Algının Ötesinde Bir Yoksulluk ve Mutluluk

Buraya gelmeden önce yoksulluğun benim için bir tanımı vardı. Parası olmamak, yarı aç yarı tok olmak, izbe evlerde yaşamak, yarın kaygısının yanında aslında en başta o anın kaygısı ile dolu olmak. Bu tanımlar akla ilk gelenler ve şimdi bunların hepsini unutun. Burası başka.

Mumbai havaalanına indiğinizde bu zengin bir ülkenin havaalanı diyebilirsiniz. Oldukça iyi döşenmiş, büyükçe, her ayrıntısı düşünülmüş, temiz ve aydınlık bir havalimanı. Buradan çıktığınızda nemli ve sıcak bir hava sizi karşılar. Bir de şoför karşılar ve şoförün ayağı çıplaktır. İki kere bakın, yanılıyor olabilir misiniz? Hayır çıplaktır. Arabaya doğru ilerlerken, o önden siz arkadan, adamın ayağı hala çıplak. Mumbai havaalanının otoparkı havaalanından bağımsız bir yerdir yani kısaca onunla hiçbir alakası yoktur. Başka bir dünyaya geldiğinizi algıladığınız ama aslında henüz hiçbir şey görmediğiniz bir yer. Ground zero. Ben burası tam bir izbe dedim ilk anda. Ama izbe tanımım da sonraları değiştiğinden şimdi olsa karanlık ve temizlik sorunu olabilecek bir yer derdim. O gün o anda nasıl çıkacağız bu park yerinden dedim karınca yuvası gibi. Şimdi olsa biraz kalabalıktı derim kalabalık tanımım da değişti çünkü. Mumbai havaalanından çıkıp şehre indiğinizde saat kaç olursa olsun sizi öğleden sonraki bir Beyoğlu kalabalığı karşılar. Ama bu kalabalığın bir sokakta değil şehrin genelinde olduğunu düşünün. Bu şehirde 21.5 milyon insan yaşıyor ve km2 ye 20.000 insan düşüyor. Bunun trafiğe izdüşümlendiğini ve yolların da bayağı kötü olduğunu düşünün. Sonra bu kalabalığın çoğunluğunun sizin eski yoksul tanımınızla da olsa yoksul olduğunu düşünün. Şimdi sayı arttığında tanımlar değişiyor zaten. Kişi sayısı arttığında yoksulluk da boyut değiştiriyor. Ben tenekeden yapılmış uçsuz bucaksız mahallelerden geçerken bizim gecekondularımızı düşündüm. Berci Kristin Çöp Masallarını düşündüm. Bizimkiler lüks bir otel gibi kalabilir Hindistandakilere göre. Tüm Hindistanda toplam 100 milyon kişi yaşıyor bu tenekelerde.

Ben sonra anladım. Biraz zaman geçince. O gördüğüm teneke mahalleler lüks bir otel gibi kalabilir sokakta yaşayanlara göre. Yani tanım yine değişiyor. Sokağı süpürenler var bakıyorum aslında evini süpürüyor. Her yerde evsiz var diyeceksiniz. Doğru var ama 2 milyon insanın evi yoksa bu başka bir boyuttur. 100 milyon insanın günde 1 dolardan az geliri varsa bu da başka bir boyuttur. Akıl almaz birşeydir. Bütün bunlara rağmen yüzler güler, sokak süpürülür, pis sularda çamaşırlar yıkanır, çocuklar neşe içinde oynar. Nasıl yani?

Sokakta yürürken tanımadığınız hemen herkesten bir nameste yani merhaba bir de selamlama 🙏 alma olasılığınız nedir? Hindistanda iseniz yüzde yüz. Bunu aydınlık bir de gülümseme ile yaparlar. Aslında gülümsemelerini gerektiren durumlar bizim standartlarımıza göre sınırlıdır, yani bizim bakış açımızla o an tok olabilir ve bu onu gülümsetebilir. Aç da olabilir ama o yine de gülümser, selamını verirken içtendir. O selam beni de sizi de, hepimizi yani, bu evrenin bir parçası, saygı duyulacak bir nesnesi olarak görmekle ilgilidir.

Dinleri Hinduizm hakkında çok şey bilmiyorum ama bir sevgi dini olduğu açık. Tanrılarını seviyorlar, saygı duyuyorlar. Öyle tanrılar ki bir kere çok güzeller, korkulacak hiçbir yanları yok. Onların kişinin kaderine kötü bir etkisi yok. Yani cezalandırmıyorlar. Sadece kişinin kaderine iyi etkide bulunabilirler. Kişinin kaderi ise davranışlarına yaptıklarına, hissettiklerine ve düşündüklerine bağlıdır. Bunu bir okun yaydan çıkışına benzetiyorlar. Oku yaydan çıkaran okçu Tanrıdır ama yaydan çıktıktan sonra ok nereye gideceğine kendi karar verir.

Bu tanrılar gündelik hayatın her anında karşınızdalar.

Hinduizm der ki bütün hayat ve canlılar kutsaldır, saygıyı ve sevgiyi hak ederler. Dünyada tek bir din geçerli değildir, tüm dinleri Tanrıya ulaşmada çeşitli yollar olarak kabul eder. Canlılar reenkarne olurlar neye evrilecekleri daha önceki yaşamlarında yaptıklarına hissettiklerine ve düşündüklerine bağlıdır.

Tüm canlılara saygı nasıl oluyor? 15 kişinin katıldığı bir iş yemeğindesiniz siz kendiniz vejetaryensiniz. Diğer 14’ünün de vejetaryen olma olasılığı nedir? Eğer Hindistandaysanız yüzde doksan. Benim katıldığım yemekte hepsi öyleydi. Bu nasıl bir şok durumu ise bendeki, ısmarlanan yemekleri - ki kültürlerini tanıtmak için onlar ısmarlıyor siz tadıyorsunuz - yemeden önce bu gerçekten sebze mi, peki bu şeklinde sorularıma da muhattap oldular. Evet mam hepsi sebze, don’t worry. Bu öncelikle şuna yarıyor, bir akrabalık, bir senden olma hissi yaratıyor, evet sebeplerimiz ayrı belki, bu büyük etyemez çoğunluk bunu dinleri gereğince yapıyor ama dinlerinin değerleri ile benimkilerin birleştiği de yadsınamaz bir gerçek.

Kadınların sarındığı cafcaflı renklerle bezenmiş kumaşlar göreceksiniz. Pembenin en çingenesi, sarının en cart hali… Sonra doğaya bakınca anlayacaksınız neden bu renkleri giyiyorlar. Çünkü her gün o renklere bakıyorlar, filtrelemeden fotoğraf çekiniz, burada buna ihtiyacınız yok.

Hindistan bazı tanımlarınızı değiştirecek bir ülke. Mutluluk, yoksulluk, temizlik, kaos, yoğun trafik, acı, baharat, açlık/tokluk, inanç… Sizi gülümsetecek ve aynı zamanda ağlatacak bir ülke. Güzel bir ülke, gidiniz.