FELSEFEYE İLK ADIM

Canım sıkılmıştı. Evden çıktım koyuldum Samsun sokaklarına… Birden kendimi en sevdiğim yerde sahilde bulu verdim. Bir bankta öylece denizin dalgalarında boğulmuş oturuyordum. Sahilde ki kalabalığın içinde yalnızlığımı düşünüyordum. Aslında pek yalnız sayılmazdım. Hayallerimle birlikte yaşam denizimin için yüzüyordum.

Karşıdan bir çift göz beni süzüyordu. Miyopluğumun yettiği kadar tanımlamaya çalıştım bana bakan gözleri... Sonradan anladım eski bir dostun adım adım yaklaştığını. Hasretle sarıldık birbirimize ne hoş tesadüftü. Oturdu yanıma 'Nerelerdesin hayırsız?' dedi. Sahi nerelerdeyim? Yer yüzünde bulunduğum konum mu yoksa zihnimde bulunduğum konum mu gerçek yerim? ' Buralardayım işte.' dedim. O nereyi anlamak isterse oradaydım. ' Her zaman ki gibi hayal dünyasına dalıp gitmişsin, büyü artık be kızım gerçek hayattasın.' Hangi lafına takılsam bilemedim. Bana 'gerçek hayat' diyor.

-Artık büyüdük çocuk hayallerimizi bırakmak gerçeğe dönmek gerek. Dedi.

Bir kelimenin önüne 'gerçek' sıfatını koymadan önce bu sıfatın anlamını tartışmak gerekmez mi? Ben de öyle yaptım. Önce ona "Gerçek ne demektir? " diye sordum. Uzunca bi süre sessiz kaldı. Sanırım ilk defa gerçek kavramının anlamını düşünmüştü. "Nasıl anlatsam? Bilemedim." diyerek başladı cümleye...

- Eskiden sükutu hayale uğradığımız şeylere şuan da gülüp geçiyoruz ama şimdi yaşadığımız hayal kırıklıkları ileride güleceğimiz değil aksine zararlarını toplayacağımız şeyler olacaktır.

-Yani gerçek acı mıdır?

-Gerçek, daima sızlatan bir acıdır.

Korktum doğrusu gerçek hayat kötü galiba dedim.

-Menfi hayaller kurmazsan acı da çekmezsin. Bu sadece bir örnekti müspet şeyler de var elbet dedi. İçim rahatladı.

-Bana bunlardan bahset dostum.

-Gerçek, başarmaktır. Kendi çabalarınla düşe kalka kazandığın bir başarıdır. Artık büyüdük tek başımıza mücadele ediyoruz. Evet evet gerçek, mücadeledir.

-Bak bu tabir hoşuma gitti. Daima amaçlarım uğruna mücadele etmek isterim. Çünkü ileride bırakacağım en büyük servetim başarılarım.

- Ne güzel söyledin. Sen de artık geri de bırakacağın şeyleri düşünmeye başlamışsın. Gerçeğin içine istemeden nasıl da giriyor insan?

- Peki çocuk hayallerimiz değil miydi bizi büyüten? Şimdi nasıl onlardan vazgeçeyim? Büyüklerin nasıl hayalleri olur?

- Bilmem artık yaşama derdine düşersin pek hayal kurmazsın sanırım.

- Hayal kurmadan nasıl bir amaç edinebilirim kendime?

- Senin önüne zaten bir amaç koyulmuştu. Önce yürümeyi amaçladın sonra koşmayı, bisiklet sürmeyi sonra okula başladın sonra çalışmak geliyor. İşte sana amaç.

- Eğer bu kadar basit düşüneceksek hepimizin amacı ölmek.

- Ölüm kendi yarattığımız bir durum değil. Ölmek doğal olan. Amaç ise kendi iradenle yolun sonunda varmak İstediğin yerdir.

- Benim amacım hakikati bulmak. Zira hakikat ne bilmeden bir sıfat olarak kullanamıyorum. Belki şuan da yaşadığımız hayat bir fantastiğin parçası olabilir. Nasıl olur da buna gerçek hayat diyebilirim? Gerçeğin ölçütü anlattıkların olabilir mi? Eğer öyleyse bu ölçütü kim belirliyor?

- Gerçek, var olmaktır. Eğer algılayabiliyorsan, bilinçte nesneye yer verebiliyorsan o gerçektir.

- Peki bütün duyu organlarını kaybetmiş bir insan gerçeği nasıl bilebilir? Ya da bilincini kaybetmiş biri için nesnenin gerçekliği yok mudur?

- Pek zorluyorsun sen de beni, filozof değilim ya kendi aklımca konuşuyorum.

- Neden sıradan insanlar felsefi düşünüşler yapamaz mı?

- Bilmem felsefi düşünüş bir akıl yürütmedir. Bizim de aklımız olduğuna ve düşünebildiğimize göre sanırım yapabiliriz.

- Elbette yapabiliriz. Ama bilmeden konuşmamak gerek. Zira felsefe dediğimiz şey de bilgelik sevgisidir. Doğru soru sormak ve doğru düşünebilmek için önce bilmek gerekir.

- Haklısın o zaman biraz okuyalım. Hegel'in ve Platon'un gerçek üzerine düşünceleri olduğunu duymuştum bakmak gerek.

–Bir daha ki konuşmamız da Platon dan konuşalım. İdeaların gerçek olduğundan söz eder. Bakalım bizim aklımıza yatacak mı bu durum?

- O halde bir daha ki buluşmamız da Platon da bize eşlik edecek. O zaman görüşmek üzere. Dedi ve vedalaştık.

Eski bir dostla yıllar sonra bizi bir araya getiren şey felsefe olmuştu. Felsefeye ilk adımımız böyle başladı. Sıradan insanların günlük koşuşturmasında aslında ne kadar da felsefeye aç olduğunu anlamıştık. Şimdi bizim için ‘gerçek’ yeniden boyut kazandı.

Yasemin DİKBIYIK