Silikon Vadisi İzlenimleri

Fotoğraf alıntıdır.

San Francisco Havaalanı, 20 Kasım 2016

Yaklaşık 10 gündür San Francisco’dayız. Silikon Vadisini gezdik, kuruluşlar ve bireysel olarak buraya gelmiş Türklerle görüşmeler yaptık, şirketleri ziyaret ettik ve izlenimler edindik, edindim.

Silikon Vadisi San Francisco metropolünden başlayıp güneyde San Jose’ye kadar uzanan, neredeyse 100 km uzunluğunda bir bölgenin adı. Dünyanın teknoloji başkenti.

Herkesin söyleyeceği şey şudur belki de, Türkiye’den çok farklı. Evet elbette çok farklı ama bu zaten buraya gelmeden de bildiğimiz birşeydi. Türkiye’de çocuk tacizine cevaz veren yasalar yapılıyorken burada başka bir gezegende gibiydik.

Ama benim daha çok gözüme çarpan ilk farklılık, teknolojik değil beşeri katmanlardaki farklılıktı. Bunu ABD’ye daha önceki gelişlerimde de deneyimlemiştim ama San Francisco’da bu durumun daha belirgin olduğunu söyleyebilirim : ABD’de insanlar kendilerine ve size karşı daha dürüst, daha net ve daha açıklar. Kurallara uymak, başkalarına saygı göstermek buradaki ortak yaşam sözleşmesinin bir parçası. Bilhassa vadinin içindeki küçük şehirlerde insanlar daha pozitif, huzurlu ve rahatlar. Elbette burası ABD’nin en liberal bölgesi, daha 1970’lerde Harvey Milk’i çıkartan ve şimdi Trump seçildi diye büyük şirketlerde grup terapisinin yapıldığı bir bölgeden söz ediyoruz. Farklı olanın getirdiği zenginliği kabullenmek burada yaşamın temel kuralı.

Büyük şirketlerde çalışan veya üst düzey yöneticilik yapan pek çok göçmen var ve burada göçmenlik, bir başka ülkeden, kültürden gelerek burada hayatını inşa etmek hali tüm bölgede büyük bir tolerans ortamı yaratmış. Önemli olan sizin şekliniz, milliyetiniz, dininiz değil, ne yaptığınız, ne ürettiğiniz, ne ortaya koyduğunuz.

O kadar ki; Google kendi çalışanları için mühendislik departmanlarında bir emir komuta zinciri dahi kurgulamamış. Google’da çalışıyorsanız görev alanınız belli ve kendi başınıza harekete geçmeniz, arkadaşlarınızı da harekete geçirmeniz bekleniyor. Müdürünüz size şunu yap demiyor, ama herkes o denli hevesli, “over achiever” durumda ki ofis arkadaşınız Cuma günü “şöyle birşey olursa ne iyi olurdu” dediğiniz şeyi Pazartesi yapmış olarak geliyor. Bu durum karşısında siz de kendinizi şirkete katkıda bulunmaya “zorunda” hissediyorsunuz, yılın sonunda da ben şu alanlarda katkıda bulundum dediğiniz raporu üstleriniz ve iş arkadaşlarınız değerlendirip doğruluyor. Bu sisteme “peer pressure” yani “eşdeğer-baskısı” diyorlar. Kimse sizin terlikle, sandaletle, atletle işe gelmenizi sorgulamıyor, işe evcil hayvanınızı getirebiliyorsunuz, isterseniz ofiste uyuyabiliyorsunuz. Önemli olan tek şey var : ne üretiyorsunuz? Eğer yeterince iyiyseniz, o zaman engel yok.

İkinci söyleyeceğim şey, Türkiye’den ancak parça başlarını yakalayabildiğimiz bütünün özü; yani ekosistemin kendisi. Türkiye’deki en iyilerin bile boy ölçüşemeyeceği okullar birbirine 100 km’den daha yakın bir alan içinde sıralanıyor : Stanford, Carnegie Mellon, Berkeley, vs… Stanford’da kampüs turu yaptıran bir genç, elektronik mühendisliği ikinci sınıfında milyonlarca dolarlık lazer laboratuvarında deney yapabildiğinden söz ediyordu. Sizi bu denli yeni şeyler keşfetmeye teşvik ediyorlar. Ortam son derece özgürlükçü, açık fikirli ve eleştirel. Amma ve lakin, bu okulların çıkardığı mezunlar vadideki iş talebine yetişemediği için haldır haldır, dünyanın dört bir yanından adam arıyorlar. Bu zihin ve eğitim kalitesi vadide iş yapan veya çalışan eski mezun ve gedikli çalışanların yenilerine yaptığı akıl hocalığı ile taçlanıyor. Milyar dolarlık şirketler kurmuş insanlardan bedava akıl alıyorsunuz. Buna ilaveten, şirket kurmak 1 A4 kağıdı doldurmak kolaylığında bir işlem. 300 USD tutuyor. Stanford üniversitesindeki öğrencilerin kurduğu girişimlere 600.000 $’lık altyapı desteği, bedava ofis ve mentörlük mevcut. Üstelik bu akıl hocaları eğer size inanırsa yolun başında sadece akıl değil, para da veriyor hisse karşılığında. Bunun karşılığında yapmanız beklenen tek şey : odaklanmak ve çok çalışmak. Eğer başarılı olursanız, şirketinize yatırım bulmak için tura çıkıyorsunuz, bazen de sizi yatırım turlarına katılmak için bizzat yatırımcılar arıyor.

Kısaca olay insanda, yani ekipte düğümleniyor diyebiliriz. Siz kimsiniz? Ne biliyorsunuz? Ne üretebiliyorsunuz? Günün sonunda sizin veya ekibinizin ortaya çıkardığınız değer nedir? Bu değeri ortaya çıkarırken ne denli kaliteli uygulama (execution) yapabiliyorsunuz? Fikir önemli, ama fikri eyleme dönüştürme ve bunu yapan ekibin kalitesi çok daha önemli.

Tüm bunlara rağmen ABD kesinlikle bir dikensiz gül bahçesi değil. Tam tersine, inanılmaz bir rekabet ve hız var. Herhangi bir fikirle ilgili çalışan en az 10 ayrı ekip var. Hepsi çok iyi, çok hızlı, çok hevesli. Hangisinin kazanacağını fikir, uygulama ve ekip üçlüsünün toplam skoru belirliyor, bir tür doğal seleksiyon.

Aynı rekabet ortamı çalışanlar için de geçerli. Ekip arkadaşlarınız canavar gibiyken daha azıyla yetinemiyorsunuz. Herkes gece 11’e kadar çalışırken 6’da çıkamıyorsunuz. Herkes en iyisini hedeflerken “daha iyi” ile yetinemiyorsunuz.

Kendinize ait bir fikirle vadiye geliyorsanız, etrafınız sizden birkaç yıl önce yola çıkmış ve bir anda çok hızlı büyümüş girişimlerle dolu oluyor. Şehirde yürürken pat diye Eventbrite veya Slack’in ofisine rastlamak sıra dışı değil. Sizinle aynı ülkeden gelen insanların kurduğu işler yüzlerce milyon dolar değere ulaşıyor, o enerjiyi kokluyor, hissediyor, adeta dokunabiliyorsunuz.

Vadideki tüketiciler, Türkiye’dekilere kıyasla yeni hizmet ve teknolojileri denemeye çok daha hevesli ve teşne. Hani o meşhur “müşteri binanın dışında, git ve öğren” konsepti var ya, burada anlamını buluyor. Kurumları ve kişileri kullandıkları çözümlerden daha iyi alternatifleri denemeye ikna etmek daha kolay, bu da yarattığınız değerin potansiyel müşteri geri dönüşlerini çok daha hızlı almanızı, haliyle de şirketinizi doğru yönde daha hızlı geliştirmenizi sağlıyor.

Dolayısıyla ekosistem açısından hiçbir şey şansa bırakılmamış. Para, yetenek, enerji, hırs, beyin gücü, müşteri. Bunların hepsinin Silikon Vadisinde bir araya gelmesinin yolu yıllar içinde bulunmuş. Haliyle ortaya çıkan sonuç neredeyse matematik bir kesinlik içeriyor.

Üçüncü ve sonuncusu, burada yaratacağınız değer her neyse onu daha büyük düşünmenizi sağlıyorlar. Yaşlılar için hayatı kolaylaştıran bir hizmetiniz mi var? Nesnelerin interneti üzerinde mi çalışıyorsunuz? Turizm hizmetleri için farklı bir çözüm mü düşünüyorsunuz? Neredeyse hepsini küresel boyutta ve ürettiğiniz çözümün hitap edebileceği farklı kitlelerle birlikte düşünmeniz sağlanıyor. Üstelik bu bilinçli yapılan birşey değil, buraya gelip insanlarla konuşuyorsunuz ve kendinizi bir anda hiç düşünmediğiniz perspektifleri değerlendirirken buluyorsunuz. O yüzden üniversiteler için hazırlanan bir sosyal ağ 1 milyar kullanıcıya ulaşıyor, o yüzden takım içi haberleşmede kullanılan IRC uygulaması tüm dünyada şirketlerin gözdesi haline geliyor. Konu para değil, kullanıcılar için değer yaratmak. Para bir yan ürün olarak süreç içinde oluşuyor.

Sözün özü, ABD’de bile bir ikincisi yapılamayan bir ekosistem ve kültürden söz ediyoruz. Görkemli isimlere sahip binalar yapmakla, sadece para veya akıl vermekle israftan başka bir sonuç doğmayacağının, meselenin dönüp dolaşıp insanda bittiğinin canlı kanıtı. Özgür, eleştirel, dönüştürücü düşünmeye ayrılmayan her beyin hücresinin aslında kişiyi ve günün sonunda tüm insanlığı yerinde saydırdığı gerçeğinin vücuda bürünmüş hali. Elbette ki kusurları var, elbette ki mükemmel değil. Ama insanlık olarak elde edebildiğimiz en iyi çözüm şimdilik bu ve Santa Clara vadisinde her gün, milyonlarca defa yeniden kanıtlanıyor.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.