YANARTAŞ — 12

Uçağın üsteğmen pilotu, karargâhına geri döndüğünde, yaklaşık 30 kişilik bir terörist grubun, sınıra 3 kilometre yakınlıkta açık bir alanda etkisiz hale getirildiğini yazdı raporunda. Köyden gelen haberler karargaha ulaştığında, ölen 34 kişinin terörist değil de sıradan köylü vatandaş olduğu ortaya çıkınca, kızgın pilotun komutanından aldığı cevap, o dönemde doğuda olan biteni özetliyordu: “Boşver! Tohumlarına para mı saydık!”

Aslında olayların yüzü çok daha farklıydı. Kaçakçıların terörist zannedilmesi ya da yanlış bir istihbaratın facia ile sonuçlanması değildi bu katliamın iç yüzü. Bütün bunlar, kaçakçı köylülerin planlanan tarihten daha erken geri dönmesiyle ilgiydi. Köylülere verilen aşı, verem aşısı değildi. Uzun süredir Bil-Gen şirketinin yaptığı araştırmalar ve testlerin sonucu olarak ortaya çıkan variola virüsünün mutasyona uğramış şeklini barındıran bir aşıydı ve bu virüsün insan denekler üzerinde etkisini (özellikle kuluçka ve vücuda yayılma zamanını) görme amaçlı köylülere verilmişti. Bu gerçeği ne köylüler, ne de onları terörist ihbarıyla bombalayan askerler biliyordu.

Variola virüsünün sebep olduğu çiçek hastalığı, 1977 yılında uygulanan başarılı aşılama programı sayesinde tüm dünyada, ortadan kaldırılmıştı. Variola virüsünü artık insanların bünyesinde bulmak mümkün değildi. Virüs, biyo-güvenlik düzeyi 4 olan iki laboratuvarda, kilitli kasaların içinde saklanıyordu… biri Atlanta, Amerika, diğeri ise Novosibirsk, Rusya’da. Eğer, kökü kazınmış olarak kabul edilen çiçek hastalığı, bu iki yer dışında başka bir yerde daha da kötüsü herhangi bir insanda hastalık olarak yeniden kendisi gösterirse, bunun tek nedeni vardı: terörizm.

Dünyada bir elin parmakları kadar az bileni olan bir gerçek ise, variola virüsü, Amerika ve Rusya dışında, Bil-Gen şirketinin kasalarında da mevcuttu. Bil-Gen, bu ve buna benzer birçok tehlikeli virüsle ilgili araştırma ve deneyler yapıyordu. Bu deneylerden bir tanesi ise, çok tehlikeli salgın hastalıklara neden olan virüslerde yapılan gen değişikliklerinin, kuluçkalama dönemine etkisini ölçmekti. Kaçakçı köylülere verilen “aşı” aslında modifikasyona tabi tutulmuş variola virüsüydü. Yapılan planlar, birkaç gün eksik çıktı. Bil-Gen’in hesaplarına göre, variola virüsü 2 gün içinde köylülerin hepsini hasta edecek, 3. gün İstanbul’dan gönderilecek bir takım onları Irak’taki köyde ölü bulacak, kan ve doku örnekleri alıp geri gelecekti. Sonra Irak’taki köy, teröristlerin kamp yaptığı alan uydurmasıyla –virüsü ve Bil-Gen delillerini yok etmek için, bombalanacaktı. Kaçakçıların Türkiye’ye erken dönmesi bütün bu planları bozdu. Onlardan birinin sınırdan girip, diğer kişileri -ve özellikle askerleri, bu tehlikeli virüs ile hasta etmeleri, çiçek hastalığı haberinin yayılması ve bir anda tüm dünyanın bu konuyu televizyonlarda anlatmaya başlaması riske atılabilecek bir konu değildi, Bil-Gen için. Bir tane bile çiçek hastalığı vakası, tüm dünyada yankılar yaratacaktı ve Yanartaş projesinin devamına bir tehdit oluşturacaktı.

“Emri veren sen miydin?” diye sordu Cem, Murat Bey’in tanıdığı olan Emekli Albay’a. “Hayır!” dedi Emekli Albay, hafif alaylı ama sert ve gayet askeri bir tonla. “Bu tip kararlar, benim daha üstümde verilen kararlardır. Rütbe ne olursa olsun, biz askeriz! Denileni yaparız. Gerçekleri ise, elimize geçen ve görmememiz gereken gizli dosyalarda, ya da kapalı odalar arkasında, aynı seviyede rütbelilerin yaptığı dedikodularda öğreniriz” diye devam etti. Cem’in soğukkanlılığı, Murat Bey’in dikkatini çekti. “Hiç şaşırmamış duruyorsun! Bil-Gen senin çalıştığın şirket değil miydi?” diye sordu Cem’e. “Evet. Çalıştığım şirketti” diye düzeltti Cem. Olanları biliyordu… Cem de, Emekli Albay gibi, gerçekleri gizli dosyalardan ve aynı laboratuvarda çalıştığı kişilerden duymuştu, anlatanlar tek tek ölmeden önce. Biraz önce Emekli Albay’ın anlattıkları, büyük resmi tamamlayan küçük bir parça, dedikoduları doğrulayan gerçek kırıntılarıydı.

Amerika’ya TC\AG tarafından burslu olarak gönderilen 15 Türk, Amerika’daki eğitimden sonra Bil-Gen’de 3 kişilik takımlar halinde, değişik projeler üzerinde çalışıyordu. Variola virüsü, Cem’in içinde olduğu takımın projesi değildi. Cem ve aynı laboratuvarda çalışan diğer 3 Türk, Albay’ın bahsettiğinden bile daha tehlikeli bir proje üzerinde çalışıyordu! Onlar 34 kişi değil, milyonlarca kişiyi yok edecek bir projenin testlerini yapıyorlardı.

Emekli Albay, sanki birileri omuzlarına tonlarca kuvvet uyguluyormuş gibi, olduğu yere çöktü. Yüzündeki keskin çizgiler, artık onu disipliniyle korkulan bir asker yerine, bir çocuğun canını acıttığınız zaman görülebilecek üzgünlüğe ve savunmasızlığa büründürmüştü. “Bilmiyorduk!” diyebildi hıçkırıkların hemen bir adım önünde duran kelimelerle. “Bize, onların içinde önemli bir terörist lider olduğu ihbarı geldi” diyebildi ağlamaya başlamadan önce. “Tahmin edeyim! Gelen ihbar, kimliği belirsiz birindendi, değil mi? Türkçesi tam düzgün olmayan birinden! Söyleyeyim sana kim olduğunu… Benim müdürüm Yusuf’tan geldi o ihbar. Bil-Gen’den. Aşıyı yapan kişi Koray isminde biriydi. Birkaç hafta önce, yeni aldığı arabası içinde ölü bulundu! Diğer onlarca arkadaşım gibi! Tek sen değilsin acı çeken, hata yapan!” dedi Cem, soğuk bir ifadeyle ağlayan Emekli Albay’a bakarak. “Bilmiyorduk!” dedi yeniden Emekli Albay, yüzünden ve burnundan akanları silerek. “Bunu bilmiyordunuz! Peki diğerleri? Böyle gelmiş, böyle gider diyerek öldürdünüz yüzlercesini!” diyerek cevap verdi Cem. Sesinde soğukluk yoktu. Tam tersine, ateş kusuyordu. Kapıdan çıkıp, uzaklaşırken, Emekli Albay’ın hıçkırıkları eşlik etti ona.