Referandum mudur bize kalan?

16 Nisan referandumunda çıkan partili cumhurbaşkanlığına geçiş kararı meşru değildir! Sandıktan çıkanın farkındayım ve “hile” iddiasında bulunmayacağım. İddiaların şiddetle ciddiye alınması ve araştırılması gerektiğini savunuyorum. Bunun, adil şartlarda yürütülen bir çalışma olmadığına da inanıyorum. Ancak mantığım 1 milyon 300 bin oy farkını açıklayabilecek boyutta bir hile olmadığını, olsa da bunun saklamanın mümkün olmayacağını söylüyor.

Başkanlık ya da siyaseten doğru adıyla partili cumhurbaşkanlığına geçişin meşru bir zemini olmadığına inanıyorum çünkü meşruiyet sorunlu bir kavram. Açıklayayım:

Referandum haberi için kamuoyu görüşleri toplamak üzere İstanbul’un kozmopolit bir semti olan Kasımpaşa’yı seçtik. 30'a yakın kişi ile sandık çıkışlarında görüştük, oylarını ve nedenini sorduk. Şu eğilimler öne çıktı:

  1. Erdoğan ne isterse “evet” diyecek olanlar
  2. Erdoğan ne isterse “hayır” diyecek olanlar
  3. Başkanlık sistemi isteyenler
  4. Başkanlık sistemi istemeyenler

Bunu bir küme olarak düşünürsek:

Konuştuklarım arasında en kalabalık olanlar başkanlık sistemi istemeyenler ve ne olursa olsun Erdoğan’a “evet” diyecek olanlardı. Görüşmelerimizde aktardıkları ilham verici ve öğreticiydi.

Türkiye genelinde sandıktan “evet” çıktı çünkü bu oylarının fark yaratmaya yetecek kadar bir kısmı referandum öncesi anketlerde “kararsız” olarak nitelenen seçmenler tarafından verildi. Bu meşhur kararsız seçmenler ile şahsen tanışma fırsatı buldum. Kendi ifadelerine göre sandık başına gelene kadar kararsız kalmalarının nedeni bu konuyu düşünmek istememeleriydi. Fazlasıyla karmaşık ve korkutucuydu. Her taraftan sorumluluk altında bırakılıyorlar ancak aslında böyle bir sorumluluğu taşımak istemiyorlardı. Politikacılar bunun için vardı zaten. Günün sonunda “evet” kararının sorumluluğunu taşıyabileceğine inandıkları güçlü bir lider vardı. Hayır cephesi ise bomboştu. Kılıçdaroğlu mu olacaktı o güçlü lider? “Hayır”ın sorumluluğunu kişinin kendisinin taşıması gerekiyordu. Ya kötü sonuçlanırsa? Ya söylendiği gibi terör ve karmaşa hakim olursa?

(Varoluşsal sorumluluğu almak zordur, ağırdır ve -yalan yok- çoğunlukla mutsuz bir hayatı beraberinde getirir. İçgüdüsel olarak çeşitli seviyelerde hazzı ararız. Bazı insanların varoluşsal sorumluluk bilinci gelişmiştir. Bazıları ise lidere ihtiyaç duyar, sorumluluğu bırakmak ister. Filozoflar, insanların nasıl farklılaştığını anlamak uğruna yüzlerce yıldır büyük çabalar harcıyor. Çoklukla sanılanın aksine eğitim/eğitimsizlik temel bir ayrımı açıklamaya yetmiyor. İyi eğitimli biri romantik ilişkilerinde sorumluluk alamadığı için istismar edildiği bir evlilikte kalmayı seçerken eğitimsiz biri, sorumluluğunun farkına varıp siyaseten aktivist hareketlere katılabilir.)

Büyük şehirlerde “hayır” önde çıktı çünkü oylar sadece Erdoğan’a karşı verilmedi. Büyük bölümünü “Erdoğan ne yapsa hayır diyecek olanlar”ı oluşturdu kuşkusuz. Ancak kayda değer kısmında da onu seven, seçmen kitlesinde yer alan ve hatta yarın seçim olsa AK Parti’ye oy verecek olanlar yer alıyordu. Bu kesim açıkça “başkanlık sistemine hayır” dedi. Nedenler çeşitli. Aceleye getirildiğini düşünenler de vardı, tek adamlık teriminden hoşlanmayanlar da, bunu fazla “Batılı” bir sistem bulanlar da… Nedenlerin haklılığı ya da haksızlığı ayrı bir tartışmanın konusu.

Özetle referandumda oylanan anayasal değişiklikti ancak sadece bunu oylayanlar her iki tarafta da yüzde 50'yi aşmaya yetmezdi. İşte benim için meşruiyet sorunu burada başlıyor. Resmi kalabalıklaştıran diğerleri nedeniyle salt “başkanlığa evet” ve “hayır” diyenleri göremiyorum.

Referandum gerçekten kabul edildiği gibi elimizdeki en demokratik karar alma yolu mu? Hepimiz için geçerli olan sonucu, kararsız, mecbur kalırsa ise kararı başkasına bırakmayı seçecek bir kitle ile oylanan ne olursa olsun, oylayana bakarak karar verecek kitlenin seçimleri mı belirleyecek? Yoksa oylamaların bilenler, farkında olanlar, sorumluluk alanlar arasında mı yapılması gerekir? Bunu elitizme dönüşmeden yapmak mümkün mü? Önemseyenler nasıl belirlenebilir ki?

Seçim yapmak ve seçimlerinin arkasında durmak yetişkin sorumluluğudur. Seçebilen toplumlar da ruhen yetişkin olmalıdır. Tüm bu nedenlerle referandumların sorunlu birer karar alma mekanizması olduğuna inanıyorum. Ben iyi çalışan, çok sesli bir meclisin kararlarını, popülizm tuzağı referandumlara tercih ederim. Oylamaların işi politika olanlar arasında yapılmasının, hem hesap verebilirlik açısından hem de a priori sorumluluk iddiasında bulundukları için çok daha sağlıklı olacağını düşünüyorum!

Bu bir genellemedir. İstisnaları elbette olacaktır. Kaideyi bozmayacaktır!