Bir Adamın Gri Yalnızlığı
Bir merhabanın bile, insanların birbirinin yüzüne bakmadan söylediği dünyadan hepinize ‘’Merhaba‘’.
Güne; günaydın diyen, size gülümseyen aile bireyleriyle başlamıyorsanız, yani yalnız yaşıyorsanız bu anlatacaklarımın çoğunu siz de yaşıyorsunuz demektir.
Dünün yorgunluğu üzerimde, sabah yataktan kalkmak adeta işkence. Kalkmıyor kafam yastıktan, sanki 5 dakika daha yatsam her şey düzelecek gibi hissediyorum. Ha gayret, bi besmele derken atıyorum kendimi lavaboya. Lavabo sessiz, ayna da kurumuş su damlaları sinir bozucu şekilde bana bakıyor. Yüzümü defalarca yıkamam gerekiyor, her taraf su, daha çok suya ihtiyacım var, uyanmalıyım.
Kahvaltı yapmak istiyorum, olmuyor. Alışkanlık yaptı galiba, her gün simit-çay. Kızıyorum kendime her sabah, halbuki biliyorum yapmayı çorba da, omlette. Yalnızlık tam da o an geliyor aklıma, sessizliğin içinde, bambaşka bir sessizlik çöküyor, gri oluyor her yer.
En sevdiğim şey giyinmek, biraz ısınma hareketleri yapıyorum, esniyorum. Sonunda uyandım, beynim normale döndü. Hızlı bir şekilde giyiniyorum. Gömleğin manşetleri önemli, babam iyi öğretmiş giyinmeyi. Saçlar, saat, ayakkabı derken ayrılma vakti geliyor, yalnızlığımdan.
Dışarda yine gri bir hava. Gri rengi sevmem ama arabam, telefonum, televizyonum, bilgisayarım, takım elbisem, kravatım hep gri olmuştur. Belki de bu yüzden sevmiyorum onu.
Dışarda yine gri bir hava var. İnsanlar hep gri, saygı desen gri. Sürekli gülüyorum, acaba biri de bana gülümser mi diye, herkesin bakışı gri.
En iyisi ben mavinin yeşile karıştığı bir memleket bulayım kendime. Karadeniz mesela. Bakalım, kaçarım belki buralardan. Gidersem de, gidemezsem de yazarım. Yazmak iyi geliyor.
