Özünden Değerli İnsan (Deliliğe Övgü)

Yasinbasturk
Nov 3 · 4 min read

(Daha önce bu türde birçok kitap yazıldı. Öncekiler gibi de bu makalenin amacı toplumun geneli tarafından ahlaksızlık addedilen yargıları olabildiğince akla dayandırarak sorgulatmaya çalışmaktır. Öyle ki yargılarımızı zıtlarıyla karşılaşmamak, üzerine konuştuğumuz her şeyi zayıf kılar. Bir de layıkıyla düşünenler fark edecektir ki müsbet(olumlu) anlamda olan herhangi bir yargının makul olması, menfi(olumsuz) anlamda o yargının zıttı olan bir diğer yargı kadar makul ve neredeyse eşit düzeyde mantıklı olabilmektedir.)

Ben olmasam, benim bulunduğum bu evrenin, bu galaksinin, bu gezegenin ve bu gerçekliğin de bir anlamı yok. Hem neden olsun ki; sonuç olarak onu anlamlı kılan şey benim ona verdiğim değer. Üstelik ben olmasam diğer insanların ve bilinen-bilinmeyen bütün varlıkların da anlamı yok. Hümanistlik, dindarlık, hayvan severlik gibi tutumların hepsi maleyâni(anlamsız, boş) . Hiçbir şey yoktu, sadece nesne vardı. Sonra akıl ondan türeyip gelişti ve onu yorumladı. Yani nesneye anlam yükledi. Benim dışımdaki şeyleri anlamlı kılan bizzat kendimse, benim dışımdaki şeyler neden önemli olsun.

Kendini uyanık sanan bazı insanlar beni tenkit(eleştiri) edebilir. Onları iknâ etmek için şu kanıtı sunduğumda bana hiç itiraz edemezler: Kaçınılmaz neticenin ölüm olduğu yaşam vetiresinde(sürecinde), amaçların amacı pragma’dan(çıkar, kâr) başka nedir? Eğer en yüksek ilkemiz pragma ise değer verdiğim şeylerin hepsi benim çıkarıma hizmet etmeli. Yani eğer bir hayvana değer veriyorsam etinden, sütünden, iş gücünden veya herhangi birşeyinden yararlandığım içindir. Peki etinden sütünden yararlanmadığım hayvan yok mu? Var tabi. Onlar ise etinden sütünden yararlandığım hayvanların hayatta kalmalarını sağladığı için önemli. Bunların yanı sıra onların anlam ve değer yükleyebilecek kadar gelişmiş akılları yok. Bu beni onlardan daha önemli kılar. Aslı anlamsız olan hayata, anlam yükleyebilen yegâne varlık benim türümdür.

Velev ki ırkçı konuştuğumu düşünenler olsun. Onlar düşüncelerini olsa olsa nakil yoluyla almışlardır. Yakınındaki insanlar, bacak bacak üstüne atmanın terbiyesizlik olduğunu söyler ve kişi de bunu yapılmaması gerekenler listesine yazar. Ve bu listedeki bütün yazılar kişi ölene kadar muhafaza edilir. Ve bu kişinin şu haline şahit olursunuz: eğer ki bacak bacak üstüne atmanın meşru olduğu bir mekânda bulunursa, kişi için bu mekan tanımsız olacaktır. Kişi tanımlayamadığı şeyden korkar. Korktuğu zaman ise ya kaçar ya saldırır.

Söylemek istediğim şey, geleneklerin tümünün safsata olduğudur. Gelenek denilen şey geçmişin olmasıyla mümkündür. Geçmişte edinilen yargıları neden günlük yaşantımıza alalım ki, zaman geçiyor ve koşullar değişiyor. Yargılar neden sabit kalsın. Geçmişten tavsiye alınır ama yargı alınmaz.

Geleneklerin, geçmiş zamanın yargıları olduğunu söyledik, peki ya zamanda öyle bir noktaya gitsek ki. Bir önceki nesilden yargı alamayacağımız bir nokta. Bunlar kuşkusuz akletme mekanizması yeni oluşan ilk insan türleri olabilir. İşte sınırlamaların olmadığı, en özgür ve en doğal olan insanlar ancak ve ancak onlar olabilir. Tarihten alabilecekleri herhangi bir kabul, bir gelenek veya bir sınır yok. Tek sınırları kendi belirledikleri sınırlar. Geleneklerimiz olmasa toplumda karmaşa olur diyenler vardı. Onlara, şunu söylediğimi hatırlıyorum: Geleneklerin, insanların kesinlik ihtiyacını karşıladığı doğrudur. Bunlar karar verme mekanizmasının işleyişini kolaylaştıran sabit kurallardır. Dikkatinizi çekerim “sabit kurallar”. Sabit olan değişim ve gelişime kapalıdır.

  • E kapalıysa ne olacak.
  • - ‎Ne mi olacak?

Evrenimizin sınırları içinde, her an değişime tâbi olmayan bir şey gösterin bana. Öyle bir şey şuana kadar hiç tecrübe edilmedi. Yapıtaşının en küçük parçasından bilinen en büyük gök cisimlerine kadar her şey devinim halindedir. Sabit olan hiçbir şey yoktur. Senin yargıların müstesnâ. Demek ki “sabitlik” fıtrata aykırı. Yani “zorlama”. Bir şeyin zorlamayla sürdürülebilir olacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü lafzın kendinden de açık olduğu gibi sürdürülebilir olan ya olabileceği en yüksek seviyededir ki sürdürülebilir olsun veya kendini yenileyebiliyordur. Biz şuana kadar herhangi bir şeyin en yüksek seviyesini tecrübe etmiş değiliz. Çünkü her zaman daha iyisinin ortaya çıkma potansiyeli vardır. Bunun yanı sıra kendini yenileyen şeyi tecrübe edebiliriz. O kendini değişen koşullara uyum sağlayacak şekilde geliştirir. Misal, kuranda geçen miras hukuku yargılarının hepsi safsatadır. Müzkir(adı geçen/söz konusu) kitapta; ölen ana veya babanın mülkü; erkek evlada 2, kız evlada 1 oran düşecek şekilde sabittir. Bu eşitsizliğin sebebini, erkeğin aileye bakmakla yükümlü olduğu ve sorumluluklarının gereği olarak payının daha fazla olması gerektiğidir.’ şeklinde açıklanır. Fakat zaman içinde koşullar değişti ve bu yargıları günümüzde kullanmak kavga ve kin oluşturur. Bunların hepsinden şu sonuç çıkar ki; sabitlik ve durağanlık üzerine kurulmuş tüm sistemler, (yasa, kaide, ahlak, gelenek veya herhangi bir belirlenim) varlık olarak insanın fıtratına aykırıdır. İnsan içinmiş gibi görünür fakat insana hiç hitap etmez. Çünkü hayat dediğimiz şey oluştur. Oluşta yargı yoktur. Yani kemâline ulaşmış değildir. Ve asla da kemâline ulaşacak değildir. Çünkü oluş, belirlenimsizlik durumudur. Dolayısıyla belirlenime ulaşmak için devinir. Ve belirlenimsizliği son bulduğunda ortaya yargı çıkar. Yargı ortaya çıktığında ise oluş kavramı anlamını yitirir veya dönüşür. Sonuç olarak ; bağlı kalmamız gereken bir gelenek, ahlak yasası ve kaide gibi sınırlamalar olmamalıdır. Sadece ve sadece doğada ve süreç içinde karşılaştığımız şeyler bizim maksimlerimizi (ahlak ilkelerimizi) belirlemeli. Bunun yanı sıra bu ilkeler sabit olamadıkları gibi her an değişme eğilimi içerisindedirler. Dolayısıyla fıtrata uymak ve adapte olmak en doğru olanıdır. Fıtratın bize verdiği en büyük ilke ise pragmadır(çıkardır). Pragmaya ek olarak ego(benlik) güdüsü olmadan hayatta kalamazsınız. Bu güdüler de şunu söyler; hayatta kal ve üre(bilgilerini aktar) . Bundan dolayı ben, hiçbir şeyden bağımsız kendimden değerli bir varlığım. Ve değerime hizmet etmeyenin, varlık olarak bir önemi yoktur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade