İnsan Sabiti!

görsel: Paco Pomet http://pacopomet.com

Sanatın en yalın ve haliyle en kapsayıcı tanımlarından biri olan “sanat, zekânın malzemeyi kullanmasıdır” tanımını seviyorum. Zekâ’nın; insanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamını ifade ettiğini hatırlayarak…

görsel: http://www.bradshawfoundation.com/chauvet/

Gregory Curtis’in, Font-de-Gaume mağarasını gezerken karşılaştığı mağara sanatından etkilenişi de eminim bu zekâ-malzeme buluşmasındandı. On beş bin ila yirmi bin (sayıyla: 20.000) yıl arasındaki önceye ait bir geçmişte yaşamış insanın, duvara işlediği bizonların güçlü omuzlarını, hayvanların kaslarının gerçekçi bir biçimde kabarıyor gibi görünmesini sağlayacak şekilde kaya yüzeyindeki bir tümseğin üzerine resmetmesi, ‘esere düz bir yerde ulaşılması imkansız olan bir boyut kazandırması’ sanırım sadece onu değil, hepimizi büyüleyecektir.

Picasso’nun, İkinci Dünya Savaşından sonra özel bir mağara turuna çıkması ardından, “On iki bin yıl boyunca yeni hiçbir şey öğrenmemişiz” dediği iddiası, yirmi bin yıl önce yaşamış insanın bu malzeme kullanım zekâsına duyulacak hayranlığın genel kabulü için sanırım daha iyi bir referans!

Daha yakın geçmişe baktığımızda da görebiliyoruz bu sürdürülebilirliği. Artemis Günebakanlı’nın dilinden dökülenlere bakalım mesela:

…18. yüzyılda tasarlanıp yazılmış eserleri, bugün zihinlerimiz iletişim teknolojileriyle iç içe geçmiş halde dinlesek de ruhumuzda aynı hislerin uyandığını düşündüm. Klasik müzik konserleri, bahsettiğimiz paylaşım odaklı davranış kalıpları hiç gelişmemiş gibi bir zaman kayması yaratıyor. Müziğin yüzyıllar önce olduğu şekliyle icra edilip dinlendiği, kendine ait bir zaman diliminde gerçekleşen konserler… / …Asırları aşan ses dalgaları bir yerlerde yolculuğuna hala devam ediyor.

“düşünme”, “akıl yürütme”, “algılama”, “yargılama” gibi duyguların ifadesini somut olarak ortaya koyabilmesi adına sanat üzerinden başladığım bu yazımda asıl paylaşmak, konuşmak istediklerim hemen bu cümlenin başındaki “tırnak” içindekiler. İnsanın dünya üzerinde var olmaya başladığı günden itibaren herşeye karşın değişmeyen sabitleri! İlk insanda da ve bende de aynı potansiyeli taşıyan duygular.

Bunun üzerine birşeyler yazacak kadar düşünmeme sebep olan ilk kaynaktan başlayayım. Seneca’nın Törel Mektuplar’ından.

M.Ö. 4 yılında doğup, M.S. 65 yılında ölen Seneca, Stoacılık okulunun önemli düşünürlerinden olup, aynı zamanda devlet adamlığı yapmış.

Törel Mektuplar adlı kitapta, Seneca’nın Romalı bir şövalye olan Lucilius’a etik/ahlak üzerine yazdığı mektuplardan 28 tanesi yer alıyor. (Tamamı 124 mektupmuş.) Şimdi bu mektuplar içerisinden bazı alıntılar yapayım:

  • Bugünün işine sıkıca sarılırsan yarınınkine çok fazla bağımlı olman gerekmez. Biz erteledikçe yaşamın hızı artar.
  • Kendisine kalan az bir şey ona yetiyorsa, bir adama yoksul diye bakmam. Çok az şeyi olan değil, daha çoğunu isteyen yoksuldur.
  • Zenginliğin sınırı, önce gerekli olana, sonra yeterli olana sahip olmaktır.
  • Arkadaştan değil, arkadaşlıktan yoksun birçok insan gösterebilirim sana.
  • Öğretebileyim diye öğrenmek hoşuma gider. Bir şeyin bilgisini kendime saklamam gerekiyorsa ne kadar yetkin ya da yararlı olursa olsun, hiçbir şey beni kesinlikle hoşnut etmez. Bilgelik bana gizli tutulması, dile getirilmemesi gereken belli koşullarda verilseydi, onu geri çevirirdim.
  • Seni daha iyi bir adam yapacak insanlarla ilişki kur.
  • Şansın armağanlarından kaçın! Şansın sana getirdiği her iyiliğin önünde kuşkulu ve korkulu bir ruhla dur; nitekim dilsiz hayvanlar ile balıklar da umudun ayartmasıyla kandırılırlar.
  • Bizi korkutabilecek şeyler, bizi ezen şeylerden daha çoktur; çoğu kez gerçekte olan şeylerden daha çok imgelemde acı çekeriz.
  • İnsanlar eskiden arkadaş peşindeydi, şimdi para peşindeler.
  • İnsanlar nasıl soylu biçimde yaşayacakları konusunda değil de, ne kadar yaşayacakları konusunda kaygılanır. Oysa soylu yaşam her insanın ulaşabileceği uzaklıkta; ama uzun yaşamak kimsenin elinde değildir.
  • Ben dünyanın bir tek köşesi için doğmadım; bütün bu dünya benim yurdum.

Bu kitaptan alıntıladığım kısımlar öncesinde size Törel Mektuplar kitabından bahsetmediğimi, şu an baskıda olan ve bugünün bir entellektüelinin kitabından alıntılar paylaşacağımı söyleseydim, okuduklarınızdan hangisi bu iddiamın yalan olduğunu ispat edebilirdi size?


Hem biraz daha geçmişe gidip, ara ara da daha yakına gelerek örnekleri çoğaltmak ve duygu/düşünceleri çeşitlemek adına, hem de iki bin yıl önceki bu düşüncelerin Seneca’nın ya da daha genel olarak Stoacıların mucizevi bir yeteneği olmadığı adına, (algıda seçicilik mi bilmiyorum ama tam da bu kitabı okuduğum dönemde önüme düşenlerden) birkaç alıntıyı da serpiştireyim şuraya:

Ayhan Sicimoğlu’nun lezzete olan ilgisiyle de harmanlı, “Doğumu: M.Ö. 341, Ölümü: M.Ö. 270” dipnotu ile verme ihtiyacı duyduğu Epikür’den olan alıntısı, Seneca’dan sonraki ilk geçiş için en idealı sanırım:

“Bilge kişi, gıda konusunda gıdanın bol olmasına değil, lezzetli olmasına önem verdiği gibi, ömrünün de uzun olanına değil, en zevkli olanına el atar”

Mikdat Kadıoğlu’nun, “her nesilin sonra geleni beğenmemesi antik bir problem” yorumu ile paylaştığı

“Sümer tabletlerinde ‘yeni nesil çok tembel, çok saygısız ve ilgisizler’ yazıyormuş.

bilgisine, Serap Duygulu’nun “her toplum yeni kuşaktan şikayetçi olmuş ve her dönemde ebeveynler gençleri anlamakta sorun yaşamış” katkısı ile paylaştığı alıntı da M.Ö. 800’e uzanan, Hesiod’a ait bir “tespit”:

“Günümüzün gençleri öyle umursamaz ki; ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşündüğümde umutsuzluğa kapılıyorum. Bizlere, büyüklere karşı saygılı olmayı, ağırbaşlı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler kurallara boş veriyorlar. Çok duyarsızlar ve beklemesini bilmiyorlar.”

(2017 yılında kuşaklar üzerine yapılan güncel bir araştırmaya göre, 2000 yılı (milattan sonraki) sonrası doğmuş olanları ifade eden Z Kuşağı insanları çok duyarsızdır!)

Biraz yakın geçmişe gelip Acar Baltaş’ın “bir vesileyle yıllar sonra tekrar Freud okuyorum ve şaşırıyorum” girişi ile verdiği alıntıya bakalım:

“Kitleler asla gerçeğin peşinden koşmaz. Aldatılmak ister ve aldatılmadan yapamazlar. Gerçek olmayanı gerçeklerin üstünde tutar ve gerçeklerden çok gerçek olmayanın etkisinde kalırlar. Bunlar arasında ayırım yapamazlar”

(2016 yılında Oxford tarafından yılın kelimesi olarak “post-truth” seçilmiştir!)

Aslında sadece yazılara dökülenlerden değil, değişmeyen davranış kalıplarından da sağlama yapabiliyoruz. Mesela bir öğrencinin öğretmeni tarafından kırmızı renkle düzeltilen yazım hatalarını gösteren aşağıdaki yazı tahtası, M.Ö. 1981–1802 arasında yaşamış bir öğrenciye mi, yoksa sana mı daha ait hissettiriyor?

Görsel: Arkeofili https://twitter.com/arkeofili/status/934149640437497857

Bu düşünce sabitinin, teknolojik gelişmeler ve/veya yaşam standartları gibi noktalardaki gelişmelerden bağımsız olduğunu söylemeye gerek yok elbette ama bu noktadaki tartışmalarda yer alan “aslında binlerce yıl öncesindeki atalarımızın da bugünkü uzay araçlarını, bilgisayar yazılımlarını gerçekleştirebilecek potansiyellerinin olduğu, sosyal ve biliçsel kapasitenin gelişmesi/evrimleşmesi nedeniyle bunların bugün gerçekleştiği” düşüncesi, bir yerde de bu duygu/düşünce sabitinin sağlaması. Yuval Noah Harari veya Matt Ridley gibi isimleri okuma şansınız olduysa, tarihteki gelişimlerde işbirliğindeki artışın öneminden bahsettiklerini hatırlarsınız.


Tüm bunlardan sonra birçok şey söyleyebilmek mümkün ancak insanlığın bir bütün olarak tarih boyunca ne daha iyiye ne de daha kötüye doğru doğrusal bir yol izlemediği gerçeği üzerine biraz daha fazla düşünmek lazım. Düşünme, akıl yürütme, yargılama, algılama ve bütün duygular toplamında tüm tarih boyunca iyi insanlar ve kötü insanlar var olmuş. Bir araya geldikleri toplum içerisindeki çoğunluğu oluşturan taraf da o topluma ve insanlığa kendine yakışan sıfatı giydirmiş.

Çevresel faktörler ne kadar önemli olsa da, bundan onbinlerce yıl önce yaşamış insanın da, bugün yaşayan benim de aynı eşitlikte sahip olduğum bir fırsat var; yaşadığım topluma yakışan sıfatı giydirebilecek bir fırsat: iyi insan olmak. İnsan kısacık ömründe bunun için savaşmayacaksa, başka ne için savaşacak!?