İnsan yapma deneyi.

Bir tek bana mı öyle geliyor, geliyordu bunca zaman bilemiyorum. Ama dünyanın, en azından kendi dünyamın merkezinde olduğumu sanıyordum.

Değilmişim. Kendi dünyamın bile merkezinde değilmişim. Dünyanın merkezi olduğunu düşünmekten kendi dünyamın bile merkezi olmadığımı anlamaya geçişin ne kadar sert olduğunu tahmin edebilirsiniz.

Öte yandan, dünyanın, hatta kendi dünyamın bile merkezi olmamak bir nevi özgürleştiriyor insanı. Oh be, hep benle ilgili olmasın her şey, ben o kadar da önemli, merkeze koymaya değer bir insan değilim çünkü. Öyle herkes gibi bir şeyim, ne garip, herkes de öyle belirsiz bir zamir ki amorf bir cisim gibi. Herkesi alıp gerçek hayat fotoşopuyla birleştirsen işte ben de bunun sonucu gibi bir şey olurum bence.

Modern zaman insanının en büyük sıkıntısı, en azından benim büyük sıkıntımdı kendini ‘bir şey’ sanmak. Gerçi ben hiç kendimi bir şey sanmadım, maalesef tevazudan ölmek üzere yetiştirildim. Biraz da içine kapanık, sessiz, kendi dünyasında mutlu bir çocuktum. Öyle fark edilir, özel bir tarafım da yoktu. Sadece kendi dünyamda çok mutluydum, kendimi ifade yeteneğim de pek gelişmemişti. Empati yeteneğim o zamandan fazla gelişkindi, insanların ne düşündüğünü, hissettiğini öngörebiliyordum. Empati biraz sikko bir şey, insanın kendinde fazla fazla olunca herkesin de aynı şekilde empati yeteneğine sahip olduğu yanılgısına düşüyorsun. Ben epey pasiftim, anlatmak yerine anlanmayı bekledim. Şimdi aşırı dışadönük, gürültücü, ‘fark edilir’ Sena’ya bakınca geçmişimi hayal etmek epey zor di mi? Bana bile zor, çok uzaklaştım çünkü o benden. Aptal olmadığını göstermenin başka yolları olmalıydı. Ben bu yolu seçtim, çünkü aptal, cahil filan yerine konulunca anladım ki tıngırdamamam lazım herkes gibi.

Hayır, aptal yerine konsam ne olacak ki? Belki o zaman kimsenin hiçbir beklentisi olmazdı benden, istediğim gibi, istediğimi yaşayabilirdim. Beklenti de umut gibi en gereksiz. Keşke olmasalar, beni en çok yıpratan onlar.

Hayatımın hiçbir evresinde çocuk sahibi olmak istemedim, çünkü bir çocuğa yüklenen değerler, çocuk ne kadar gelişirse gelişsin, değişirse değişsin, o temellerin üzerine ne kadar büyük yapılar kurulursa kurulsun, o lanet olası değerler değişmiyor. Değer de değil aslında, karakterin temelleri. Çok büyük sorumluluk bir insan yetiştirmek. Kafam almıyor insanlar nasıl bu kadar kolay çocuk yapıp dünyaya koyuveriyorlar. O yeni bir insan olacak, yeni bir dünyanın merkezi olacak, aslında hiçbir dünyanın merkezi olmadığını anlayana kadar. O kim bilir neler düşünecek, yaşayacak kendi dünyasında, kafasında ve görünen dünyada.

Çocuk yapma fikrinden hala ölesiye korksam, hatta tiksinsem de (içinde bir şey yetişip çıkıp insan oluyo lan!!!!), yeni yeni bir insan yetiştirme fikrine sıcak bakmaya başladım. Hala bir aile, çocuk sahibi olmak istemiyorum, hayır, yanlış anlamayın, sadece bir insanın hayatının temellerini elimden geldiğince sağlam kurmaya çalışıp sonra o insanın kendi hayatını yaşamasına aracı olmak istiyorum. Evet, benim ebeveynlikten anladığım, olması gerektiğini düşündüğüm bu. Çocuğa da bu his verilmeli iyi kötü. Sen dünyanın merkezi değilsin, biz senin dünyanın merkezi değiliz, sen bizim dünyamızın merkezi değilsin. Birlikte büyümeye, yol alma şerefine nail olduk, seni tanıdığımıza memnun olduk, yolun açık olsun. Güle güle çocuk.

Karakter acaba genlerden, kimyamızdan mı geliyor, yoksa çevre mi şekillendiriyor? Depresyon gibi birtakım psikolojik bozukluklar, hatta rüyalar bile tamamen kimyasalken karakter de kimyasal olamaz mı? Bizim genlerde mesela ciddi bir serotonin eksikliği var, dünyaları bizim aileye versen biz gene hiçbir zaman tam mutlu olmayız. Ben arada deniyorum, bizimkilere göre pek de fena sayılmam mutlu olma, ya da en azından çalışma konusunda. Rakel Dink’in o meşhur cümlesi hep kafamda tınlıyor ne zaman karakteri düşünsem, “Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan…” diyor Rakel Hanım. Bebekler katil doğmuyor. Bebeklerin karakteri olmuyor. (Belki de ondan sevmiyorum bebekleri.) Onları insan, birey, deli, katil yapan biziz.

Örtüşmüyor bazı şeyler ama şimdi kafamda. Bilinçaltı/üstü zırvalarına inanmayan, rüyaların bilinçaltının mesajları ya da geleceğin/geçmişin habercisi değil de, aksine, beynin uyku sırasında birtakım kimyasalları ordan oraya taşıması, bilgileri hafızaya işlemesi sırasında gördüğümüzü sandığımız sanrılar olduğuna inanan biri olarak bu durumda bazı şeyler kafamda örtüşmüyor. Kafamda tutarlılık olmayınca ben daha da mutsuzum. Her şey tutarlı bir hikaye olmalı.

Karakter nereden geliyor? Sırf bu yüzden insan yetiştirmeyi istemeye başladım. Bence insanlar da bu yüzden çocuk yapıyor, deniyorlar, yaratmak istiyorlar. Yaratın tabii, ama hobi olarak. Önce kendinizle uğraşın, kendinizi yaratın yeni bir insanı yaratmaya uğraşmak yerine, evet, tam da bunu demek istiyorum onlara. Önce bir şey yaratın çocuktan ayrı, kendiniz, kendiniz için, çocuk sizin dünyanızın merkezi değil. Çocuk hiçbir dünyanın merkezi değil. Dost acı söyler, bir şey diyeyim mi? Dünyanın merkezi yok hatta. Kolektif zeka ürünü bir şey dünya.

Yetiştirdiğiniz çocuk, yaptığınız deney bir insan oluyor, başka insanların hayatına karışıyor, birilerini mutlu ediyor, birilerini çok üzüyor, hatta belki yok oluşuna ya da yenilerinin yapımına sebep oluyor. Siz bir deney yapmak istediniz, sonuçları bu kadar büyük oldu. Hiç de biyomerkezci bir insan değilim, insanın üstün ırk olduğu zırvalarına katiyen inanmıyorum. Yerdeki çimin dilini anlamıyoruz, sokak kedisinin zihnini çözümleyemiyoruz diye insana diğer canlılardan üstün muamelesi yapmak ne ya. Böyle saçmalık yok. Ama mevzubahis bir insan değil de, bitki, hayvan yetiştirmek olsaydı belki biraz daha kolay kavranabilirdi durum. Bir ağacı öldürmek isteseniz köküne çamaşır suyu dökerdiniz, hiç de acımazdınız onca yıl onu yetiştirmeye verdiğiniz emeğe. Nasılsa bizim anlayabildiğimiz bir dili yok. Ama yine de, hiçbir şey bir insan canlısı üzerinde deney yapmakla aynı derecede etkili değil. Deney yapmayın, insan yapmayın. Lütfen.

Ne zaman çocuk konusunda fikirlerimi açsam bana şu saçma soru gelir hep, “E o zaman sen olmazdın”. Ay allaam, kimlerle aynı dünyada yaşıyoruz ya. Adam soruyu sorarken zaten cevabı veriyor, olmazdım işte ya. Ben olmayınca deneyimlerim, düşüncelerim de yok ki, dünyam yok ulan, yokum işte. Pür yokluk. Ay kimse kusura bakmasın da, bazı insanlar ne salak. Salaklar mı, numaraya mı yatıyorlar onu da kestiremiyorum ya, neyse. Mesela toplum tarafından kabul görmüş bir sürü edinimi var adamın, ama bana bu soruyu soruyor ya, dünyanın en salak insanı o benim için. Ama sanırım diğer insanlar onu salak bulmuyor, aksine, muhtemelen beni salak buluyor. Karakter gibi, zeka da ne ola ki? Genetik mi? Sonradan kazanılan bir şey mi? Kime göre, neye göre zeki?

O değil de, bir çocuğa yapabileceğiniz en büyük kötülüktür ‘zeki ama çalışmıyor’ olmasıyla övünmek. Hiçbir zaman emeğin, disiplinin, çalışmanın değerini bilmeyecek, bırak bilmeyi, anlamayacak ve ne kadar başarılı bokpüsür olursa olsun diğerlerinden hep bir adım ötede (geride değil, ötede, kim önde, kim arkada ki şu hayatta) kalacak bir insan yetiştirmek ister miydiniz? İstemezdiniz bence. İyi niyetinizden dediniz ne dediyseniz, iyi niyetinizden yaptınız ne ettiyseniz. Katillerin de iyi niyetleri var muhtemelen şu hayatta. Herkes iyi niyetiyle davranıyor, kimse kötü niyetli değil. Ama sonuçları kötü olabiliyor işte bazen. İyi niyetmiş. Ulan o kadar sinik (cynical) insanım, gene de herkesin özünde iyi niyetli olduğuna inanıyorum. İyi niyetli dedim, iyi demedim. Kimse ‘ay bugün de kime kötülük yapsam’ diye düşünmüyor olsa gerek, sadece hepimiz bazı şeyler yapıyoruz, sonuçları da birilerine göre iyi oluyor, birilerine göre kötü. Bir çocuk yetiştirirkenki iyi niyetlerimiz (ve sonuçları) de bunun en büyük göstergesi. L’enfer est plein de bonnes volontés ou désirs.

Belki daha biyolojik saatim tıkırdamadı, belki de ebedi melankolim hormonlarıma hiç yenik düşmeyecek. Hayat yolculuğumda yolumun kesiştiği insanlarla (buna çocuk da dahil) bir süre birlikte yol alıp sonra herkesin kendi yoluna gitmesini, belki tekrar kesişmeyi, belki hiç denk gelmemeyi kabullendim. Çok şükür ki hepimiz hala yürüyoruz, yürüyebiliyoruz.