TASTE OF DEATH

Adım seslerim…

Adeta beni yolumdan geri çevirmek isteyen bir melodi gibi kulağımda çınlıyordu. Birkaç hafta önce gözlerimdeki sürekli kızarıklıkların sadece uykusuzluktan olmadığını fark etmiş ve bir doktora baktırmıştım. Aslında doktora gitmeye asıl karar verdiğim an nefes darlığı yaşamaya başladığım andı. Ayak bileklerimde şişmeye başlayınca doktorun yolunu tutmak şart olmuştu. Her neyse… Doktor birkaç tuhaf tahlil yapmış ve daha sonra tekrar muayenehanesine uğramamı istemişti. Sonuçları almam için…

Doktorun bahsettiği daha sonra bugündü ve ben ağır ağır yürüyorum muayenehaneye doğru, içeri girdim ve bekleme salonunda oturmaya başladım. Saate baktım 20.13’ü gösteriyordu. Tam saatle olan bakışmamı bitirmek üzereyken 20.14 oldu. “vay canına” diye iç geçirdim. Yılların dakikalar gibi akacağını hiç düşünmezdim ama oluyormuş. Birden bu buhranlı ve depresif düşüncelerden sıyrılmam gerektiğini düşündüm. Bu bekleme salonları da ne kadar sıkıcı yerler yahu ve bu sıkıcı sessizlik sonunda bozuldu. Doktorun, beni çağıran, sesini duydum. Yerimden kalkıp ofise geçtim.

Bu doktora birkaç kez daha gelmiştim zamanında güvenilir bir adamdı ya da bu güvenilirliğini sağlayan sadece giydiği beyaz önlüktü. Doktorun canı sıkkındı ve yüzü de düşmüştü. Bana söyleyeceği şeyler pek hoş olmayacaktı sanırım ama her ne olursa olsun söyleyeceklerini duymaya hazırım. Doktor lafı sürekli ağzında geveliyordu. Sürekli rahat olması için onu uyarmam gerekti. Sonunda bana hastalığımdan bahsetti. Akciğer kanseri olduğumu ve karaciğerimin de durumunun kötüye gittiğini söyledi. Ama korkulacak bir şey olmadığını iyileşebileceğimi de söyledi. Bunu söylerken bir ölüye dirilebileceğini söyler gibiydi. Bende lafı fazla uzatmadan evvel izin isteyip dışarı çıktım.

Eve doğru yürüyordum. Yürüyor bir yandan da bu rahatsızlıklarla nasıl başa çıkacağımı düşünüyordum. Sonra bu konuyu düşünmek için en uygun yerin bir bar olacağını fark ettim ve yolunu değiştirdim.

Boş masalardan birine oturup bir bira söyledim. Garson biramı masaya sert bir şekilde bıraktı. Sanırım bu gece canı sıkkın olan sadece ben değildim. Acaba garsonun başına ne gelmişti, yüklü bir borcumu vardı yoksa kız arkadaşı onu terk mi etmişti ya da daha kötüsü kız arkadaşı hamile kalmışta olabilirdi. Off banane bunlardan benim sorunlarım daha büyük ölüyorum lan.

Bunları düşününce bir anda canım sıkıldı. Cebimden bir onluk çıkarıp masaya bıraktım ve ayrıldım bardan. Bu kez kesinlikle eve gidiyordum. Kahve içmem gerekiyordu beynim bana itaat etmekte zorlanıyordu.

El yordamıyla ışıkları yaktım ve ceketimi portmantoya astım. Sonra salona girip pantolonumu çıkarttım. Biraz rahatlamak için kanepeye oturdum. Duvardaki saate baktım, hep insanın doğumundan başlayarak yavaş yavaş öldüğünü söylerdi eskiler şimdi daha iyi anlıyorum ne söylemek istediklerini aslında hepimiz çürüyoruz milim milim… her neyse kendime bir kahve koymak için mutfağa geçtim. Suyu ısıttım ve kahvemi hazırladım kupayı alıp salona geri döndüm birkaç yudum aldım ve balkona çıkmaya karar verdim. Bir sigara yakmalıydım.

Dumanı üflerken sokakta gezen ve gülüşen insanları izledim bir süre sonra “şu insanlara bak ya” diye geçirdim içimden. “küçük bir kısmı yaşıyor geri kalanlarsa yaşadığını sanıyor peki ya ben… Ben yaşıyor muyum? yoksa yaşadığımı mı sanıyorum? ne önemi kaldı ki zaten yakında ölücem doktorun söylediklerine bakılırsa en iyi ihtimalle birkaç ay daha buradayım. Ama cidden… Ben bugüne kadar yaşadım mı yoksa sadece yaşadığımı mı sandım? Ben… Ben yaşadım evet sanırım ben yaşadım dolu dolu geçti hayatım her anımın kıymetini bildim öyleyse neden ölüyorum ben yaşadığını sananlardan daha üstünüm onlar ölmeli ben değil! neden ben? Biliyorum sigara ve alkol yüzünden… Bunların hiçbir zaman zararlı alışkanlıklar olduklarını düşünmedim, galiba kötü yanları da varmış. O halde neden bunlardan vazgeçip mutlu ve uzun bir hayat yaşamıyorum en azından şimdiki halinden daha uzun, evet ben bunu yapabilirim tüm bunlardan vazgeçip hayatıma mutlu bir şekilde devam edebilirim, iyileşebilirim, bunu yapabilirim, bunu yapmalıyım, bunu yapacağım…

Bu coşku anında burnuma ter kokusu gelmişti, benim kokumdu. Feci halde terlemiştim. Bir duş alsam hiç fena olmaz diye düşündüm. Sonra sigaramı balkondan aşağı fırlatıp kahvemi fondipleyip banyoya geçtim.

T-shirtümü çıkarıp suyu ılıklaştırmaya başladım sakalımın son durumuna bakmak için lavaboya doğru yöneldim. Aksilik bu ya banyoda yerleri silmek için kullandığım fırçaya basıp kaydım. Çok şanssızdım kafam duvara çarpmış ve kanamaya başlamıştı. Gözlerim yavaşça kapanmıştı bir daha açılmamak üzere…

Yılmaz Bek

Like what you read? Give Yılmaz Bek a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.