Kore Savaşı

for english:

“Sen Türkiyem için düşmüş
Ben de, dünyamız.”

-Kore savaşına gönderilen, gönüllü askerlerden seçilmiş olan tugay 259 subay, 18 askeri memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4414 erbaş ve er olmak üzere 5090 kişiydi. Tugay komutanı Tuğgeneral Tahsin Yazıcı’ydı. Ankara’da oluşturulan tugay demiryolu ile İskenderun’a aktarıldıktan sonra Amerika’nın tahsis ettiği gemilerle Kore’nin Busan limanına nakledildi. Burada bekletilmeden Daegu şehrine alınarak kışlaya yerleştirildi. Tugay 10 Kasım 1950’de cepheye hareket etti. Tugay önce Kunuri bölgesine nakledildi. Çin Halk Cumhuriyeti’nin savaşa dahil olmasının ardından BM kuvvetlerinin cephesi yarılmıştı. ABD Kara Kuvvetlerinşn ihtiyat tugayı olan Türk Tugayı, Kunuri bölgesinde direnerek 8. Ordu’nun yok olmadan çekilmesini sağladı. Türk Tugayı birlikleri, 6 Ocak 1951'de Chonan’dan hareket ederek Çin Halk Gönüllü Ordusu’nun savunma mevziinin bir kısmını almak üzere saldırıya geçti. Savaşın başında mevzilerinde bulunan Çinliler etkili bir şekilde ateş yağdırmaya başladılar. Ancak önceden mevzilendirilen Türk 1. Takımı görünmeden Çinlilerin mevzilerine yaklaşıp el bombası kullanarak Çinlilerin mevzilerini aldı. Çinliler bu bölgedeki mevzileri yeniden ele geçirebilmek için uğraşması sonucu Türk 2. Taburu Kumyangjangni’de iki tepeyi süngü hücumuyla aldı.-

Bileti alıp otobüse bindim. Tüm yolcuların otobüste olmasını bekliyordum soğuk hava yüzünden. Fakat içerde bizden başka sadece üç kişi vardı. Fethiye’den Denizli’ye gidiyorlardı, bizse bu yolun sadece bir saatinde, Çameli Acıpayam arasında beraber gidecektik. Yaşlı amca bir şeyler anlatıyor, diğer ikisiyse heyecanlı oldukları her hallerinden belli, dinliyor, arada bölüp sorular soruyorlardı. Yerimize yani bir arka koltuğa oturmuştuk ki genç arkadaşın sorduğu soruyla kulak misafiri olmaya başlamıştım. “Kime karşı savaştınız Korede?” diye sormuştu genç. Amca kendinden emin konuşmaya başladı. Kısa ve net bir cevap değildi o yaştaki diğer insanlarınkiler gibi. “Elimizde harita ve silahımızdan başka bişey yoktu. Yer bilmeyiz, yurt bilmeyiz haritadaki işaretli yerlerden başka. Silahın mermisiyse düşmanın çeyreğine yetmez, süngüyle savaştık. Gelen Çinlileri süngüyle arkamıza attığımız yine de bitmedikleri günler oldu. Savaş zor evladım, Allah size göstermesin.” Amca Ortacalı bir Kore gazisiymiş. Gören herkes amcaya savaşı, Koreyi anlattırıyormuş. Amcaysa, bıkmadan usanmadan anlatmış herkese anılarını yıllardır. Her hikayenin sonunda da gururla eklemiş en güzel askerlik anıları bende diye.

On bir yıl sonra bugün, ben elimde navigasyon cihazıyla o amcanın anılarının, hikayelerinin, en gururlu askerlik anılarının, ve daha nice hikayelerin yazıldığı topraklardayım. O amcanın sırt sırta verdiği, ekmeğini paylaştığı, silahını taşıdğı arkadaşlarının, aziz şehitlerimizin mezarlığındayım. Kimbilir nerede, hangi çarpışmada şehit düşmüşlerdi. Belki Kunuri’de belki de adını söyleyemedikleri bir yerde içmişledi şehadet şerbetini. Her birisi Anadolu’nun başka bir yerlerinden kopup gelmiş, göğüslerini siper edip savaşmışlardı. Kimbilir gerilerinde kaç çift yaşlı göz bırakmışlardı. Kimbilir bu uzak diyarlarda ruhlarına fatiha okuyan kaç kişi kalmıştı. Kimbilir bize uzaklarda bir kardeş ülke kazandıranları, kimbilir Busanda yatanların şiirlerini…

Sınırların ve inançların ötesinde
Buluştu bakişlarımız;
Ve geçmişte kalanların kucaklayıcı sıcaklığını
Birlikte hissedip okşadık.
Ne kadar anlamlıydı Pusan öncesi zamanlar
Ortak değerlerin şanını paylaşarak,
Geniş vadiler boyunca ve tepeler ötesinde
El ele çarpıştığımız anlar.
Heyhat! Kısa sürdü bu anlar
Çünkü yol aldım bir bilinmeze doğru,
Kanım bir bayrağın dalgalanması ve çırpınması gibi
Akıp gitti bir gece.
Şimdi Pusan toprağıyla örtülmüş,
Ve hislerim ölümün sonsuzluğuna uzanırken;
Artık burası da benim “Anavatan”im
Artık tüm diller benim dillerim.
Biz şehitler aslında yaşıyoruz;
Semalara uzanan ellerimiz birleşmiş,
Kucaklaşmışız birbirimizle
Ait olduğumuz bu yaşayan toprakta.
Selam sana ey Türk şehidi!
Sen Anadolu’da, ben Pusan’da;

“Sen Türkiyem için düşmüş
Ben de, dünyamız.”