Bir göç hikayesi

1988, Uşak

1990 yılı Uşak Dörtyol (Ankara-İzmir Yolu)

1988 yılının son günlerinde yukarıdaki fotoğrafta görünen ağaçların arkasındaki Uşak Devlet Hastanesi’nde doğmuşum. Çocukluğum kışları 25, yazları 35 hane olan bir köyde geçti.

Her sabah horoz sesleri eşliğinde uyanır, annemin kendi eliyle taşta ezdiği haşhaş ezmesi, ocakta yaptığı bazlama ve komşumuzun balıyla kahvaltı yapardım. 6 Yaşına gelip şehre taşınana kadar hafızamdaki tek işlenmiş gıda haftada bir gün gelen dondurmacıdan aldığım sütlü dondurmaydı. Bir de ablamların yazları Avusturya’dan getirdikleri üzerinde kocaman Nuss-Nougat Creme yazan çikolatalar vardı…

Annemin “biz okuyamadık bari oğlan okusun” nidaları, sonunda işe yaramış babam şehre mütevazi bir ev yapmıştı. Takvimler 1994'in Eylül’ünü gösterirken, köy evinin kapısına kiliti vurup Massey Ferguson traktörle göç etmiştik şehre. Kara horozun popomu dimdiklemesi, badem ağaçlarının bahardaki rengarenk çiçekleri, kurban bayramında cami önündeki şekerli bayramlaşma merasimleri herşey bulanık birer anı şimdi…

Ilk harf, ilk önlük, ilk matara, ilk kola, ilk elma sekeri, ilk karne, ilk karisik kaset, ilk walkman, ilk cep telefonu, ilk pc derken ilk sivilce çikmis, ilkokul da bitmisti…

Babam 67, annem 50 ben ise 11 yaşındaydım. Anlamıyordum; neden diğer çocukların babaları ablam yaşındayken, babam onların dedesi gibi görünüyordu? Veli toplantıları olurdu, babamla gitmezdim okula, utanırdım, korkardım dalga konusu olmaktan… Babamın mesleğini soran olduğunda cılız bir “çiftçi” çıkardı ağzımdan.

İnsanın hayat mücadelesini hafif de olsa hissettiği yıllardır lise yılları. 2001 krizi ile taçlandırılmış bir lise başlangıcı tadından yenmez olmuştu bizim için. Babamla anneme karşı hissettiğim utancın yerini onlara karşı büyük bir aşk ve kaybetme korkusu almıştı lise yıllarında. Babam yetmişini devirmiş, ev işleri annemi yormaya başlamıştı artık. Üniversiteyi kazandığım gün, o yaşlı gözlerde yeşeren umuttu belki de beni okumaya mecbur kılan.

Bir ömür diplomada adını taşıyacağım 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Türk siyasi tarihindeki önemi hakkında en küçük bir fikrim olmadığını farketmiştim üniversite yıllarında. Şanslıydım yanımda tarih ve siyaset alanında kendini çok iyi yetiştirmiş iki arkadaşım vardı ve Güniz Sokak Isparta’ya çok uzak değildi…

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

Demirel de bizim köy kadar küçük olmasa da İslamköy’de büyümüş, şehirde okula gitmiş, şehir dışında mühendislik okumuş, aynı köyden bir kızla Nazmiye Demirel ile evlenmişti (Evet bizim köyden dünya tatlısı biriyle evliyim ☺).

Bu karşılaştırmayı Cumhurbaşkanlığı hevesim olduğundan yapmadım tabi ki. Yıllardır Cumhuriyet rejimine küfredenler vardı bu ülkede ve bundan sonra da olacaka benziyor. Reklam arasında olduğumuzu düşünenler, insanlara fırsat verilmediğinden yakınanlar da var.

Anadolunun bir köyünde buğday yetiştiren, hiç okula gitmemiş bir adamın oğlu/kızı akademisyenlik yapıyor, mühendis, öğretmen oluyor, doktor olup hasta bakıyor, Başbakan hatta Cumhurbaşkanı olabiliyorsa; reklamlar hiç bitmesin…
Show your support

Clapping shows how much you appreciated Yusuf YILMAZ’s story.