Anayasa Referandumundan Ne Anladım?

Türkiye 16 Nisan tarihinde bir anayasa referandumuna gidecek. Aylardan beri, Türkiye’de yaşayan herkes deyim yerindeyse referandum ile yatıp kalkıyor. Anayasa değişikliği teklifini detaylıca okudum, kendimce çok kısa bir özet çıkardım. Belki faydası olur.

Önerilen anayasa değişikliği teklifi kabaca şöyle:

Biz 5 yılda bir tek bir kişiyi seçiyoruz. O kişi o 5 yıllık süre için şunlar oluyor :

1. Devletin Başı (Cumhurbaşkanı sıfatıyla)
2. Hükümetin Başı (Başbakanın yetkilerini de aldığı ve tüm kamu görevlilerini nasıl isterse atadığı için)
3. Kendi siyasi partisinin başı (Partili Cumhurbaşkanı olduğu için)
4. Silahlı kuvvetlerin başı (ordunun kullanımına tek başına karar veriyor)
5. Maliyenin başı (bütçeyi tek başına hazırlayabiliyor)
6. Hukukun başı (HSK ve Anayasa Mahkemesi üyelerini atıyor, veya onları atayacak kişileri atıyor)
7. Yasamanın başı (Türkiye’deki tek parti iktidarının devam etmesi ve bu kişinin mevcut siyasi partiler yasasıyla genel başkan olması halinde)

Olmaz ama, bu kişinin kendisine bağlı bir medya ağı da varsa, o zaman yasama, yürütme, yargı ve kendi medyasının başı olan tek bir kişi çıkıyor ortaya.

Bu kişi eğer hata yaparsa yargı yolu açık, ama kendisini yargılamak için meclisin bulması gereken sayılar itibariyle aslında yarı kapalı sayılabilir. Mümkün ama çok zor yani. Yapılabilecek en iyi şey sonraki seçimde kendisini tekrar seçmemek.

Gördüğüm şu; memleketin altın anahtarını tepside sunacağımız birinden söz ediyoruz. Bu kişiden söz ederken de mevcut yöneticilerimizi kastetmiyorum, bu kişi herhangi biri olabilir, soldan ya da sağdan. Bu seviyede bir denetlenemezlik, pratikte çok zorlaştırılmış denge / fren mekanizmaları, bir kişinin bu denli çok şeyi kontrol etmesi…

Peki ne yapmalı?

Demokrasiye karşı üretilecek en iyi argüman, sokaktaki seçmenle yapılacak 5 dakikalık bir konuşmadır. -Winston Churchill

Benim önerilerim şunlar :

Koyverme, oyver canım kardeşim : Memleket ile ilgili bir sorunun varsa, şu ya da bu şekilde daha iyi olsun istiyorsan, unutma : Seni içinde bulunduğun durumdan, hayatta her zaman olduğu ve olacağı gibi, senin azim ve kararlılığın kurtarır. Mutlaka sandığa git, oyunu kullan. Devlet baba fikrini sormuş, söylememek olur mu?

Siyasi söylemlere fazla takılma. Git aklının yattığı seçeneğe oyunu kullan. Sen sonuçta gidip kendini daha yakın hissettiğin tarafa oy vereceksin. O söylemler, sen kendini bir tarafa daha yakın, öbür tarafa daha uzak hisset diye yapılıyor. Böylece daha çok oy alacaklarını hesaplıyorlar.

Memleketin kaderini elinde tutmuyorsun, ama yine de çok önemlisin. Tarih sürekli olarak akar. Biz de bu akış içinde figüranlar oluyoruz. Ama seni temin ederim, yapacağın seçimlerin sonunda göreve gelecek politikacılardan çok daha önemlisin. Onlar senin için var. Devlet te senin için var. Sen yoksan, devlet te yok. Şimdiye kadar bizde tersi oldu, biliyorum. Çok önemli değil, tarih doğru yere akıyor. Bastığın mühür sonunda küresel düzen değişmeyecek, senin gelirin artmayacak. Daha “güçlü” olmayacak hiçbir ülke… Bu “pazarlama” hilelerine gelme.

Bir de, politikacıların her gün anlattığı toplum pek biz değiliz, unutma: Kendini adayın yerine koy. Etrafında bir alay danışman, medya ordusu, sürekli birşey isteyen insanlar. Sen olsan memleketi doğru tahlil edebilir misin? Onlar da öyle işte. Sana her gün anlattıkları memleket ile senin yaşadığın yer aynı değil. Örnek mi? Son rakamlara göre kişi başına düşen milli gelirimiz 19.000$ (ondokuzbin ABD doları). Valla benim başıma düşmedi, seninkine düştü mü? Aşağıdan ve yukarıdan farklı görünür ülkeler. Aradaki makas açıldıkça, politikacılar mevzudan kopar. Normaldir. Onlar da insan. Ama biz politikacıların anlattığı kadar çapulcu, bölünmüş, ya da bidon kafalı, makarna meraklısı, oyunu kiraya vermiş, terörist vs. bir toplum değiliz. Hepimiz, çocuklarımızın (kendimize göre) daha iyi bir ülkede yaşamasını istiyor, huzurlu, tatminkar bir refah arıyor, işlerin iyiye gitmesini istiyoruz. Konu bu.

Kimsenin seni ötekileştirmeye hakkı yok. Bu memleket senin, sen her kimsen. Siyasi tercihinden, inancından, düşüncelerinden ötürü ötekileştirileceğin, yasaklanacağın bir memleket aslında bir hapishanedir. Türkiye tarihinde hep, ötekileştirilenler dönüp kendi öcünü almıştır, ama bu kısır döngü biryerlerde kırılmak zorunda. Çok, ama çok iyi bir adam, hapishaneden ilk çıktığında kendisini 27 yıldır yok yere hapsedenleri affetmişti. O ülkeye barış ancak böyle geldi. İntikam duygusundan birşey olmaz, evet dünya kadar yanlış oldu bu memlekette. İnsanlar gibi, samimiyetle hatayı kabul edip, gerekirse özür dilemek ve hep birlikte doğrusunu aramak lazım. Bunun hepimiz için geçerli olduğunu görmen lazım.

Kolay gelsin!