Daha iyi bir insan olmanı sağlayacak 6 acı gerçek

“Ya belli yetenekler edinip bu ihtiyaçları karşılayacaksın, ya da ne kadar iyi, fedakâr ve nazik olursan ol dünya seni reddedecek.”

Çeviri Notu: Yazının orijinali, Best-Seller listelerine girmiş bir yazar olan David Wong tarafından 6 Harsh Truths That Will Make You A Better Person adıyla Cracked.com’da yayınlandı. Çok hoşuma gittiği için, İngilizce bilmeyen bir sürü insan da okuyabilsin diye çevirmeye çalıştım.
İnsanlar bunu okuyabilsin istedim, çünkü biz insanları mutlu etmek için yalan söylemenin nezaket sanıldığı bir toplumuz.
via Zaytung.com
“Aman yüzüme karşı beni övsünler de arkamdan konuşanlara özlü sözlerle Facebook’ta laf sokarım” toplumu olduğumuz için; her arkadaşımıza daha fotoğrafı görmeden “Canım çok güzel çıkmışsın” yazmaya hazır olduğumuz için; biri yeni bir şey aldığında beğensek de beğenmesek de aynı “Ooooooo yakıyosun” tepkisini verdiğimiz için böyle yazılar bizde pek yazılmaz.
Siz de eğer insanların gerçekte ne istediğinden çok yüzünüze karşı nasıl davrandığıyla ilgileniyorsanız — ki sizin tercihiniz — bu yazı sizi rahatsız edebilir.
Yazının orijinalinde de dil gayet sert ve küfürlü. Çeviriyi yaparken bazı kısımları yumuşattım ama küfürlü çevirdiğim yerler de oldu, kusura bakmazsınız artık. Çünkü tamamen yumuşatsam hem yazara ayıp olurdu hem de yazının ruhunu bozardı. Ayrıca yazıyı alışık olduğumuz “siz”li dille çevirmedim. Çünkü bence yazar Türkçe bilseydi kesinlikle öyle saygılı hassas bir ifadeyle yazmazdı. Bundan rahatsız olacaksanız da yazının devamını okumayın derim.
Son olarak, burada yazılan her şeye katılmıyorum, ama geneline sonuna kadar katılıyorum. İçeriğini tartışmak isterseniz benimle değil yazarla tartışmış olursunuz. Ben de tartışmanıza katılabilirim.

Eğer kariyerin gayet yolundaysa, hayatından, ilişkilerinden memnunsan bu yazıyı okumayı tam şu an bırak. Devam etme. Gününün tadını çıkar, çünkü bu yazı senin için yazılmadı. Aslansın kaplansın, hepimiz seninle gurur duyuyoruz. Linke boşuna tıklamış gibi hissetmemen için de Lenny Kravitz’in devasa bir şal giydiği fotoğrafını koyuyorum ki teselli ödülü olsun:

Via Upscalehype.com

Yazıyı okumaya devam ediyorsan bir isteğim var: Kendinle ilgili 5 etkileyici özellik düşün. Bir kağıda yaz, bağıra çağıra söyle, fark etmez. Ama şartlarım şunlar: Bu özellikler ne olduğunla (İyi bir insanım, dürüstüm, vs) değil, ne yaptığınla ilgili olacak (Ulusal satranç şampiyonasını kazandım, şehirde en iyi ben yemek yapıyorum, vs). Bu özellikleri bulmakta zorlandıysan, bu yazı tam sana göre ve her kelimesinden nefret edeceksin. “O halde neden bunları yazdın” diye soracak olursan cevabım şu: Keşke burada yazdıklarımı 1995'te filan birileri bana söyleseydi.

6) Dünya Sadece Sizden Ne Alabildiğiyle İlgilenir

Farzet ki hayatta en çok sevdiğin insan az önce vuruldu. Yerde kan revan içinde yatıyor ve acıyla bağırıyor. Biri koşa koşa gelip “Çekilin” diyor, sevdiğin insanın yarasına şöyle bir bakıyor ve cebinden bir çakı çıkarıyor. Sokağın ortasında ameliyata girişecek.

“Hanginiz yaralı?”

“Doktor musunuz?” diye soruyorsun.

“Hayır” diyor.

“Ama en azından ne yaptığınızı biliyorsunuz değil mi? Askerde sıhhiyeci filandınız?”

Tam bu noktada adam sinirlenmeye başlıyor. İyi bir insan olduğunu, dürüst olduğunu, her zaman her yere zamanında yetiştiğini anlatmaya başlıyor. Her zaman iyi bir evlat olduğunu, harika hobilere sahip olduğunu ve asla küfretmediğini söylüyor.

“Lan deli misin eşim/arkadaşım/annem/babam şurda kanlar içinde yatarken bunların ne alakası var amk? Kurşunu nasıl çıkaracağını bilen biri lazım bana. Yapabilir misin yapamaz mısın?” diye soruyorsun.

Adam iyice sinirleniyor. Bu ne sığlık? Bu ne bencillik? Adam sana sahip olduğu onca iyi özelliği saydı, neden ilgilenmiyorsun? Daha az önce sana kız arkadaşının doğumgününü asla unutmadığını söylemedi mi? Yaptığı onca şeye bakınca, ameliyat yapmayı bilip bilmemesi o kadar önemli mi?

O ruh haliyle adamı omuzlarından tutup sarsa sarsa “Umrumda değil Allah’ın malı şu an bana kanamayı durdurabilecek biri lazım!” diye bağırıyorsun.

“Hayır anlamıyorum yani doktor önlüğü giysem mesela ikna olur musunuz? Bi saniye giyeyim hemen.”

Yetişkinlerin dünyasıyla ilgili acı gerçek bu: Her gün bu durumdasın. Cebinde çakı taşıyan o kafası karışık tip sensin. Ve toplum yerde kanlar içinde yatıyor.

Toplumun seni neden dışladığını, neden saygı görmediğini merak ediyorsan, sebebi toplumun bir şeylere ihtiyacı olan insanlarla dolu olması. Evlerin inşa edilmesine, yemeğe, eğlenceye, tatmin edici cinsel ilişkilere ihtiyaçları var. Acil durum mahalline cebinde çakıyla geldin — Dünyaya geldiğin anda, tamamen insan ihtiyaçlarından oluşan bir sistemin ortasına düştün.

“Al yemeğin. Şimdi defol.”

Ya belli yetenekler edinip bu ihtiyaçları karşılayacaksın, ya da ne kadar iyi, fedakâr ve nazik olursan ol dünya seni reddedecek. Fakir, yalnız ve kimsesiz kalacaksın.

Bu söylediklerim kaba, hissiz, maddiyatçı mı geldi? Peki ya sevgi ve nezâket? Bunların hiç mi değeri yok? Tabii ki var. Başkalarına, başka yerde bulamayacakları şeyler sunabildiğin sürece. Çünkü…

5) Hippiler Yanıldılar

Tüm sinema tarihindeki en muhteşem sahne şudur:

Videoyu izleyemeyenler için açıklayayım: Yukarıdaki sahne, sinema şaheseri Glengarry Glenn Ross filminde Alec Baldwin’in konuştuğu sahne. Baldwin’in oynadığı karakter — ki filmdeki kötü adam olduğunu düşünebilirsin — bir oda dolusu adama, ellerindeki satışları sonuçlandırmazlarsa kovulacaklarını söylüyor:

“İyi bir insan mısın? Umrumda değil. İyi bir baba mısın? Siktir git evde çocuklarınla oyna. Burada çalışmak istiyorsan, satış yapacaksın.”

Acımasızca, kaba ve uç derecede sosyopatça, ve aynı zamanda dünyanın senden ne beklediği konusunda son derece açık ve gerçekçi. Fark şu: Gerçek dünyada insanlar böyle konuşmak yerine başarısız olmanı izlemeyi daha doğru buluyorlar.

“Evet çocuklar, Bay Baldwin’in sanat dersine hoşgeldiniz. Herkes burda mı? Neyse fark etmez derse başlıyorum…”

Bu sahne benim hayatımı değiştirdi. Nasıl yapabileceğimi bilsem her sabah beni uyandırması için bu konuşmayı çalar saatime yüklerim. Alec Baldwin bu filmdeki rolü için Oscar’a aday gösterildi ve adamın filmde rol aldığı tek sahne bu. Benden daha zeki bazı insanların işaret ettiği üzere, sahnenin asıl önemli yanı şu: İzleyenlerin yarısı bu sahnedeki mesajı “Oha böyle rezalet bi patronla çalışmak kim bilir nasıl olurdu” diye yorumlarken, diğer yarısı aynı sahneyi “Off çok iyi hadi gidelim de biraz satış yapalım” diye izliyor.

Ya da Last Psychiatric Blog’un dediği gibi:

“Eğer o odada olsaydınız, bazılarınız işe odaklanır, mesajın enerjisinden beslenir, adamın ettiği küfürleri kabullenir, adama hayranlık duyardınız. Bazılarınız ise olayı kişisel alır, ‘Şerefsize bak ya, sen kimsin de benimle böyle konuşuyorsun’ diye tepki gösterir veya — daha yüksek bir otoriteyle karşılaşan her narsistin sık sık yaptığı gibi — oturduğunuz yere siner ve adamı küçük düşürecek bir şeyler bildiğinizi hayal eder, bununla tatmin olurdunuz.”
“Saçımdan bahsederse yemin ederim Allah yarattı demeden suratına bi tane yapışt… Efendim pardon, evet dinliyorum”

Yukarıdaki yazı, “hipster”ları büyük bir içgörüyle eleştiren ve neden iş bulmakta zorlandıklarını anlatan birinden alıntı (ve eleştirisini hakkıyla anlamak için eleştirinin tamamını okumak gerek). Asıl olay, biri alıngan diğeri motive iki bakış açısı arasındaki farkın, dünyadaki başarını belirleyecek olması. Mesela bazıları, bu konuşmaya Fight Club’dan Tyler Durden’ın lafıyla cevap verebilirler: “Sen, işin değilsin.

Ama açıkçası tamamen öylesin. Şöyle ki, “iş” ve meslek aynı şey olmak zorunda değil. Her halükarda, işe yarar yeteneklerinin toplamından daha fazlası değilsin. Mesela iyi bir anne olmak bir iş ve belli yetenekler gerektiriyor. Anne olmak, bir insanın, toplumdaki diğer insanlara faydalı olduğu bir şey. Sonuçta şunu netleştirelim: Tamamen “İşinden” — toplumdaki diğer insanlar için yapabileceğin işe yarar şeylerden — ibaretsin.

Cerrahların mizah yazarlarından daha çok saygı görmeleri tesadüf değil. Teknisyenlerin işsiz hipster’lardan daha çok saygı görmeleri de. Öldüğünde haberlere çıkarsan mesleğinle anılacak olmanın bir sebebi var. Tyler “Sen, işin değilsin” demişti evet, ama aynı zamanda çok başarılı bir sabun şirketinin kurucusu, yöneticisi ve uluslararası bir toplumsal hareketin lideriydi. Tyler tamamen işinden ibaretti.

Birçok kişinin filmde gözden kaçırdığı ironi işte bu.

Şöyle ifade edeyim: İnsanların protesto gösterilerine çıkmasına sebep olan bir sürü marka sonuçta satış yapmaya devam ediyor. Neden? İnsanlar onlarla aynı fikirde olduğu için değil. İşlerinde çok iyi oldukları için. Önemsenen bu.

“Tertemiz bir adli sicilim var ama şu başıma gelene bak”

Bu durumdan hoşlanmamakta özgürsün. Ben de doğumgünümde yağmur yağmasından hoşlanmıyorum, ama yağıyor. Bulutlar oluşuyor ve su buharı yoğunlaşıyor. İnsanların ihtiyaçları var ve bunları karşılayan insanlara değer veriyorlar. Bunlar evrenin basit kuralları ve bizim dileklerimize karşı kayıtsızlar.

Bu söylediklerime cevaben, sığ materyalist bir kapitalist olmadığını, paranın her şey olmadığını söylersen cevabım şu olur: Paradan bahsetmiyorum ki. Asıl olayı gözden kaçırıyorsun:

4) Ürettiklerin Para Etmek Zorunda Değil Ama İnsanlara Faydalı Olmak Zorunda

Bu konuya daha fazla takılıp kalmaman için paradan bağımsız bir örnek vereyim. Cracked’in okuyucu kitlesi çoğunlukla 20'li yaşlardaki erkeklerden oluşuyor. Bu yüzden de her yıl zavallı, yalnız insanlardan, “dünyadaki en iyi adam olmalarına rağmen kadınların onlarla ilgilenmediğini” söyleyen mesajlar alıyoruz. Bu kafa yapısının neden yanlış olduğunu açıklardım ama Alec Baldwin’in açıklamasını tercih ederim:

Bu kısımda Alec Baldwin’in rolü, hayatındaki çekici kadınlar. Onun ifade ettiği kadar doğrudan yüzüne söylemiyorlar— Toplum bize insanlara karşı bu kadar dürüst olmamayı öğretiyor — ama denklem aynı: “İyi bir insan mısın? Umrumda değil. Burada çalışmak istiyorsan, satış yapacaksın.”

Sunacak neyin var? Kitapçıda gördüğün Zooey Deschanel’e benzeyen kız her gece bir saat boyunca yüzünü nemlendiriyor ve öğle yemeğinde salatadan başka bir şey yediğinde suçluluk duyuyor. 10 yıl sonra okulunu bitirip cerrah olacak. Senin özelliğin ne?

“Bu oyunda acayip iyiyim”

“Ne yani? İyi bir iş bulup çok para kazanmadığım sürece öyle kadınlarla olamaz mıyım?”

Alakası yok. Bu sonuca atlıyorsun çünkü seninle ilgilenmeyen herkesin sığ ve bencil olduğunu düşünmek istiyorsun. Ne sunduğunu soruyorum. Akıllı mısın? Komik misin? İlginç misin? Yetenekli misin? Tutkulu musun? Yaratıcı mısın? Tamam, peki bu özelliklerini dünyaya sunmak için ne yapıyorsun? İyi biri olduğunu söyleme — o zaten asgari özellik. Güzel bir kadın her gün, kendisine iyi davranan 36 adamla karşılaşıyor. Hastamız sokakta kanlar içinde yatıyor. Ameliyat yapmayı biliyor musun bilmiyor musun?

“Tamam da ben seksist, ırkçı, sığ, tacizci biri değilim. Öyle pis bi tip değilim sonuçta.”

Kusura bakma ama yapabildiğin tek şey sahip olmadığın kötü özellikleri saymaksa hastanın yanından çekil. Oralarda bir yerlerde öne çıkıp ameliyatı gerçekleştirecek akıllı, yakışıklı ve kariyerinde hızla yükselen birileri var.

“Dursana, sana el kaldırmayacağımı söyledim!”

Bu sözler sana dokundu mu? Güzel, bu konuda ne yapacaksın peki? Sızlanacak mısın yoksa ameliyat yapmayı mı öğreneceksin? Seçim senin ama kadınların pisliklere aşık olmasından şikayet etme. Çünkü pislik dediklerinin sunabilecekleri başka özellikleri var. “Ben de çok iyi bir dinleyiciyim!” Hadi be? Güzel bir kıza yakın olma şansı karşılığında sessizce oturabiliyorsun (ve bu süre boyunca kızın cildinin ne kadar yumuşak olduğunu düşünüyorsun) diye mi? İyi de tam olarak bunu yapabilen, ama aynı zamanda gitar da çalabilen biri daha var. İyi biri olmakla övünmek, bozuk olmayan yemekler satmakla övünen bir restoran gibi bir şey. Bu Film İngilizce isimli ve sloganı “Aktörler çok net şekilde görünüyor” olan bir film gibisin.

Bence bu yüzden, iyi bir insan olmana rağmen kötü hissediyorsun. Çünkü…

3) Kendinden Nefret Etmenin Sebebi Hiçbir Şey Yapmaman

“Yani kadınları tavlama yöntemleriyle ilgili kitaplar mı okuyayım?”

Eğer kitap “Kızların yanında olmak isteyeceği tarzda bir insan ol” diye başlıyorsa evet.

“Hadi be. Buralara bi yere votka sakladığımdan eminim.”

Genelde atlanan adım bu. Herkes “Nasıl iş bulurum?” diye soruyor. Asla şu sorulmuyor: “İşverenlerin yanlarında isteyeceği tarzda bir insana nasıl dönüşürüm?”. Herkes “Kadınların benden hoşlanmasını nasıl sağlarım?” diye soruyor. Asla “Kızların hoşlanacağı tarzda birine nasıl dönüşürüm?” diye sorulmuyor. Çünkü bu ikinci soru bazı hobileri bırakmanı ve görünüşüne daha çok dikkat etmeni filan gerektirebilir. Kişiliğini değiştirmen bile gerekebilir.

“Peki beni ben olduğum için sevecek birini bulamaz mıyım?” Cevap: İnsanların ihtiyaçları var. Hastamız yerde kanlar içinde yatıyor ve senin tek yaptığın ona bakıp yaraların kendiliğinden iyileşmemesinden şikayet etmek.

Bir başka video [Orijinalinin yerine daha yerli bir şey seçtim]:

Bu videoyu izleyen herkes çeşitli sebeplerle biraz gülümsüyor. İnsanlara en azından bunu verebilir misin?

“Ama hiçbir şeyde iyi değilim!” İyi haber: Bir şeyleri tekrar etmeye yeterince zaman ayırırsan aşağı yukarı her şeyde iyi olabiliyorsun. Bebekken dünyanın en boktan yazarıydım. 25 yaşıma geldiğimde biraz daha iyiydim. Kariyerim korkunç bir başarısızlığa doğru giderken bir yandan da sekiz yıl boyunca hiç para kazanmadan haftada bir makale yazdım. New York Times’ın Best-Seller listesine girmem 13 yılımı aldı. Beceriksizliğimin köşelerini törpülemem muhtemelen 20.000 saatlik çalışma gerektirdi.

Bir yeteneğe bu kadar yatırım yapmak zor mu geldi? Bir iyi bir de kötü haberim var. İyi haber şu: Sadece pratik yapmak bile bir şeyleri değiştirir. Yıllarca sıkıcı ofis işlerine dayanabilmemin sırrı bir yandan da iyi bir yetenek kazandığımı bilmemdi. İnsanlar sonuçları görmek çok uzun zaman aldığı için pes ediyorlar, çünkü sürecin aslında sonucun ta kendisi olduğunu gözden kaçırıyorlar.

Kötü haber: Başka çaren yok. Burada çalışmak istiyorsan, satış yapacaksın.

Çünkü — fikrim herhangi bir uzmanlığa dayanmasa da — bence, kendinden nefret etmenin sebebi özgüven düşüklüğü veya insanların sana kötü davranması değil. Kendinden nefret ediyorsun çünkü hiçbir şey yapmıyorsun. Sen bile kendini “sen olduğun için” sevemezsin. Bu yüzden de hayatta ne yapman gerektiğini sorup duruyorsun.

Birinci adım: Uyan

Bir hesap yap: Hayatının ne kadarı, bir şeyler ortaya koymak yerine başkalarının yaptıklarını (televizyon, müzik, video oyunu, websitesi) tüketmekle geçiyor? Bu ikisinden sadece biri hayatını değerli hale getirir.

Eğer bunları duymaktan nefret ediyorsan ve çocukken duyduğun “Önemli olan niyet” gibi bir lafla karşı çıkmak istiyorsan söyleyebileceğim tek şey şu:

2) Özünde Nasıl Biri Olduğun Ancak Harekete Dönüşürse Bir Şey İfade Eder

Getty

İşim gereği, yazar olmak isteyen çok insan tanıyorum. Kendilerini yazar olarak görüyorlar, partilerde kendilerini yazar olarak tanıtıyorlar, içten içe bir yazarın ruhuna sahip olduklarını biliyorlar. Tek eksik, o en sondaki minik adım: Gerçekten bir şeyler yazmak.

Hakikaten bu kadar önemli mi? Kimin gerçekten “yazar” olduğunu, kimin olmadığını belirleyen, “bir şeyler yazmak” mı?

Tabii ki.

Hayatında bir alışveriş listesinden daha az içerik üretmiş yazarlar tanıyorum.

Şimdiye kadar söylediğim her şeye ve aklındaki eleştirel seslere karşı yaygın bir savunma var. Gelişmek için gereken çabayı göstermeni engellemek için egonun sana sürekli tekrarladığı şey: “Özümde iyi bir insan olduğumu biliyorum” ya da “Kim olduğumu biliyorum” ya da “Kendim olmam yeterli”.

Yanlış anlama: Özünde iyi bir insan olmak her şeydir — kendi elleriyle ailesine ev yapan adam bunu karakteri sayesinde yapar. Yaptığın her kötü şey, önce içini yiyip bitiren kötü dürtülerden kaynaklanır. “Özünde kim olduğun” meyvenin büyüdüğü mecazi topraktır.

Bakın kamera nasıl da toprağa değil meyvelere odaklanıyor.

Ama herkesin bilmesi gereken ve çoğunluğun kabul edemediği şey şu:

“Sen”, meyveden ibaretsin.

Toprak kimsenin umrunda değil. “Özünde nasıl biri olduğun”, başkaları için ürettiklerin dışında hiçbir şey ifade etmiyor.

İçten içe fakir insanlara karşı büyük bir şefkat besliyorsun. Ne güzel. Bu bir şey yapmanı sağlıyor mu? Şehirdeki üzücü bir olayı duyduğunda “Zavallı çocuklara en içten dileklerimi iletin” mi diyorsun? Böyle diyorsan siktirgit neye ihtiyaçları olduğunu öğren ve yardımcı ol. 100 milyon kişi şu ünlü Kony videosunu izledi, hepsinin en içten dilekleri o Afrikalı çocuklarlaydı. Tüm bu dilekler bir araya geldiğinde ortaya ne çıktı? Hiçbir şey. İlgi göstermenin bir şeyler yapmak kadar değerli olduğunu kendimize söylediğimiz için her gün milyonlarca çocuk ölüyor. Beyninin tembel tarafının bir şeyler yapmanı engellemek için ürettiği bir mekanizmadan başka bir şey değil bu.

“Dualarım sizinle. İyi şanslar — bu iyileşmenizi sağlarsa bana mutlaka haber verin lütfen”

Kaçımız “Ne kadar ilginç bir insan olduğumu bilseydi beni severdi” diye ortalıkta dolanıyor? İlginç bir insan derken? Bu ilginçlik dünyayı nasıl etkiliyor? Ne yapmanı sağlıyor? Hayallerindeki adamın veya kadının seni bir ay boyunca takip eden bir gizli kamerası olsaydı, gördüklerinden etkilenir miydi? Unutma, aklını okuyamıyor, sadece gözlemleyebiliyor. Gördüklerinden etkilenip de hayatının bir parçası olmak ister miydi?

Tek istediğim başkalarına yaptığın muameleyi kendine de yapman. Birilerine sunabildiği tek katkı “dua etmek” olan arkadaşın seni delirtmiyor mu? Dua gerçekten işe yarıyor olabilir, bundan bahsetmiyorum. Öyle ya da böyle, o insan öyle bir yardım yöntemi seçmiş ki koltuktan kalkmasına bile gerek kalmıyor. Kötülüklerden kaçınıyor, temiz şeyler düşünüyor, içindeki toprak tertemiz, peki ne ürün veriyor? Üstelik bunu aslında en iyi onlar anlarlar, çünkü meyve benzetmesini direkt İncil’den aldım. İsa defalarca “Ağaç meyvesine göre değerlendirilir” anlamında şeyler söylemiş. Tabii ki hiçbir zaman “Burada çalışmak istiyorsan, satış yapacaksın” dememiş. Şöyle demiş: “İyi meyve vermeyen ağacı keserler ve ateşe atarlar.” [İslam’da da “Cennet’e gidip gitmeyeceğine karar vermek için niyet defterine bakılacak” dememişler. Öyle bir defter yok. Amel defteri var.]

İnsanlar tıpkı Alec Baldwin’in “Ya biraz daha taşaklı olursunuz ya da ayakkabılarımı parlatırsınız” sözünden rahatsız oldukları gibi, İsa’nın sözlerinden de rahatsız olmuşlar. Bu da bizi son konuya getiriyor:

1) İçindeki Her Şey Değişikliğe Direnecek

İnsan zihni bir mucize ve değişimin gerekliliğine dair kanıtlara karşı mücadele ederken hayatında görebileceğin en etkileyici çabayı harcayabilir. Ruhumuz, günlük rutinimize karşı tehdit hissettiğinde bütün gücüyle savaşan kat kat savunma mekanizmalarıyla dolu — inanmazsan bir uyuşturucu bağımlısına sorabilirsin.

Şu anda bile, bazıları bunu okurken refleks olarak bahaneler buluyor. Tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki bazıları

*Her Bir Eleştiriyi Kasıtlı Saldırı Sayıyor

“Bu adam kim ki bana tembel ve değersiz diyor? İyi biri olsa zaten böyle şeyler söylemez. Sırf üstünlük taslamak ve kendimi kötü hissettirmek için bunca şey yazmış. Asıl ben ona bir iki laf çakayım da dersini alsın.”

*Mesajı Göz Ardı Edebilmek İçin Mesajı Verene Odaklanıyor

“BU ADAM kim oluyor ki BANA nasıl yaşamam gerektiğini söylüyor? Sanki aşmış bir insanmış gibi! İnternette yazı yazan salağın teki işte. Biraz stalk’layayım da ne kadar salak olduğundan ve söylediklerinin de saçmalığından emin olayım. Herifin özentiliği midemi bulandırdı. YouTube’daki rap videosunu izledim ve hayatımda bu kadar berbat kafiyeler görmedim yemin ederim.”

“Hayatta benim olduğum yere ulaştığında bana tavsiye verebilirsin.”

*İçerikten Kurtulmak İçin Tarza Odaklanıyor

“Şu yazıdan bir iki saldırgan cümle seçip geri kalanından soyutlayayım, sonra dönüp dönüp bundan bahsederim. Tek bir saldırgan kelimeyle bütün bir kitabı önemsiz hale getirebileceğimi okumuştum bi yerlerde.”

*Kafada Kendi Geçmişini Düzeltiyor

“Vaziyet o kadar da kötü değil ya. Geçen hafta intihar etmeyi düşündüm evet ama şimdi daha iyi hissediyorum. Böyle devam edersem işler eninde sonunda yoluna girer. Büyük bi çıkış yapıp bi de şu güzel kıza iyi davranmaya devam edersem zaten o da yakında benim olur.

*Kendini Herhangi Bir Şekilde Geliştirmek Gerçek Kişiliğine İhanetmiş Gibi Davranıyor

“E n’apayım yani şimdi bütün mangalarımı atıp günde 6 saat spor salonuna mı gideyim? Boş tipler gibi spreyle bronzlaşayım mı? Çünkü TEK ALTERNATİF BU.”

Vesaire vesaire… Unutma, acı insanı rahatlatır. Bu yüzden tercih ediliyor. Mutlu olmak için uğraşmak lazım.

Ve cesaret lazım. Bir şey yaratmadığın sürece yarattığın şeye kimsenin saldıramayacağını bilmek çok rahatlatıcıdır.

Bunun yerine olduğun yerde durup başkalarının yarattıklarını eleştirmek çok daha kolay. Bu film çok salakça. Şunların çocukları ne kadar gerizekalı. Bu çiftin ilişkisi berbat. Herif zengin ama aşırı sığ. O restoran iğrenç. Bu yazar tam bir mal. En iyisi bir mesaj yazıp ayar vereyim ve siteden kovmalarını isteyeyim. Bak işte nasıl da yaratıcı oldum.

Bir dakika bu kısmı söylemeyi unuttum galiba: Ne yaratırsan yarat — bir şiir, yeni bir yetenek, yeni bir ilişki — çevreni bir anda hiçbir şey üretmeyenler sarar. Belki yüzüne karşı söylemezler, ama yaptıkları tam olarak budur. Sarhoş arkadaşların asla ayılmanı istemez. Şişman arkadaşların rejim yapmanı istemez. İşsiz arkadaşların kariyer yapmanı istemez.

Aslında bu şekilde korkularını itiraf ediyorlar. Başkalarının yaptığı işi kötülemek hiçbir şey yapmamak için şahane bir bahane. “Başkalarının yaptıkları bu kadar kötüyken neden bir şey yapayım ki? Şu anda istesem bir roman yazarım ama aklıma çok iyi bir şey gelsin diye bekliyorum — Alacakaranlık gibi bir şey yazmak istemem yani.” Hiçbir şey yapmadıkları sürece yaptıkları daima kusursuz ve eleştirilemez olacak. Ya da olur da bir şey üretirlerse bunu ironiye sarmalayıp sunacaklar. Kasıtlı olarak kötü yapacaklar ki herkes bunun onların gerçek eseri olmadığını anlasın. Gerçekten uğraşsalar kesinlikle muhteşem bir şey ortaya çıkardı. Sizin yaptığınız o boktan şeyler gibi olmazdı.

İstersen yazılarımıza gelen yorumlara bir bak. Çirkinleştiklerinde hep aynı noktaya geliyorlar: “Bu yazarı kovun. Bu şerefsiz bir daha yazı yazmasın. Daha fazla video yapmayın.” Daima “Yaratmayı bırakın” demeye getiriyorlar. “Bu yaptıklarınız benim yapacaklarımdan farklı ve gördüğünüz ilgi moralimi bozuyor.”

Böyle biri olma. Böyle biriysen, böyle olmayı bırak. İnsanların senden nefret etmesinin sebebi bu. Kendinden nefret etmenin sebebi de bu.

Bununla ne yapacaksın? Cadı mı avlayacaksın yoksa Olimpiyat’ta mı koşacaksın?

Şöyle diyelim: Bir yıl. Bunu okumandan bir yıl sonrası deadline olsun. Başkaları sana “Hadi yeni yılda 5 kilo verelim” derken ben başka bir şey söyleyeceğim: Herhangi bir şey yap. Yeni bir yetenek edin ve bu konuda başkalarını etkileyecek kadar iyi ol. Ne olduğunu sorma, ne olduğunu bilmiyorsan rastgele bir şey seç işte. Karate öğren, dans dersi al, seramik kursuna git ne bileyim. Yemek pişirmeyi öğren. Kuş evi yap. Masaj yapmayı öğren. Bir yazılım dili öğren. Porno çek. Bir süperkahraman kişiliği geliştir ve suçlularla savaş. Bir YouTube kanalı kur. Ne olursa.

Ama olay şu: Senin dışındaki olaylara bağlı bir şey seçme (“Bir kız arkadaşım olacak, çok para kazanacağım, vs”). Seni azıcık daha ilginç yapacak ve başkaları için daha değerli hale getirecek bir şeye odaklan.

“Oha İspanyolca öğrendim ve artık 400 milyon kişiyle daha konuşabiliyorum.”

“Aşçılık dersi için yeterli param yok.” O zaman gir Google’a “Nasıl yemek yapılır” yaz. Zaten artık sonuçlarda pornoları da filtrelemeye başladılar, aradığını bulman eskisinden çok daha kolay. Bu bahaneleri aşmak lazım artık. Yoksa onlar seni aşacak.

Bir şeyler yapmaya karar verirsen şurada forumda paylaşabilirsin. Bir yıl sonra dönüp bakalım, sadece bir yerlere gelip gelmediğine değil, nedenine de bakalım. Kaybedecek bir şey yok, ve dünyanın sana ihtiyacı var. Yazıyı bir videoyla bitiriyorum:

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.