Türkiye’den ****** gitmek

Merhaba sevgili okur!
Bugün, ben de bu klasik başlık ile sizi karşılamak istemezdim ama bir merhaba demek ve size kuru kuru merhaba yerine bir şeyler anlatmak istedim. Aynı zamanda bu bir veda ve yeni bir başlangıç. Çünkü neden olmasın? Tanımayanlar için bir özet verecek olursak, ben Bartu, uzaktan Silikon Vadisi merkezli bir girişime çalışan 24 yaşında bir bilgisayar mühendisiyim.
Neden mi bunu yazıyorum? Geriye baktığımda nedenlerimi unutmamak ve buralarda kaydı olması için yaşadıklarımın. İlerde neden geldim? sorusuna cevap da olsun dedim. He, bir de benim gibiler de bu yola girer veya vazgeçer diyorum ama bu bir rehber değil veya öneri de değil. Çünkü bu yola giren biri vatanından ayrılmak ne demek bilmeli, ben bunu biliyorum ama yaşamadım. Ve bu bir seri olacak, neredeyim, ne yapıyorum bunu da anlatmalıyım.
Kimim lan ben sorusunu biraz daha açacaksak: Şu an güzel bir hayat yaşıyorum, tek başıma gelirim güzel ve istediğimi yapabiliyorum, bir yere gittiğim de artık fiyat listesine bakmıyorum mesela veya iyi bir otelde tatil de yapabiliyorum. Kendi dilimde konuşabiliyorum, markete gittiğimde başka dilde değil, kendi dilimde anlaşıyorum. Bu gerçekten harika bir şey, kültürünü bilmek ve karşındakini anlamak. Ailem de burada, onları da istediğim zaman görebiliyorum veya konuşabiliyorum. Saat farkı yok anlayacağın. Bir çok arkadaşım da burada. Güzelce anlaşıyoruz, eğleniyoruz falan filan. Hayal olan firmalar her ay bi kere görüşmek için mail atıyor, gerçi bu sanırım diğer ülkelerde de aynı olur. Ama bunları tam 1 ay önce(10 Eylül 2019) bırakıp gitmeye karar verdim.
Burada hepimizin bildiği malum nedenleri listelemeyeceğim ama onlar da bunun bir parçası. Bundan yaklaşık 6 yıl önce KKTC’de eğitim almak için bu ülkeden ayrıldım. Ondan sonra geri geldiğimde hiç bir şey eskisi gibi değildi. İnsanımız bencil olmuş, her bir şeyde çözüm üretmek yerine birbirini suçlar vaziyete gelmiş olarak buldum. Bi de sözlerini sadece o anın mutluluğu için ayırır, güvenin değerini anlamış oluyoruz.
Burada hala çok sevdiğim insanlar, böyle olduğunu düşünmediklerim var ama bunu öğrenmekten bile korkuyorum artık. Sadece değişmmediklerini varsayıyorum ve öyle devam ediyorum.
Sanırım, belirtmek daha iyi olacak. Öncelikle, ailem dışında birini sevmeyi öğrendiğim insan, kuzu :) Sana çok teşekkür etmeliyim, çünkü gerçekten senle gördüm sevginin fiziksel bir şey olmadığını. Çünkü görmeden, tensel bir temas olmadan, yani çıkar olmadan sevdin. Değerini bilemedim ama bu benim hatam. Telafi etmeye çalıştığımda ise iş işten geçmişti. Nasıl geldiysen öyle git demiştin ya aklımda o hep.
Sonra, artık Poker Face dediğim insan. Ülkenin en kötü halini aldığında duygularım kullanıldığında anladım, bundan kötüsünde buralarda olmayacağım dedim. Eğer bir tanrı varsa seni bana bunu anlamam için hediye yolladı bence. Ama mutsuz olmanı hala istemem çünkü değer veriyorum :)
Gel gelelim hepimizin bildiği nedenlere. Artık burası bizim gibilere ait değil. Belki de hep ait diye biz kandırdık kendimizi, hiç bizim olmadı. Bakkal osman amca, yan apartmanda oturan falcı Nervin teyze, ilkokul öğretmeni Mustafa hoca veya dershanedeki matematikçi Figen öğretmen. Kim mi bunlar? Kalıp mücadele edeceksen bu kişiler veya daha yakınındakiler sana karşı çıkacak. Burada kalırsam bu kişiler ile savaşıyor olacagiz ve baltalar ile, döner bıçakları ile gelecekler. O an geldiğin zaman ölmek istemiyorum . Bu arada, isimlerin hepsi temsili, kimse ben öyle değilim demesin şimdi.
Sağ-sol kavgası varmış zamanında. Ailemin büyükleri bunları yaşamışlar anlatmışlardı. Şimdi sağ-sol yok, kavga da yok. Ama bir kriz geldiğinde o insanlar bir araya gelecek, beni ve benim gibileri vatan haini ilan edecek ve hadi gelin, gidelim, öldürelim diyecek. Aynı fırtınalar gibi birden olacak bu. O gün geldiğinde hiç bir imkanımız kalmayacak, dün birlikte sohbet ettiğin güldüğün Zübeyde ablan, Fatih abin senin karşında olacak. Ne oluyor diyeceksin ama iş işten geçmiş olacak.
Şimdi bir çok insan diyecek ki, Bartu saçmalama, bırakılır mı bu şartlar ve anılar. Buna cevap vermek ise yine başkasından duyduğum bir söz ile olacak. Demişlerdi ki; Bazı çiçekler dallarında mutlu olur ve açarlarmış, bazıları ise zehirlenirmiş. Ben zehirlenen kısım oluyorum burada. Artık çok zor geliyor bazı şeyler. Tamam haklısınız, daha beterleri var ama ben onlar kadar güçlü değilim. Olmak zorunda da değilim. Zehirlenip hayattan aldığım zevk azalıyor, bu azalsın istemiyorum. Yine gülüp insanlarla eğlenmek ve kahvemi içerken bakkal osman amcanın gelme korkusunu yaşamak istemiyorum. Veya bunların hepsinden vazgeçip kendi duygularım yokmuş gibi yaşamak da istemiyorum. Son 6 yılım yabancılarla geçti, beni neyin beklediğini biliyorum. Sadece biraz daha değişik olacak.
Nereye ve nasıl? Bunlar hala soru işareti ama kafa olarak gittikten sonra bedenin burada olması zaten pek bir şey fark etmiyor. Ben tek valizimi ve sırt çantamı alıp gidiyor, pardon, kaçıyor olacağım. Bir aydır zaten zihnen gitmiş durumdayım. Son olarak, bu yazı ile bu gidişimi öğrenen duyanlar olmuş ise hadi buluşalım diyen varsa bana ulaşsın lütfen, planlayalım, yapalım, kalan kesin süreyi ise tek yön biletimi aldığım gün bileceğiz.
Okunası benzer hikayeler:
https://www.turkishnews.com/tr/content/2016/12/14/turkiyeden-siktir-olup-gitmek/
https://fularsizentellik.com/journal/2017/2/25/turkiyeden-siktir-olup-gitmek
Biraz bunlardan, bolca kendi yaşadıklarımdan esinlenerek yazdım her şeyi. Hadi sağlıcakla, ben hayatımın turisti olmaya hazırlanıyorum.
