Tolstoy’un Bisikleti

“Bütün mutlu aileler birbirine benzer ama her mutsuz ailenin kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.”

okuyan herkese dokunacak bu satırlar, tüm zamanların en büyük roman yazarlarından biri sayılan Lev Tolstoy (1828–1910)’un Anna Karenina’sının ilk cümlesi ve hatta kimilerine göre

(kaynak stylist.co.uk, http://sabitfikir.com/haber/edebiyat-tarihinin-en-iyi-100-giris-cumlesi

edebiyat tarihinin en iyi 100 giriş cümlesinden biridir.

Büyük yazar daha ilk cümlesinden, mutluluk kadar mutsuzluğun da, aile yaşamının normali olduğunu ve hatta daha da ilginç olduğunu, ilan ediyor okuyucusuna. İşin ilginç tarafı sadece Anna Karenina’nın değil, edebiyat tarihçilerine göre kendisinin de hayatının son döneminde, örneği az rastlanan mutsuz bir özel yaşamı olmuş.

Tolstoy üzerine yazmanın sebebi edebi dehası değil, “bisikleti” aslında…

Bisiklet sürmeyi öğrenme hikayesi…

Yazar 67 yaşında 7 yaşındaki oğlu Vanichka’yı kaybeder ve yaşadığı derin üzüntüden çıkmasına yardımcı olması için Moskova Bisikletseverler Derneği, yazara bir bisiklet hediye eder. Tolstoy, evladının yası ve 67 yaşı bir yana, kendini bu işe verir ve günlük işlerini bitirir bitirmez, köylülerin şaşkın bakışları altında her sabah evinin bahçesi boyunca bisiklet sürer…

Eh işte öğrenmenin yaşı yok biliyorsunuz, türünden basmakalıp girmeyelim bu sıra dışı hikayeye… hele bir de, 1895 yılının Rusya’sında, Avrupa değil bahsettiğimiz, bembeyaz, uzun sakaliyla Tolstoy’un iki teker üzerinde dengesini bulmaya çalışması, tek kelimeyle etkileyici… Bugüne uyarlamaya çalışıyorum zihnimde, biraz haksızca olacak tabii onca modernite algısı var arada ama olsun biz yine hayal edelim… Seksenlerine merdiven dayamış babalarımızın, dedelerimizin segway’in üstüne çıkması gibi göründü gözüme.., ve hatta daha zor dengeyi bulmak açısından.

Yaşına başına bakmadan giriştiği işi eleştirenlere karşı Tolstoy’un şöyle dediği rivayet olunur.

“Öyle sanıyorum ki, neşemi, tasasızlığımı paylaşmak benim hakkımdır ve bir çocuk gibi kendinden memnun olmanın yanlış bir tarafı olamaz.”

çeviri üstüne çeviri nedeniyle anlam kayması artmasın diye İngilizcesinden de buyurunuz..

“I feel that I am entitled to my share of lightheartedness and there is nothing wrong with enjoying one’s self simply, like a boy.”

Kendini “çizer, deplasmanda yazar” kabul eden Aydan Çelik’in “Bi Tur Versene” kitabında Yer alan `Tolstoy’un Bisikleti` Çizimi

Çocukluğumdan beri bisiklet sürmekten çok keyif aldığımdan, Tolstoy’un coşkusunu anlamak hiç te zor değil… Mümkün olan en yalın, az donanımlı halinizle, en yüksek seviyede rüzgarı, toprağı, kokuyu hissederek özgürce süzülüyorsunuz…

Öğrenme yollarında iz sürerken rastladığım bu hikayeyi hemen sizinle paylaşmak istedim.

“Bu yaştan sonra olur mu” falan demeden yeni öğrenmeler yoluyla insanın kendini bulmasına, fark etmesine ve hatta çocuk gibi mutlu olmasına engel yok demek ki…

Bugün Müze Haline Getirilen Tolstoy’un Moskova’daki evinde Sergilenen Bisikleti

Son söz, 2 değil 4 teker üzerinden insanları özgürleştirme yollarını açan, Henry Ford’dan gelsin…, (Biliyorsunuz Henry Ford’un yürüyen bant tekniğinde ürettiği Model T ile otomobil pahalı bir merak olmaktan çıkmış, kitlelerin ulaşım aracı haline gelmişti.)

“Öğrenmeyi bırakan yirmisinde de sekseninde de yaşlıdır. Öğrenmeye devam eden genç kalır. Zihni genç tutmak en büyük meziyettir.”

”Anyone who stops learning is old, whether at twenty or eighty. Anyone who keeps learning stays young. The greatest thing in life is to keep your mind young.