Halkı Aşağılamak

İsterseniz önce bu “halk” denen terör örgütünün kafasının çalışma biçimine bakalım.

Ekşi’de “otobüste kitap okuyan artist tip” diye başlık var mesela, ki Ekşi tüm çeşitliliğine rağmen bu derin kötülüğü yansıtmıyor.

İnanın bana gerçekten otobüste kitap okuyanın bunu “artistlik için yaptığını” düşünmüyorlar, böyle bir şeye inanmıyorlar.

Düşündükleri şey şu: bu insan benim yapmayı aklıma bile getirmediğim bir şey yapıyor, bunu beni ezmek için yapıyor olmalı.

Kişi, kendinden bilir işi. Kendileri kıyafeti giyerken, ibadeti ederken, “mekana takılırken” bunu zevk için değil aidiyet için yapıyorlar.

Bakın At Pazarı’nda hiç nargile içmedim mesela. Ama adım gibi eminim ki oradaki mekanların nargilesi o kadar da güzel değil.

Ya da fiyatları uygun değil, ya da bulunmak için ekstra çaba sarf edilecek yerler değil. Yakın mesafede o kadar mekan varken neden orası?

Çünkü bu bir kimlik ifadesi. Muhafazakar insan, bir manada bir şeye sahip olmaktan ziyade o şeyi istediğini ifade etmeye çalışan insan.

Muhafazakar insanın çayın yanına koyduğu dandik muhafazakar kitabın fotoğrafı, onun için o kitabın içeriğinden bin kat daha önemli.

Muhafazakar insan için özgürce ibadet edebiliyor olmak, ibadet ettiğini göstermek kadar önemli değil.

Hatta öyle ki, muhafazakar insan (pardon, insan demişim) bunu kimlik ifadesi veya adanmışlık için kullanamayacak olsa ibadet etmeyebilir de.

Konudan çok sapmayalım. Muhafazakar ve “aşağı” insanın tek korkusu “ezilmek”tir, çünkü kendisi var olan kısıtlı yetisini ezmek için kullanır.

Eğitimli insandan nefret eder, eğitimlinin eğitimiyle onu ezeceğini düşünür. İnsanların bşka insanları ezmek için eğitim aldıklarına inanır.

…çünkü onun için eğitimin fonksiyonu kendini geliştirmek veya kişisel bir amaca ulaşmak değil, bir şeylerin üstüne çıkmaktır.

Özgür insandan nefret eder, çünkü insan kendi haline bırakılamaz, çünkü asıl kendisi, kendi haline bırakılsa götçe şeyler yapacak bir göttür.

İnançsızdan nefret eder, çünkü iyi bir insan olmak için inanca ihtiyaç duyduğuna inanır.

Öyle ki, kendisi “ortada Allah diye bir şey olmasa” bir saniye düşünmeden sapıtacak, zararlı, gayri-ahlaki şeyler yapacak tıynettedir.

İnançsız insanlar için birini öldürmenin “öteki taraf gibi bir sonucu olmadığından” meşru olabileceğine inanır.

…çünkü “insan öldürmemesi gerektiği” gibi çok basit bir çıkarımı yapabilmek için bile bir otoriteye ihtiyaç duyan bir kişiliği vardır.

Haklı ama güçsüz insandan nefret eder, çünkü onun için sonuç, çıkar önemlidir. Bakınız seçim sonrası yorumlar:

...muhafazakar insan için, güçlü olan ve bir şeyde “galip gelen” doğru politika izlemiş, diğerleri ise bir yerde hata yapmıştır.

Haklıdan özellikle nefret eder, çünkü bir şeyleri zorbalıkla elde edemeyeceği adil bir ortamda barınamayacak durumdadır.

Adil bir ortam, muhafazakarın güçlüye yanaşarak elde ettiklerini çalışıp uğraşarak elde etmesini gerektirecektir, “ne gereği var amk”dur.

Muhafazakar insan, “öteki” olan her şey karşısında korku içindedir, çünkü ona göre herkes onun önemli değerlerini yıkmak için seferber olmuştur.

Yahudi’den nefret ettiği kadar korkar da, yirmi bin kişinin 70–80 milyonluk ülkeyi parmağında oynattığına, ele geçirebileceğine inanır.

Eşcinselden nefret eder ve korkar da, çünkü eşcinsellik “yaşam biçimi”dir ve eşcinsellerin tek amacı onun çocuğunu da “ibne” yapmaktır.

Bunların önemli bir kısmı alkol kullanır ama alkolle ilgili kısıtlayıcı yasaları destekler, çünkü kendisi “sorumlu vatandaş”tır.

“Çoluk çocuk da içmesin”dir, “devlet -sikindirik bir anne/baba olduğu için- kendi yetiştiremediği çocuğunu yönlendirmeli”dir.

Alkol kullanmıyorsa bir gram alkol alan herkesin bir anda orospu çocuğuna dönüşen ve “sağa sola saldıran” alkolikler olduğu fikrini savunur.

Bakın inanır demiyorum, savunur, çünkü alkol kullanan insanlar kötü insanlardır ve geleneğimizi-gençliğimizi ele geçirmektir tek amaçları.

Esnafsa turiste onu “kazıklayabildiği” oranda bayılır. Turist uzaklaşırken götüne bakıp iç çeker, arkasından “amkmun gavuru” diye konuşur.

Dükkanının önünden geçen 14–15 yaşındaki liseli çocuğun da götüne bakar itinayla, o dükkanların en önemli fonksiyonu budur: göte bakmak.

Kendi kızını 7–8 yaşına basmadan tesettüre sokar, bir erkekle selamlaştığını görse döver, eve kapatır, bir an önce evlendirmeye bakar.

Bekara ev vermez, çünkü “genç kızı vardır, elalem ne der”

O kadar sinsi ve samimiyetsizdir ki, elalemin gözündeki godoş kimliği, genç kızının gerçekten gang-bange girmesi ihtimalinden daha kötüdür.

Çocuğu kavga edip dayak yerse bir de kendisi döver. Bir ders vermek istediğinden değil, “kaybeden haksızdır”. Çocuğuna bile yapar bu götlüğü

Çalışıyorsa tek işi iş arkadaşının sosyal hayatıdır, işsizse balkonda/pencerede durup kimin evine kim girmiş onu takip eder.

Onun sığırsı yaşamına farklılık getirecek, onu nefret ettiği insanlara benzetecek her şey ahlaksız, düzeni devam ettiren her şey ahlaklıdır.

Başka hiçbir özelliği olmadığı için çocuk yaşta polis olur, sevgilisiyle protestoya çıkmış insana nefret ve iğrentiyle acımaz, vurur.

Çocuk yaşta, doktora yapmış insanları kıskandıracak bir maaşa sahiptir, ama bir “kadın”la iletişimi ancak “tacizci” konumundadır.

Onun için “erkeklerin evlerine giden kadınlar” o erkeklere “veriyorlardır” ve bu kötüdür, çünkü bir kadınla başka hiçbir şey yapılamaz.

Aylardır birlikte olup kendisiyle çelişmemek için elini tutmaya çekindiği sevgilisinin mesajlarını düzenli olarak kontrol eder.

Facebook şifresini alır, yaşıtı olan penisli arkadaşlarıyla görüşmesini “yasaklar”, sileceğisin meseneden der.

Herkes onun sahip olduğu (birlikte olduğu değil, sahip olduğu) şeyin peşindedir ve o şey toplum içine salınamaz.

İnsani olarak yetersiz olduğundan bir şeyleri (ilişki de dahil) rasyonel düzlemde elinde tutamayacak durumdadır. Bitmeyen bir korku…

“Herkes benim sevgilimi elde etme derdinde, aman kapalı giyinsin.”

“İbneler çocuğumu ibne yapacaklar, buna DEVLET ÖNLEM ALMALI.”

“Burası aile apartmanı, eşeysiz ürüyoruz, sevişmek yok öyle.”

“Komşu ülkelerin güçlü, büyük, mükemmel güzellikteki ülkemiz üzerindeki emelleri…”


Bunların gerçek ya da mantıklı kaygılar olmadığını çoğu zaman o da bilir, ama yetersiz ve eziktir, uğraşacak başka bir şeyi yoktur.

Maaşı düşükse ve geçinemiyorsa aklına sosyal adaletsizliği getirmeden önce bin kere “itibarımızı arttıran muhteşem sarayımız”ı düşünür.

Ona yüz vermeyen kadın “kaşar”dır, bu ülkenin mükemmel bir ahlak anlayışı vardır ve o anlayışla övünülmesi, mutlu olunması gerekir.

Onun beğenmediği siyasi görüş her şeyin mükemmel gittiği (ve övünülmesi gereken) ülkemize göz dikenler tarafından desteklidir.

Sevmediği insan için aklına gelen ilk hakaret “Ermeni dölü” ya da “Yunan tohumu”dur.

Bunu uzatırsak daha yüzlerce twit atarız, gerek yok. Şimdi biz böyle insanlar değiliz diye, “halktan uzak” oluyoruz. Ne dersiniz?

Ben, “böyle insan olmak halk olmaksa, öyle halkın gelmişine geçmişine lanet olsun, ığyyy, ne iğrenç bişimiş” derim.

“Halk” dediğiniz şey buysa, beni bu iğrenç paranoyak nefret dolu it sürüsünden uzak gördüğünüz için size teşekkür ederim.

Vatandaş kelimesiyle halk kelimesini değişimli kullandığınız, vatandaşa bunu uygun gördüğünüz için size de ağır küfrederim.

Biz sizin bu iğrenç, insanlık dışı (ama bir şekilde hala övebildiğiniz) götelek tanımınıza uymuyoruz diye bu toplumun dışında değiliz.

Şatosunda viskisini yudumlayıp “sırf beğenmediği için” birileriyle dalga geçen insanlar da değiliz.

Öğretmeniz, işsiziz, mühendisiz, işçiyiz, biz de metrobüste mıncıklanıyor, akşam eve gerektiğinden çok daha geç kalıyoruz.

Biz de “ulan kombiyi açmak için çok mu erken” sorusuna takılıyoruz. Takılmayanımız da var, ama SİZDE DE VAR GÖT HERİFLER.

Hatta makbul vatandaş şu ara siz olduğunuz için utanmaz, arsız ve haksız şekilde sizde daha bile fazla var.

Bir partiye üye olup hepimizin parasıyla geçinmek varken iş aramayı tercih ettik diye enayi değiliz. Sadece iyi insanlarız

Halkı eğitimsiz, muhafazakar, nefret dolu, toplum için tehlikeli kırolar olarak tanımla, uyan makul vatandaş, uymayan elit olsun. Yok ya?

Emekli maaşını alınca ilk derdi torununu dondurma yemeye götürmek olan kadını “İzmirli sarışın teyze” diye aşağıladınız it oğlu itler.

Onca geçim sıkıntısı arasında kahveye gidip etraftan “ülkemiz de çok güçlendi, mis gibi” duymaktan kulakları yanmış amcayı aşağıladınız.

Ülkede alabileceği en iyi eğitimi alıp, saçlarını döken, gözlerini bozan, asgari ücretin az üstüne iş bulabilen beyaz yakalıya elit dediniz.

“Halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremiyor” uuu, ne kadar da elitist.

Yalan mı? Sizin kıllı götünüze yapışan beyaz donunuzu görmek zorunda mıyız? Medeni bir ortamda bulunmanın bir adabı yok mu?

Yere tükürme diyosun, elitist oluyosun, senin balgamına basmak zorunda mıyım ben be babası köyde maymunla sikişmiş uzaylı dölü?

Hepiniz leş gibi kokuyosunuz, deodorant dediğin kaç para? Güçlü ve büyük ülkemizde su pahalı geldiği için mi duş almıyosunuz böcek herifler?

Bunları söyleyince elitist oluyoruz. Halkı beğenmiyormuşuz, eyvallah, ama bir sor neden beğenmiyoruz.

Sabahın köründe uykusuzken, ya da gecenin bir vakti yorgunken burnuma terli koltuk altı dayadığı için sevmiyorum.

Minibüse-otobüse binerken dünyanın en büyük hırsıymışçasına sigarasının dibini de sömürüp son nefesi içeri üflediği için sevmiyorum.

Geçtiğimiz yüzyılın teknolojisi yürüyen merdivende sağda durmak için binlerce levhaya ihtiyaç duyup, yine de durmadığı için sevmiyorum.

Kendi mahallesinden taaaa ondan uzak olmak için yaşadığım yere kadar gelip “Ramazan’da içemezsin ulan” diye bana saldırdığı için sevmiyorum.

Evden çıkmadan başlayan ezan, bakkaldan döndüğümde sırf “burası müslüman mahallesi ulan” tribi adına hala devam ettiği için sevmiyorum.

İbadet edicez, Allah’a ulaşıcaz diye camiye girip içeride okunan duayı, sureyi hoparlörle son ses dışarı verdikleri için sevmiyorum.

Kız arkadaşımı öptüğümde tip tip baktıkları, “burası aile mekanı garddaaşşş” deme cüretini gösterdikleri için sevmiyorum.

Üzerinde çalıştığım, “işim olan” bir şeyden bahsettiğimde internette tanımadığım bir insan “sen ne anlarsın” diye çıkıştığı için sevmiyorum.

Kendisini zerre ilgilendirmeyen, hayatı üzerinde zerre etkisi olmayan şeyleri dev dert edip başka insanlara karışanları sevmiyorum.

Beni tanımayıp, ben evimde kendi başıma içmek için saat 10'dan sonra bira alamayayım diye uğraşan, bunun için oy verenleri sevmiyorum.

Beş-on katım kazanıp da ailesiyle ayda 1 yemeğe çıkmayan, ben yılda 1 arkadaşlarımla buluşunca “sefa pezevengi elit” diyenleri sevmiyorum.

Üzerine vazifeymiş gibi vatandaşın sigara paketini cebinden gasp eden ve bununla övünen insanları sevmiyorum.

Ülkenin en yoğun eğlence semtinde “aileler de geçebilsin” diye masaları kaldırtanları sevmiyorum. Bizim ailemiz aile değil mi amklarım?

Dünyanın normal herhangi bi yerinde ortalığı ayağa kaldıracak, isyan çıkaracak şeylere “devletim en iyisini bilir” diyebilenleri sevmiyorum.

“Twitter yasağıyla ilgili ne düşünüyorsunuz”a yavşak yavşak sırıtıp “bi bildikleri vardır, hem bana Feys yeter” diyenleri sevmiyorum.

Ülkenin en kalabalık şehrinde manasız varlıklarıyla dev yavaşlıkta yürüyüp arada yol ortasında durup amaçsızca etrafa bakınanları sevmiyorum

Başında trafik ışığı yoksa yaya geçidinin ne işe yaradığını öğrenmeyi ve öğrendiğini uygulamayı reddeden barbar köpekleri sevmiyorum.

Kişisel alan namına herhangi bir şeyden habersiz, milletin dibine girerek konuşan ve ağzı kokanları sevmiyorum.

Toplum içinde telefonda ya da arkadaş grubuyla ulusa seslenircesine bağıra çağıra konuşan medeniyetsizleri sevmiyorum.

Semt pazarı ilkelliğini sevmiyorum, çünkü ayısınız ve yolun ortasında durup etrafınıza bakıyorsunuz. Yanaşmayı düşünemeyecek kadar ayısınız.

Ortalama minibüsçü müsünüz? Sizi de sevmiyorum. Hayvan evladı gibi emniyet şeridini işgal ediyosunuz ülkenin “en gelişmiş” şehrinde bile.

Dünyadaki tek fonksiyonu yoldan geçen kızlara laf atmak, şehirlerimizi kadınlar için yürünmez hale getirmek olan +

+ ailesinin imkanı olmasına rağmen okumayı reddetmesiyle “biz hayat üniversitesi okuduk” diye övünen mahalle abilerini de sevmiyorum.

Daha sevmediğim milyonlarca insan var, hepsinden bahsetmek için saatler değil yıllar yetmez. Yıllardır bahsediyoruz zaten azar azar.

Siz bu sevmediğim insanlar gibi olmadığım için beni aşağılıyorsunuz, çünkü vatandaşa cehaleti, ayılığı layık görüyorsunuz.

Ezilmişlik veya imkansızlıktan değil, tamamen kişisel tercihle hayvan evladı gibi yaşayan insan grubu sizin için “halk”, öyle mi?

Böyle bakınca vatandaşı kim hor görüyormuş, kim aşağılıyormuş peki?

İstiyorsunuz ki vatandaş ayı gibi davransın, sığırımsı görüşlere tutunsun, size ülkedeki saçmalıkları açıklayacak edilgen bir kitle çıksın.

“Halk ülkedeki güvenliksiz ortamdan korkup oyunu AKP’ye verdi”. Kedi yavrusu mu bu amk? Severek, isteyerek basıyolar.

“CHP halka hitap edemedi, kampanyasını başarılı yürütemedi”. Ne yani biz de mi deodorant sıkmayalım, duş almayalım?

“CHP’nin tabanı halktan uzak ve elit”. Biz de mi 14–15 yaşında çocuklarla ilgili “liseli, kısacık etekli, dar elbiseli” diye şarkı yazalım?

“HDP’nin söylemi tabanda karşılık bulmadı”. Yere balgamlı tükürüp burnunu yola sümküren adamlar mı yollasalardı tabana?

“Bu seçimde de halka hitap edebilen kazandı”. Evet, ayılığı teşvik eden ve ayıyı öven kazandı.

Bu toprakların insanları, Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Ermeni’si, Yahudi’si, Çerkes’i, Zaza’sı, çoğunuz yarrrrrak gibi insanlarsınız.

Belki ben de böyle bir insanım, ama ben en azından ülkedeki bu tortulaşmış, dibine yapışmış kötülükle hesaplaşmaya çalışıyorum.

Özet: yorum sizin.

  • Ebenin amı Yusuf, ara vermeden 120 twit attın, yorum sizin diyosun.
  • Sen de haklısın. Ebemin amı. Lanet olsun, hepimizin ebesinin amı.
One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.