÇUYORUM BEN YERKÜREDE

Unutsam bir çarşamba gecesi adımı.

Kaybolsam avucumun içi gibi bildiğim sokaklarda.

Bağırmak istesem avazımın çıktığı kadar ama sesimi bulamasam.

Oturup ağlasam saatlerce. Sağ gözüm yansa her yaş aktığında. Daha fazla acı istemediğim için kapatsam gözlerimi. Acıyla beraber gerçeklere yumsam.

“Siz görmeseniz de gerçekler varolmayı sürdürürler.” Sözü dolaşsa beynimde.

Gülüp “Zaten hayal edilebilecek her şey hayal edilmiş gibi.” desem ve açsam gözlerimi.

Ama açtığım an , gözlerimi kapattığımda oluşan karanlığı özlesem.

O karanlıkla kalmayıp bir de çay içmeyi özlesem en sıcağından. Tam o sırada çaysız kaldığımda beliren baş ağrısı kendisini gösterse.

Ve gülsem başımdaki ağrıya çocuklar gibi.

Çocuklar gibi olsam. Tekrar çocuk olsam keşke.

Ve yine söyleyemesem ‘r’ harfini.

Yürümeyi beceremeyip düştüğüm kardan , adam yapsam annemle beraber.

Karı eriten güneş göründüğünde alıp dört tekerlekli bisikletimi çıksam dışarı.

Fethetsem yokuşları.

Sonra sıkılıp yokuş aşağı koşsam.

Daha yüksek bir yokuştan aşağı koştuğumda uçacakmışım gibi hissetsem.

Gülümsesem annemin taradığı saçlarım özgürce havalanırken.

Koşsam , koşsam , koşsam ve yorulsam.

Ama şimdiki gibi değil.

Yorgunluktan beynimi çıkarıp dinlenmek isteyecek kadar değil.

Annemin”’Nasıl terlemişsin öyle ? Hasta olacaksın.” Diyeceği kadar.

Üzerine soğuk su içemeyeceğim kadar.

Ve gülsem tekrar,

terden içemediğimiz soğuk suyu , yaşanılanların üzerine içişimize.