Seyahacc

Miletos’ta bir gün Thales ilahi nizamı göklerde arıyormuş, tabi aklıda o an yollamış göklere, elinde kalem bir şeyler çiziktirirken, o sırada üç tane genç kız ona bakıyormuş, ne yapıyor bu adam diye gülüşüyorlarmış. Thales gözü şöyle bir indirmiş ki ortadaki afet güzeli görmüş, o an odaklandığı yerde kalbine ufak bir inme yapmış da çukura düşüşü öyle olmuş desek. Miletos’lu kızların kahkahayı koparmasına Thales’in en güzel cevabı ne olurdu diye kendime sorsam.

“Sen bir de beni gençlik yıllarımda görecektin güzelim, o inmeyi yaşayan sen olurdun.”

Değil mi? Dese bunu ve aşkından ağlasa. Gönül tutulmuş bir kere düşmüş Aşk’ın derdine tam ortadaki Bakireye dersek. Buluşturmaz mıyız bunları bir sonraki hayatta bir evlilikte. Bu adamın duası tutmaz mı yani?

Neyse ki başka bir hayatta karşılaşacaklarını kesinleştirdik diyelim. İspanya’da mesela yeniden Dünya’ya yaşıtlarken gelirler. Aşkları ve cinsel hayatları da hiç fena gitmez, yoğun bir aşk yaşarlar bir süre ama, hadi orada cidden Thales ile Miletos’lu Bakire iseler ve Thales onun kendisiyle dalga geçtiğini ama şimdi nasıl da kapağı koyduğunu bir de harbicisinden ebediyetinde alan kaplayan bir şekilde sırılsıklam aşık olmasına rağmen kendinin Thales olduğunu da bir türlü söyleyemez, fena da gönül koymuştur yani. Ama bu gerçeği ona itiraf etmediği her gece birbirlerinden soğumaya başlarlar. Thales kızın evlilik sözünü alır ama daha gençlik ateşi sönmemiştir kızın başka gönüllere seker, basa basa.

Birileri de İspanyol yakışıklımıza gönlünü koymuştur nihayetinde geçmiş yaşamlarında olduğu gibi yarasından gazını azmini alır da kanatlanır, yine İlahi orduya katılır. Çünkü Melekler o kadar güzel sever o kadar güzel yaralanırlar ki yanlış giden ilişkilerde, o yaralarından kanatlar çıkar, kanatlar.

Ama o kanatlar çıkana kadar, ah veryansın ne varsa yaksın dumanını alsın, zaten bütün bu Havaciva Hacı Takım uçmayı nerede öğreniyor. Sonra onlara kenevir ve afyon düdükleri kesmez, ama bir kalem alsalar ellerine yeter. O sırada Allah’ına kadar da yoğunlaşıyorlarsa, e bir zahmet eşek uçar düşmeyi bilmez ama öğretirsen öğrenir, şimdi pilot ve astronot takım ama kanatlanma sonrası düşüşleri ve bad tripleri var. Bizim İspanyol aşık dibe vurduğu yerde uçmayı öğrenenlerden, hemen kendi esasına geliyor çatlayan yerden akan pekmezi görünce, bazıları senelerce giden pekmezin özden kayıp yapabildiğini anlamaz. Bazısı fiziksel realitede ölüm benzeri bir deneyimle bilinç kaybı yaşayıp uçmayı öğreniyor. Gizem kültlerinde de zaten inisiyasyon kapısıdır, gayb farkındalığını açar. Kimisi böylesinden sonra uzaylı görmeyi bırakır.

Ama içinde de uktesi kalır yani kıza karşı hakikati tembihleyeydi iyiydi. Helalliğini alması için Allah yine buluşturur ama işler çığırından çıkmış. Millet ölüm deneyimini bonzai içip yaşıyor ama tekrarlayan alışkanlığa dönerse tabip görmek işten bile değil. Ruhsal enerji tıbbı yine nöronları onarabiliyor ama mantara hasrettir bünye doğadan alsalar.

Tapınakta daha fazla İlahi İşçi var ama yorgunluk heryeri sarmış, millet de ofislere telefonlara sıkışmış herkes hummalı bir telaş içinde tüketmeye yoğunlaşmış kendilerini ve ellerine ne geçerse. Şimdi İlahi İşçilerin bir de burada yaşam enerjisi üretmesi gerekiyor. Çoğunluk içinde çoğalmış bir grup zaten antidepresan kullanımından nakavt olabiliyor. “Yenik düştüm, kendimi göre göre, haklıydın üstelik suç benimdi.” Diye şarkılar yollamıştı ilahi işçiler yakın zamandır hazır olun diyerekten. Vicdani sıkıntılar yapıyor depresyonu biraz da ayık olalım, işi vicdan gerçekliğinde çözme meselesi var. Ayık olsaydı ya bizimki hala yakışıklıyken İspanya’da, helallik önemli.

Neyse ki kız zamparalığı bırakmış sanki de kendini kanatlı yollara koymuş, aradan milenyum geçti.

Herkes yeni çağ doğrultusunda hummalı bir çalışma yürütüyor. E burada bir de Yaratıcı Tanrı’ya dair algının da doğrulanması lazım. İnançlar kuru kalınca iyice yaşam yolları tıkanıyor. O yüzden de Maitreya Mehdi Mesih gelecek diye bir durum var. 21. yy şartları altında Şeriat tadında bir şey nasıl gelir. Gelirse çok tatlı gelmelidir sanki çünkü ruhsal anlayış da gelişmiş de gelişmiş ama yayılımını engelleyen bir durum var… Hakikat ve Hikmetin de te kaynağından gelmesi. Hikmeti de bunu güzelliğiyle açmak biraz. Şimdi kadınla erkeğin yatağından kadar uzanan bir çocuğun yetiştirilmesine ve ölümün ötesinden kapsamlı bir şekilde açılan etik, fizik, metafizik, bütüncüllük, boyutlararasılık ve mevcut durum içinde ilahi planların anlatılması gibi bir yüklemle gelen bir şahıstan azıcık ferdiyet beklersiniz ki buradaki ego problemleri de çözülsün.

Şimdi inanç ajitasyon propaganda ve demogoji gibi astral teknikler politikacılara yeter ama böylesine nizamı yerinde bir ilahi işçinin de akademisyenleri ikna edecek derecede inançlarını arıtıp işleyip ince bezeyip ayağından tacına hakikat değerine münhasır sözler söyleyebilecek kıvamda gelmesi lazım. Bir Dünya dolusu insanı ikna etmek ne demek sen biliyor musun?

Şimdi sen hakikatin dayanakları üzerine düşün taşın değil mi? İlahi hakikat elçisinin dayanağının neresi olduğu da gerçekten mühim bir yer ve orada mühimmat çok sağlam olmalı. Project Mayhem ile Tıkanma’daki tımarhane’de uyanan ama kabullenemeyen Mesih. Hira dağından indiğinde de yatakodasında örtüye sarınarak görünmez güçlerini açan Muhammed ile yansımasın mı bir şeyler? Topluma reset atmak gerekiyor sanki.

Zaten yükselmiş ustalardan oluşan bir tarikatleşme var. Bunu Türkçe konuşulan bir ülkede yayınlamak sadece biraz yobazları cezalandırma istiyor. Durun Din böyle değil, diyen dinin bir ilmini fikrini almış yoğunlaşmış mantığını kavramış, hayatın özündeki hakikatlere ulaşmış da fırlayıp hakkıyla raja yoga yapmış bir ateistten hallice deistin, skeptik kozmik farkındalıklara ergin ilahi kutlanma yaşamış bir mistiğin görüşleri de Din kadar hakikat değeri taşıyabilir. İşin içinde artık bütün insanlık var.

Evrilmedik mi? Sonuçta İmam’ın meseleyi bir de kaldığı yerden devam ettirmesi gerekiyordu. Bu biraz da Ruhban takım için ilim koşuludur, din ile bilimin arasını açmamak elzem meseledir ama gel bir de bunu ideolojik meseleler üzerinden savaşan insanlık hallerinde gör, ki Din de bir toplumsal ideolojidir ve bunun içinde bir grup varlık sırf kendi hataları üzerinden savaşa ulusları teşvik edebilir ve Selamet üzerine temellenmiş bir Dinin içinde Mezhep savaşlarını yaratma sebebi olarak gösterilebilir. Reset butonunu buluyoruz sanki.

Ruhban takım dinin berisindeki ilmin içinde inanç mevhumunun manevi değerini bilir ve bu Orta Çağ karanlığı açmadan evvel bütün devletler yararlanıyordu. Engizisyon Fetih Rönesans Duraklama Sanayi Devrimi Yeni Çağ Habercisi Teozofi Altın Şafak Gül-Haç Gümüş Yıldız. Sar şimdi filmi bilimsel bilginin de yanlış yorumlama veya mantıksal sınırlılık içinde sıkıştığı alanlara. Bilim insanlarında manevi olgular ve hayatın merkezindeki ruhsal varlığı bir türlü kabüllenememe eksenini de hesaba katınca, bilim bir engizisyon gibi oluyor ruh tecrübesine vakıf olmuş İlahi İşçiler için. Çoğu hisseder ama anlatamaz. Geçmiş yaşamlarında konuştuğu için kafası kesilmiş olanlar var, o travmaları İslami bir ülkede açmak ve şifalandırmak için ilk önce reenkarnasyonu bir merak edip deneyimleniyorsa deneyimlemektir.

Diyelim ki “İslamı anladım, reenkarnasyon yoktur, bu kadar” diyen insanların arasında aynaya baktığında kendinde Muhammed gördüğü için psikopata bağlamış bir halde miyim şimdi? Halbuki bu hayatımın en önemli tahsilatlarından biri de Psikopatolojidir, hem de empatiyle bütünleşe bütünleşe içselleştirerek kendi içimden de bildiğim ve çözdüğüm bilmece bulmaca ve doğru yolu buldurmacalarla. Hadi Peygamber kıyamette ölülerin dirileceğini söylüyor, o zaman ölüler kıyam ediyorsa diriliyorlar, Allah el-Bais ölüleri diriltiyor, regresyon çalışmasında da Bais esması geçmiş kişiliklerin canlanarak şimdiki hayat deneyimine şifalanarak entegre olmasını sağlıyor, böylece ölüme doğru yolculuk eden negatif kabuklar çözünüyor ve kişi ruhla biraz daha doluyor. Sırat köprüsünde yolculuğu tamamlamak da regresyonun da temellendiği içsel gözlemi yaparak bütün bedeni ışıkla doldurmak gibi özetlenebilir. Kezzap gibi bir şeydir manevi ilimlerin yüksek hakikatleri, o yüzden V.I.T.R.I.O.L. formülünü iyi anlamak lazım. Aileden ve toplumdan görülen dini görgü bazen tamamen yalan, hurafe ve safsata olabilir, hele internet bir portal açıyor ki sormayın. Torbacının bildiği yeraltı hadislerinde de Hz. Muhammed’in Afyon içtiği söylenir, mantıksız da değil, o dönemin en usta psikoloğu ve yıldız savaşçısıydı. Freud ile Jung da içiyordu. Biraz da o an neye odaklandığınız önemli. Besmele çekerek de içerler hapı, çekerler koku, damlatırlar asidi, höpürdetirler nargileyi. Cadının da süpürgesine binişi vardır, onun için de namazı zekatı orada yapanı vardır. Allah’tan gelen Şeriatin şer olmadığı anlaşılmalı ve bu şeriatin de aslında tefekkür niyazıyla herkese geçerli ve daima güncellenmesi gereken ve gayb boyutunda güncellenen bir kanun olduğu bilinmelidir. Namaz nihayetinde özünde İlahi Huzurda bulunmaktır, bu şekilde Allah’ın varlığı anı kutsar, bu huzurda bulunma aylaklığa sebebiyet vermemeli. Kişi gün be gün ödev ve sorumluluklarını getirirken de tefekkür ederek namaz ve niyaz edebilir, ancak Namaz’ın bir ritüel olarak sırrına erilmelidir.

Tövbe Bismillah bir de bu sadece fiziki ayna veya gönül aynası da değil, kendinde 11 sefirotun ve diğer Başmeleklerden ilim, vazife, rıza, hal ve terbiye geçtikten sonra nurları kalıcı olarak aynasında yerleşmesinin getirdiği imanın değerinin yanı sıra, Resul ve Nebilerle ve Yükselmiş Ustalarla geçen dersler ve anlatıların arkasındaki sırların açılması var. Şahdamarımdan şahit olduğum meseleleri anlatacak kıvama ermem de şuursal bir erginleşme meselesi, İlahi Adalet hadi geç bakalım. Dünya ile Ahiret arasında mesafe olmasa, Cehennemi zaten toplumların genel gidişatındaki aksamalarda görebilirsiniz. Tek eksiği zebanilerdir ki o da ilahi şerrin insan tarafından anlaşılmasıyla tamamlanır. Bir de şaka gibi Horus-Maat akımının İstanbul’a iyice sabitlendiği dönemde Adalet ve Kalkınma Partisi iktidar otoritesinin ilk sarsılmasını Gezi Parkı olaylarında yaşıyor, kıyamete yakışır bir kinaye var bu işte.

Regresyon meselesi meğersem Kıyamet meseleleri içinde hesap günüymüş. Zaten günahın sevabın da biraz ebedi hayatın realitesi içinde düşününce beşikten önceki geçmişten geliyormuş. Secdeyle cenin halinde anne karnında koşulsuz sevgiyle ilgi, koruma ve alaka ile geçen süreden sonra, Rahimden doğuşun da bir Hayata gelişle bebeğe bir İlahi realite açtığını unutmayalım. Ömür dışına yaptığınız bilinç seyahati ebedi ve esas varlığın da gerçekleriyle doğması sürecini açar ama mutlak şuurun gözünden görebilecek olgunluğa erişmeden önce anne karnındaymış gibisinizdir. Zamanda hareket eden aklı ölümün ve doğumun da ötesindeki yaşama açınca ve burada genişleyince Ebediyet zihinde şekillenmeye ve anlaşılmaya başlar. Bu noktada Ruha biraz da seküler yaklaşmakta fayda vardır, laikliğin de hikmeti devletin toplum içindeki gruplarla kutuplaşma yaratmadan kapsayıcı yaklaşım getirmesini sağlıyor. Yönetimin ve kitlelerin haybeye dışladığı bireyler ve grupların yaşam ve vicdan haklarına da dikkat çeker Allah ile muhabbet içinde regresyon ve içsel gözlem çalışmanızı yapıyorsanız. Fani gerçeklikte mevcut ortam koşullarına göre de ortaklaşa bir oluşum ve yaratım sürecinden geçtiğiniz açıkça bilinmelidir. Yeterli arınma algıyı temizler, içsel gözlem de arındırıcı ve aydınlatıcı bir çalışmadır ki regresyon da içsel gözlem esnasında beden kitabına kayıtlı anılara odaklanarak yapılabilir. Bu tarihin doğru bir yorumla hayrına doğrulanmasını ve geleceğin de bütünün hayrına en uygun olasılıklardan geçerek yaratılmasını sizin maddi ve manevi eylemlerinizi de içeren bir süreçtir.

Neyse ki insanların içinden melekleri kanatlandıran da ilimdir. Başmelekleri yoğunlaştıran irfanı hakikatiyle ilmi anlamak, aşkını da güzelliği ile açmakta gizli bir takım meseleler. Açıkçası kitaplarda ve internet ortamındaki stabil ve arı kaynaklar sayesinde artık sır değil. Ancak bu kadar bilginin nasıl kullanılacağını şaşıranlar var. Bazıları kendilerini çok ciddiye alıyor ve fiyaskolara rağmen kendilerini pohpohlayabiliyorlar.

Ama bunların çoğu da geçmiş yaşamlardan kalma tortular ve duygusal bagajlardır. İçlerindeki cevherler çıkarılır işlenir, fazla yüklerden de arındırılır. Eskidiyse zaten bir noktada değerini de kaybediyorsa ve bir işe de yaramıyorsa, at ve kurtul lütfen. Yenisine zaman ve imkan açılır böylece. Bu da Hu’nun nefesinden almaya yarıyor bir boyutta yine.
Bir romantik komediyle başlamamızın da türlü kurnazlıkları var tabi. Bu seferkinde biraz geçmiş yaşamlardan günümüze geçişlerde hatlar karışmış ama rezonans yapan bir durum olmasından dolayı hat aramıyoruz çok fazla. Bendeniz arada bir yerlerde Triple Flame gibi İlahi Aşk entrikalarından da geçiyordum ki entrika burada kesinlikle kötü bir konnotasyon taşımıyor. Olayın içindeki ‘intricacy’ de şayet Aşk’ta işler çetrefillenmesiyle, Anlayış’ın sayısı Üçtür diyerekten Üçüncü bir şahısı da meseleye nasıl cennet masumiyetiyle dahil ederiz diye sorguladığımızdan dolayıdır. Yani buradaki Aşk Üçgeni de hayır niyetiyle yapılmış hayırlara vesile olmuştur. Yalan rüzgarları yok zaten bunda hakikat rüzgarı var. En Yüce İlah ile İlahi İnsan ile İnsan arasında da cereyan ettiği zaman basiretli bir İlahi Aşk ve Vahdet hikayesi olur neticede. Tabi bunda tarafların kararlılığı kadar patavatsızlığı da meseledeki cereyanın niteliklerini belirlediği için Entrika diyorum. 
Zaten çok severim kelimelerin üzerine yanlış yapıştırılmış manaları temizlemeyi. Bunlardan en sevdiğim de Illuminati kelimesi. Illuminati’yi Latince’den görsek Aydınlanmış demek ama bunda bozulmayı nerede nasıl yaptılar değil mi efendim. Aydınlananı ben kanatlanmış da bilirim. Ama iki şeyin farkındalığına gelerek güç gösterileri, böbürlenmeler, kendini Tanrı ilan etmeler, sanki bütün evrenin merkezi kendilerininmiş de sonsuzluğun sonsuz merkezi yokmuşçasına bir basiretsizlikte tekerlemelerden hallice anlamsız söz kalabalıklarıyla uyuşturup hipnoz, Alim Allah bilir bunların da çaresini getiriyoruz. Şimdi in- öntakısı da oynaktır Latince’de. Bazen bir isim ve sıfatın önüne geldi mi olumsuzlayabilir de. Ama illuminati’de durum öyle değil, ama şayet oldu bu olumsuzlama bu da bir reductio ad absurdum olur deriz. Bu durumda Illuminati diye adlandırılan şer gruplara artık Illuminati dememize gerek kalmaz demek oluyor. Kendi Kendine Hizmet Eden Gizli Şer Odakları ne zaman Aydınlanmış olmuş yani. Başınızdaki zebani daha farklıdır, o usul usul akıllı olun aydınlanın kendinize gelin ve Dünya’nın yönetimini sınıflara vermeyin, herkes kendi başının çaresine özgürce bakarken edep ve terbiyeyle birbiriyle iyi anlaşabilir ve külli hayır için ortak işler de yapabilir. Egemenlik kayıtsız şartsız bütün insanlığındır. Bunun içinde güç dengelemelerini yapmaya gelmişsek biraz da Zebani terbiyesi kapısı açılır yasaları öğrenen Kul’a. Önce bir cehenneminde öğren sonra cennetini yaratırken uygula.

Hu’nun nefesiyle aydınlanmak var, onun cereyanı Dünya’ya ve Evrene rahmet getirir ayık olalım diye diyorum.

Senin mülkiyetinde, senin muradın olur.
Geçmiş, Şimdi ve Gelecek
Varlık Zaman ve Ahiretin Sonsuzluğunda
One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.