Eski Anadolu!

“Platonun söyledikleri hakikattir, çünkü kitabında öyle olduğunu yazıyor.”

Geminin kaptanı kendinden emindi Aristo’ya bunları söylerken. Aristo ise yüzündeki tebessümle gemi kaptanına bunun böyle olmasının imkansız olduğunu anlatmaya çalıştı. Ama nafile. Atina’daki herkes Platon’a büyük sevgi besler ve hiç kimse Platon’un söylediklerinin doğru olmama ihtimalini düşünmezdi. Bu gibi tartışmalarla geçiyordu Aristo’nun Atina’dan başlayan yolculuğu.

İÖ 347 yılında Assos limanı açıklarında, zamanın olanaklarına göre gayet gösterişli ve şatafatlı bir gemi görülür. Zengin bir aileden gelen Aristoteles, parmaklarına yüzükler takan, şık ve kaliteli kumaştan kıyafetler giymeyi seven bir insandır ve onu buraya getiren gemi de bir bakıma dışa vurumudur. Rafael’in o ünlü tablosunda da dönemine göre gayet şık giyindiği görülecektir. Bu geminin buraya gelmesindeki yegâne sebep ise Aristoteles’ten başkası değildir.

Atina Okulu

İÖ 385'te, ufak bir kasaba olan Stageira’da, zamanın kralının hekiminin oğlu olarak dünyaya gelir. 18 yaşında Platon’un Atina’daki akademisine (Akademeia) girmesiyle Platon’un en parlak öğrencilerinden biri olur. Platon MÖ 347'de öldüğünde, Akademeia’nın başına ardılı olarak Spevsippos’u atamıştır. Platon’un bu seçiminden dolayı Aristo akademiyi terk eder ve böylece Assos(Behramkale, Çanakkale), böylesine bir bilim adamını görme şerefine nail olur. Burada özgünlüğünü daha o zamandan belli eden bir okul kurar. Bu okuldaki girişimleri arasında yaşambilim üzerine çalışmaları yer alır.

İki yıl kaldığı Behramkale’de yaptığı bu çalışmalar insanlık tarihini kökten değiştirecektir ve bunun tohumlarını Anadolu’da atmıştır. -bakmayın şimdiki haline-

Assos’ta kurduğu okulda öğrencilerinden biriyle tartışırken yapılan diyalog sonucu Yunanistan’da tartışma kültürünün olmadığı sonucuna varmıştır. Tartışmaların verimli sonuçlar doğurabilmeleri için tartışma adabını oluşturmaya karar vermiş ve kurallar çerçevesinde tartışmanın temellerini atmıştır.

Assos,Behramkale,Ayvacık,Çanakkale

Öğrencisi şehrin sütunlarına yaslanmış şık ve bakımlı (biraz da kendinden emin) Aristo’nun herkesin içinde ot içtiğini görmesi üzerine bir gün derslerinde, araştırmaları sonucunda kanıtladığı, ot içmenin zararlarından bahseden Aristo’ya öğrencisi;

-“Aristo şehir içinde ot içen bir insandır, bize söylemeden önce kendisi içmeyi bırakmalıdır. Bunu yapmadan Aristo’ya güvenemeyiz ve bu nedenle söyledikleri bizim için geçersizdir.”

Bunun üzerine Aristo uzun zaman düşünmüş ve bu gibi iddiaların tartışma kültüründe yeri olmadığı kanısına varmıştır. Böylece Aristo’nun tartışma kurallarını(safsata) oluşturmasını sağlayan ilk adım Argumentum ad Hominem(Adam Karalama Safsatası) olmuştur.

Batı literatüründe logical fallacy olarak geçen mantıksal safsata diye çevirisini yapabileceğimiz ve hatta Osmanlı Devletinde de kıyas-ı batıl şeklinde kullanılan bu söz öbeği “İlk bakışta doğru ve ikna edici gibi görünen bazı düşüncelerin aslında mantık kontrolü altında incelendiğinde saçmalık ve safsatadan ibarettir.” ifadesidir.

Aristo, yaşadığı süre boyunca petito principii (döngüsel nedensellik safsatası) de dahil olmak üzere 13 tane safsatayı bizzat kendisi listeleyip de sophisticis elenchis eserinde yazmıştır.

Çanakkale’den sonra Midilli’ye ve oradan da Atina’ya döndüğünde ve akademiye karşın lyceion(lise)’u kurmuştur. Bunda hocası Platon’un ve vasi olarak Aristo’yu bırakmamasının etkisi büyüktür.

Platon’a her zaman sevgi ve saygı beslese de ‘’benim için hakikat daha azizdir.’’ diyerek Platon’un her dediğini kabul etmemiştir. Bu yüzden akademiden mezun olmuş kişilerle bolca tartışmak zorunda kalmış ve bu tartışmaları sırasında akademililerin çok kullandıkları bu argümanın safsatadan ibaret olduğunu kitabında yazmıştır.

“Platonun söyledikleri hakikattir, çünkü kitabında öyle olduğunu yazıyor.”