TBMM tarihinde böyle skandal yaşanmadı
Meclis’te üçüncü büyük grubu oluşturan partinin iki eşbaşkanından biri hakkında ‘Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama’’tan beş ay mahkumiyet kararı çıkarılıyor.
Karar ertelenmiyor.
Gerekçe, ‘suça eğilimli’ olması.
Hakkında açılmış 31 ayrı davada toplam 143 yıl hapsi isteniyor.
Söz konusu kişi, 59 milletvekili olan partinin eşbaşkanı.
Diğeri hakkında — yine ifade ettiiği görüşleri nedeniyle — verilmiş mahkumiyet kararının üç ay önce Yargıtay’da onaylanması ardından TBMM Başkanlığı milletvekilliğini üstelik apar topar düşürüyor.
Söz konusu kişi, 59 milletvekili olan partinin eşbaşkanı.
Etrafta tık yok.
İğne atsanız yere, sesi duyulacak.
Ağzı burnu tıkanmış medyaya göre bu belli ki sıradan bir hadise.
Çevrede ne kadar muhalif görü bildiren varsa hepsini en ağır hakaretler eşliğinde ihbar eden kişiye bizzat telefon ederek geçmiş olsun diyen CHP Başkanı’na göre de belli ki öyle.
Kendisiyle aynı çatı altını paylaşan, iktidardakiler gibi hiçbir yüz kızartıcı suça adı karışmamış bu eşbaşkanlara veya partisine en basit nezaket mesajını dahi çok gören, ‘sözde’ anamuhalefet lideri.
Evi silahlı saldırıya uğrayan muhbir kılıklıya geçmiş olsun demesine desin elbette, sonuçta o da mağdur, ama 6 milyon seçmenin teveccüh ettiği bir meşru parti yokmuş gibi davranmanın ahlakla, vicdanla alakası yok elbette.
Bakın, önceki yazılarımda netlik dozunu sakınmadan anlatıp duruyorum:
Bir ülkeye faşizm işte böyle göstere göstere gelir ve yerleşir.
Sebebini ne anamuhalefet, ne sessiz danalar gibi bakan sözde muhalif laik seçkinler, ne de medya başka yerde arasın.
Demirtaş-Yüksekdağ olayının bu açıdan anlamı çok açıktır.
Faşizm bir partiyi şeytanlaştırıp, onun üzerinden saltanatını ilelebet kurmaya çalışıyor ve başarmak üzere.
HDP üzerinde sergilenen senaryo, en ahmakların bile okuyacağı basitlikte.
Öyle olduğuna göre, türlü sebeplerle okunmak istenmediğini kabul etmeliyiz.
Demirtaş-Yüksekdağ olayı, HDP’nin fiilen kapatılması sürecinin ‘tepeden başlatılması’dır.
Ama daha ötesi var.
Çünkü bu olay, Saray’ın ve onunla iş tutan eski ‘müesses nizam’ çevrelerinin muazzam bir siyasi mühendislik projesinin anahatlarını sergiliyor.
