Dover

Dover sırtlarında ormanın bitiminden falezlere kadar devam eden yokuş yolculuğun en zor kısmıydı. Günbatımında adeta sözleşmiş gibi gelen sis, yağmur ve karanlık; arkasında sonsuz okyanus uzanan çıplak tepeleri olduğundan daha ıssız ve ürpertici gösteriyordu. Yumuşayan toprakta ilerlemekte zorlanan at arabasının yolcuları oldukça gergindi. Hemen hiç konuşmadan, sadece şimşek çaktığında ancak görebildikleri boş karanlığa bakıyorlardı.

Londra’da başlayan yolculuğun biteceği yer olan Benton Malikanesi, görkemli günlerinden uzak olsa da, talihsiz öykülerinin devam ediyor olması bakımından ününü korumakta kararlıydı. Son bir kaç saattir mola vermeksizin yol alan arabayla birlikte sallanan dedektif Üzüm, yorgun olmaktan çok ev hakkında kendisine söylenenlerden dolayı düşünceliydi.

Müfettiş Murphy’nin anlattığına göre, malikane bundan yirmi yıl önce büyük bir yangın geçirmiş ve evin o zamanki sahibi Graham Benton, eşi ve üç küçük çocuğuyla birlikte korkunç bir şekilde hayatını kaybetmişti. O günden sonra evin lanetli olduğuna dair söylentiler çıkmış, fakat her şeye rağmen Graham Benton’un kardeşi Finley Benton eşiyle birlikte burada yaşamaya başlamıştı.

Ne yazık ki, Finley Benton da önceki gece oldukça ilginç bir cinayete kurban gitmişti. Olayın ilginçliği müfettişin cebinde taşıdığı isimsiz mektuptan kaynaklanıyordu. Polis merkezine cinayetten bir hafta önce postalanan mektupta Bay Benton’un öldürüleceği yazıyordu. Finley Benton haberdar edilmesine ve önlem olarak yaklaşık dört gündür uyurken kendisini odaya kilitlemesine rağmen önceki gece öldürülmekten kurtulamamıştı. Asıl ilginç olansa, öldüğü anlaşıldığında Benton’un odası hala içerden kilitliydi ve herhangi bir şekilde girilmesine olanak bulunmuyordu. Tuhaflıklar bununla da bitmiyordu. Kapıyı kırarak içeriye giren ailesinin aktardığına göre, Benton’un cesedinde en ufak bir silah, kesici alet yahut zehirlenme izine rastlanmamıştı.

Dedektif Üzüm’le bir an göze gelen müfettiş Murphy “Dedektif” diyerek sessizliği bozdu, “Yardımcınızı göremiyorum”… Her ikisi de şaşkındı. Çok geçmeden yukarıdan gelen bağırışla irkildiler. Arabacının sesi olmalıydı. Ancak şiddetini arttıran rüzgar ve yağmur yüzünden zar zor duyulabiliyordu.

- Çekil be lanet kedi! bıraaak!

- Vercesin o kamçiyi bana be! vercesin kamçiyi! ne vurun güzel ata?

- Defol dedim!

- Çü be sana!.. Allah belanı vermiş birisin!

Kısa bir süre sonra, arabacıya seslenmek için kullanılan küçük pencere dışarıdan açıldı ve dedektif yardımcısı Ryuk sırılsıklam bir şekilde içeri girdi. Kendini silkelerken bir yandan da ağır İrlanda aksanı yüzünden zor anlaşılan küfürler savurmaya devam ediyordu.

Arabacının sesi tekrar duyulduğunda bu kez malikaneye yaklaşmışlardı. Ev falezlerin neredeyse kıyısında, çıplak bir tepe üzerinde oldukça ürpertici görünüyordu. Üzüm son kez pencereden baktığında, çakan şimşekle birlikte evin hemen yanında bir kaç mezar taşı gördü…

Eve girdiklerinde müfettiş ve beraberindekiler derhal bir ön tetkik için maktulün bulunduğu odaya çıktılar. Odanın kapısı kırılmış fakat herhangi bir şeye dokunulmamıştı. Ceset, büyükçe bir çalışma masasının başında oturur vaziyetteydi. Başı arkaya düşmüş, gözleri ise tavana bakıyordu. Önünde açık olan defterde, büyük bir pentagramla birlikte başka bir takım tuhaf semboller göze çarpıyordu. Hemen yanında bulunan günlük gazetenin ön sayfasında, geçen ay Nobel Kimya Ödülü almış olan Madam Curie ile yapılmış bir ropörtaj göze çarpıyordu. Müfettiş Murphy cesedi dikkatlice inceledi. Tıpkı söylendiği gibi Finley Benton’un vücudunda öldürüldüğüne dair herhangi bir iz bulamadı. Şimdilik cinayetin tek delili, isimsiz mektup gibi görünüyordu. Müfettiş cinayet saatinde evde bulunan beş kişinin hızlıca salonda toplanmasını istedi.

Finley’in eşi Abigail Benton elli yaşlarında, renksiz bir kadındı. Hiç çocuğu olmamıştı. Sessizliği ve olmayan kaşlarının altındaki itici bakışları antipatikliğinin ilk sebebi olmak için yarışıyordu. Yüzünde “gidin”den çok, “niçin geldiniz ki?” ifadesi vardı.

Evin uşağı Homer 60 yaşında, atletik yapılı bir adamdı. 20 yıl önceki büyük yangın sonrasında, malikanede çalışmaya başlamıştı. Sorulara kısa ve net cevaplar veriyordu. Son dört gün Bay Finley’in isteği üzerine geceleri nöbet tutmuştu.

Hizmetçi kız Dora yirmili yaşlarının sonunda, oldukça güzel fakat saf görünüşlü bir kızdı. Sürekli özür diliyordu. Konuklar, onun birkaç kez Homer tarafından sessiz fakat sert biçimde azarlandığına şahit olmuşlardı.

Son iki kişi ise, cinayetten önceki dört gün ve sonrasında evde bulunan aile dostları Yargıç Norton ve eşi Mildred’di. Civarda oldukça saygın bilinen çift, müfettiş ve yanındaki iki dedektife sürekli aşağılayıcı bakışlar atıyorlardı. Her ikisinin de o kadar büyük gıdıları vardı ki; Ryuk saygınlıklarının gıdılarından kaynaklandığını düşünmüş, “Amca onun içinde su mu var?” diyecekken Üzüm tarafından son anda susturulmuştu.

Sorgulama bittikten sonra müfettiş, geceyi evde geçireceklerini ve yarın da raporu hazırlayıp evden ayrılacaklarını bildirdi. Bunun üzerine uşak Homer, acelesi varmış gibi, “o halde sizi hemen odalarınıza geçireyim müfettiş” dedi. Müfettiş garipsediyse de itiraz etmedi. Bir süre sonra herkes odalarına çekildi. Nasıl olduysa hizmetçi kız Dora’nın kucağında uyuyakalmış olan Ryuk hiç olmadığı kadar huzurlu görünüyordu.

Birkaç saat sonra evde tam bir sessizlik hakimdi. Dışarıda ise fırtına şiddetini arttırmıştı. Deniz tarafına bakan pencerenin önünde, düşünceli bir şekilde dışarıyı izleyen Dedektif Üzüm her şimşek çaktığında uçurumun hemen kıyısında bulunan mezar taşlarını görüyordu. Yeni bir şimşek çaktığında ise bir anda gözleri büyüdü. Bir şey fark etmişti. Koşarak Finley Benton’un öldürüldüğü odaya gitti. Masanın üzerinde daha önce görmüş olduğu şifreli notları incelemeye başladı. Ev o kadar sessizdi ki, hararetle belgeleri incelerken kapı aralığında beliren gölgenin sahibini fark etmesine imkan yoktu. Bulduğu şeyler çok ilginçti. Anladığı kadarıyla bay Finley ve eşi Abigail gizli bir okült cemiyet üyesiydiler. Cemiyet üyeleri çoğunlukla Benton Malikanesinde toplanıyor ve bir takım ayinler yapıyorlardı. Bir başka ilginç bilgi ise, saygın konuklar Yargıç Norton ve eşi Mildred’in de bu cemiyetin üyeleri olmasıydı. Karartı dedektifin arkasından çok sessiz yaklaşıyordu. Aralarında bir metre kadar mesafe kaldığında dedektif hala kağıtlara gömülüydü. Dedektif kafasını kaldırmadan sessizce “Ryuk” dedi. Karartı birden durdu. “Efendim Üzim” demeye çalışırken “Başla!” komutu gelmiş, evin içinde kasırga başlamıştı.

Dedektif ve yardımcısı olanca hızlarıyla odadan odaya koşmaya ve buldukları her şeyi ortaya saçmaya başladılar. İstisnasız her odaya girip çıkıyorlar, fakat hiçbir eşyayla bir saniyeden fazla ilgilenmiyorlardı. Dedektif ara sıra “grrrrrr” şeklinde bir ses çıkarıyor, Ryuk ise odadan odaya koşarken “eski şeyleeer, demdeyişik şeyleeer” diye bağırıyordu. İşin garip yanı, evdeki hiç kimse kalkıp rahatsız olduğunu söylemiyordu. Yaklaşık yarım saat sonra, dedektif ve yardımcısı her yeri didik didik etmiş fakat ciddi anlamda yorulmuşlardı.

Keyif aldıkları her hallerinden belli olan bütün bu koşturmacadan sonra nihayet durduklarında, dedektif ciddi bir yüz ifadesiyle yardımcısına dönerek “Bu kez olmadı Ryuk” dedi. Tekrar düşüncelere dalmıştı ve evde gerçekten bir tuhaflık olduğunu hissediyordu.

Sabah olduğunda müfettiş de sıkıntılıydı. Gece boyunca düşünmüş fakat hiç bir sonuca ulaşamamıştı. Dedektif ve yardımcısını uyandırarak insanları salonda toplayacağını ve kısa bir açıklamadan sonra raporu hazırlayıp evden ayrılacaklarını söyledi. Ryuk heyecanla araya girdi:

- “Ne alaka ya müvettiş. Biz belki bişe bulmuşturuz.”

- “Buldunuz mu?” diye sordu müfettiş.

- “Bürsiri şey bulduk de mi Üzim?”

- “Katil haricinde hemen herşey” dedi dedektif. Sessizdi.

Müfettiş aceleyle: “Öyleyse bulduklarınızı bana yolda anlatırsınız dedektif. Bu evde bir saniye bile durmak istemiyorum.” dedi

Alt kata inen merdivenlerdeyken, insanların koltuklarda oturur vaziyette kendilerini beklediklerini gördüler. Konuşmuyor, yalnızca sessiz bir şekilde birbirlerine bakıyorlardı. Üstelik sürekli ayakta ve pürdikkat gördükleri uşak Homer de koltuklardan birindeydi. Müfettiş “Pekala” diyerek söze girdi. “Herkes burada olduğuna göre…”

- “Hizmetçi yok! Arkadaşım nerde?” diye atıldı Ryuk.

Dedektif Üzüm’ün gözleri bir anda dehşete düşmüş gibi büyüdü. Yalnızca müfettişin duyabileceği şekilde “Katiller” diye mırıldandı. Sonrasında “Tabii ya…” derken toparlandı ve ekledi. “Müvettiş izninizle katili açıklıyorum.”

İnsanlar tepkisiz, fakat müfettiş şaşkındı. Sadece “Sizi dinliyoruz dedektif” diyebildi. Dedektif kendine yüksekçe bir yer bularak ileri geri yürümeye başladı. Sonrasında biraz duraklayarak patisini bir iki kez yaladı ve konuşmasına başladı.

- Öncelikle müvettiş, dün gece ulaştığımız iplikuclarından başlıyım. Bu evde yirmi yıl önce olan yanmayı biliyorsunuz. Yaptığımız araştırmaya göre, şu an burada bulunan herkes aslında bir ayinli tarikat şeyinin üyesiydi. Aynı zamanda ev, o zamanlarda da bu kişilerin ayinli şeyleri için kullanılıyordu. Evin önceki sahibi olan Graham Benton bu tarikat şeyinden ayrılmak istedi ve aslında kendi ölümünü hazırladı. Ayinciler, en sadık üyeleri olan ve şimdilerde ceset olarak varlığını sürdüren Finley’e abisini cinayetleme emri verdiler. İşte bu emri veren kişi tabi ki Yargıç Newton’du!”

Yargıç hiç istifini bozmamıştı. Bir yandan düşünceli gibi de görünüyordu. Dedektif devam etti:

- Peki müvettiş, Finley ne yaptı? Abisini kutsal bişey için öldürürken bunu bir fırsat olarak görüp, aynı zamanda malikaneyi de ele geçirmek için evi yakarak ailesini de beraberinde öldürdü. Hatta bu sayede tarikat şeyinde daha saygınlıklı olacaktı. Şimdi müvettiş bügüne gelirsek, Finley niçin cinayetlendi? Birazdan size onu açıklıycam. Ama öncelikle cinayetin nasıl işlendiğine gelelim. İnanılmaz zekalıca bir plan yapılmıştı. Finley’in öldürüleceğini polise bildirmek aslında cinayetin parçasıydı. Onun bir odada kapalı ve yalnız olması gerekiyordu. Finley zehirlenecekti. Ama nasıl? İşte bunun cevabını dün gece yardımcım Ryuk buldu.

O sırada şaşkınlıktan duvara yaslanmış olan müfettiş, Dedektif Yardımcısı Ryuk’un sesiyle kendine gelebildi. Ancak cümlenin başını kaçırmıştı. “……..bağası olduğum için tabi ki ben buldum müvettiş. He? Sence de öyleyim de mi? … He?” Dedektif, kendisine odaklanan müfettişe bakmadan konuşmasına devam etti:

- Cevap Finley’in odasındaki mumdaydı. Mum özel olarak yapılmıştı ve içerisinde çok özel bir karışım bulunuyordu. Bu karışım, mum yandığında havayla aktifleşip yakınındakiyi öldürdükten sonra hem havada hem de vicutta hiçbir iz bırakmıyordu. Mum, Finley ölüm korkusunu iyicene hissettiği üçüncü günün sonunda odaya konmuştu. Onun bu korkuyu yaşaması istenmişti. Fakat müvettiş sorun şu ki, böyle bir mumu yapmak için çok ileri seviyede kimyalama bilgisi gerekirdi. Tabi Finley’in eşi Bayan Abigale, yargıç ve yargıcın eşi ve hatta uşak Homer’in uzun yıllardır içinde bulunduğu manyak tarikat şeyinin alşimi veya kimya ile ilgisini bulamamıştık. Ancak müvettiş, Bay Finley’in masasında bulunan gazeteyi hatırlıyorsunuz değil mi? İşte o gazetede bulunan röpörtajda önemli bir ayrıntı vardı. Ünlü kimyager Madam Curie, Nobel hediyesine sevinirken öbir yandan da çok sevdiği asistanının bir yıldır kayıp olduğundan ve bunun kendisini ne kadar üzdüğünden bahsediyordu.”

Müfettiş birden bağırdı: “Tabii ya! Doğru! İşte bu gizli tarikat asistanı kaçırmıştı ve cinayet silahını ona yaptırmışlardı.” Üzüm gözlerini devirdi. “Afferim müvettiş hiç bişey anlamamışın”. Dedektif yardımcısı Ryuk araya girdi: “Afferim müvettiş bravo yani çok güzel anladın. Nepicim anladın!” dedi. Dedektif Üzüm “İzin verin açıklıyım” diyerek tekrar söze girdi.

- “Dün geceki fırtınada dışarıya bakarken bir ilginçliği fark ettim müvettiş. Mezar taşları… Büyük yanmada Graham Benton’un karısınlan üç çocuğu ile birlikte öldüğünü demiştin? Ama dün gece sadece dört mezar taşı görebilmiştim.”

Müfettiş araya girerek “Evet” dedi. “Çünkü dokuz yaşındaki büyük kızları Emily’nin cesedi bulunamamıştı. Muhtemelen tamamen kül olduğu düşünülüyordu.”

- “Çok doğru müvettiş! Fakat yanlış olan şey şuydu. Emily o yangında ölmemişti. Evet müvettiş, bunu nasıl bildiğimi size anlatıyorum. Emily o gece evi yakan adamı gördü ve bir şekilde kaçmayı başardı. Hatta anlaşılan o ki, Dover limanına ulaşarak gizlice bir gemiye bindi ve Fransa’ya kadar gidebildi. Çünkü müvettiş, gazetedeki ropörtajda Madam Curie’nin bahsettiği asistanı Amelie, Graham Benton’un kızı Emily’den başkası değildi. Peki müvettiş bütün bunları nereden mi biliyorum? Bütün bunları müvettiş, katilin hizmetçi Dora olduğunu anladığımda anladım. Yani, ailesi gözlerinin önünde öldürülen Emily yıllar sonra intikam için evine geri dönmüştü. Tabii ki hizmetçi Dora olarak! Ve büyük muhtemelle kendisi şu an yine Fransa’ya doğru yola çıkmış olmalıdır.”

Müfettişin adeta dili tutulmuştu. Konuşmaya çalışırken kekeliyordu. Yavaşça sordu: “Peki dedektif katilin Dora olduğunu ne zaman ve nasıl anladınız?” Üzüm sakindi. Cevap vermek için acele etmiyordu. Bir iki kez patisini yaladıktan sonra gülümsedi. “Yaklaşık beş dakika önce müvettiş. Merdivenlerden inerken” dedi. Müfettiş hala şaşkındı. “Yani benim görmediğim bir şey mi gördünüz?” diye sordu. Üzüm “Evet müvettiş” dedi. Bir yandan arkasını dönmüş, evin çıkış kapısına doğru ilerliyordu. Son olarak ekledi: “Tabii ki bunun cevabını size en iyi karşınızda oturan insanlar verecektir.”

Müfettiş Bayan Abigail’e döndü. Kadın her zamanki gibi soğuktu. Yargıç Norton ve eşi ise neredeyse taş kesilmişlerdi. Biraz daha yaklaştı. Uşak Homer yalnızca karşıya bakıyordu. Artık Homer’in nefesini yüzünde hissedecek kadar yaklaştığında ise neredeyse kalbi ağzından çıkacaktı. Koltuklarında oturan dört kişi soğuk birer cesetten başka bir şey değildi.

O sırada henüz hikayeyi tam olarak idrak edememiş olan Ryuk, koltuğun kenarından usulca sokulup Yargıç Norton’un gıdısına dokunmaya çalışıyordu. Bunu başarabildiğinde ise adam yana doğru devrildi. Dedektif yardımcısı bir yandan koşarken bir yandan bağırıyordu:

- “Anneeeeeeeee Üziiiiiiiiiiimm!!!”

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.