Ofcom Tarafsızlık Kararlarında Tarafsız mı?

Bilmeyenler için Ofcom, uzunca Office of Communications, Birleşik Krallık’ın resmi telekomünikasyon ve medya regülatörü. İnternet servis sağlayıcıları, radyolar, televizyonlar dahil olmak üzere birçok alanda bizdeki RTÜK’ün görevini görüyor.

Medya politikaları konusunda çalışmalar yapan biri olarak 2014'teki Oxford ziyaretimin ortasında diğer katılımcılarla birlikte Ofcom’un ofisini görme ve yetkililerin çalışmalarıyla ilgili sunumlarını dinleme şansına eriştim. Gerçekten şanslılar, zira Thames kenarında muazzam bir ofisleri var. Dünyanın en önemli iş, eğitim, kültür ve siyaset başkentlerinden birinin resmen göbeğindeler.

O sıralar kriz yönetimi ve iletişimi ile ilgili projelerle uğraşıyordum, ancak kişisel ilgim daha çok ifade özgürlüğü üzerineydi. Ofcom’un radyo ve televizyonlar için düzenlediği bir tarafsız yayıncılık ilkeleri bütünü var (due impartiality). Türkiye’de bu iş nasıl yapılıyor diye bakmayı düşündüm, ancak RTÜK’ün sitesi üzerinden veya başka mevzuattan pek bir yere varamayacağımı da düşündüğüm için vazgeçtim. Burada tam olarak neden bahsettiğimle ilgilenenler RTÜK ve Ofcom’um sitelerine girip birer ikişer dakikalarını ayırabilirler.

Neyse… Toplantımız sırasındaki sunumlardan birinde tarafsızlık konusunda ihlal kararı almış birkaç yayın izledik. Mısırlı bir akademisyen arkadaş sunum sonunda “beyaz adam nerede” gibisinden bir soru sordu. Gerçekten örneklerin hep azınlık kanallarından ve programlarından olması ilginçti. Tam o gün ve o saatte aylardır uğraşıp bir türlü oturtamadığım yüksek lisans tez konumu oturtmuştum. Veri ortadaydı, ulaşılması kolaydı, tek problem sınıflandırmaydı, ki zamanımın hemen hemen hepsini bu kısım aldı. Tez konusu: Ofcom verdiği tarafsızlık kararlarında yerel/ulusal kanallarla etnik/dinsel azınlık kanalları arasında farklı bir davranışta bulunuyor mu? Kararlar nasıl veriliyor, ne sıklıkta veriliyor ve nasıl açıklanıyor? Merak etmeyin, bunların hepsini açacağım.

Önce azınlık kanalı/programı tanımlamak istedim. “Anaakım ulusal” ve “azınlık” diye iki kategori oluşturmak durumunda kaldım. Normalde üç-dört kategori oluşturmuştum, ancak aradaki farkı daha büyük sayılarda bilgiyle karşılaştırmak için seçenekleri ikiye indirdim.

Anaakım ulusal: Birleşik Krallık sınırları içinde yer alan, İngilizce yayın yapan, belli bir azınlığa veya kültüre hitap etmeyen her türlü radyo ve televizyon kanalı.

Azınlık: İngiltere dışında yer alıp Ofcom’un düzenlemesine tabî, veya İngilizce dışında bir dilde yayın yapan, veya lokasyonu ya da yayın yaptığı dil ne olursa olsun özel olarak etnik ve dinsel azınlık meselelerine odaklanan her türlü radyo ve televizyon kanalı.

Sırf raporlardan bunları kategorize etmek çok zor oldu açıkçası. Tekrarlayan örnekler dışında hayatımda hiç duymadığım kanalları teker teker araştırıp hangi dilde yayın yapıyorlar, ne tür yayın yapıyorlar vb. ayrıntıları not etmek durumunda kaldım. Spesifik örnekler için belli bir tarihte yayınlanmış belli bir program nasıl yapılmış diye bol bol web sitesi ve YouTube yayını izledim. Sonuçlara kısa süre içinde geleceğim.

Girizgah Niyetine Bilgi

Ofcom’un “due impartiality” düzenlemeleri yayın mevzuatına bağlı. Burada incelediğimiz tarafsızlık ilkeleri Communications Act ve her yıl tekrar tekrar yayınlanan (pek değişmeyen) Broadcasting Code’a endeksli. Bu linkten ve bu linkten BC’un ilgili bölümlerine bakabilirsiniz. Özetle tarafsızlık ilkesi şunu söylüyor:

Haberler, hangi formatta olursa olsun, uygun (due) bir doğruluk (accuracy) ve tarafsızlıkla (impartiality) verilmelidir.

Bu ilke BBC’yi kapsamıyor, onu düzenleyen farklı bir oluşum var. Bu ilke, normalde haber yapmayıp tartışma sırasında toplumu ilgilendiren bir konuya denk gelen programları da kapsıyor. Bu ilke, seçim tartışmalarını ve konukları da kapsıyor. Küçücük bir örnek olarak: bir bölgede yapılacak yerel seçimle ilgili program yapmak istiyorsanız kayda değer tüm adayları çağırmak zorundasınız.

Örneğin aynı konuyu İstanbul için inceleyecek olursak, yerel seçimle ilgili program yapmak isteseydiniz hem Sarıgül’ü, hem Topbaş’ı, hem Önder’i, hem Acar’ı çağırmak durumunda kalacaksınız. Bunların “geliyorum” demeleri önemli değil. Siz aramak ve davet etmek zorundasınız. Bunların hepsi “geliyorum” derlerse ya tek bir programda veya takip eden programlarda hepsini aynı anda misafir edecek ve her an eşit propaganda imkanı vereceksiniz, ya da takip eden programlarda her seferinde birini misafir ederek tarafsız kalmak için elinizden geleni yapacaksınız. Bu ilke örneğin bir LDP adayını kapsamıyor, çünkü “kayda değer aday” olarak kabul edilmiyor oy oranından dolayı. Yani LDP adayını aramazsanız kimse size tarafsızlık ilkesini ihlal kararı vermeyecek. Konu sadece seçimlerle de sınırlı değil. Eğer kürtajla ilgili bir program yapıyorsanız konuyla ilgili en az iki farklı görüşe kayda değer zaman ayırmanız lazım.

Bu iş burada çok karmaşıklaşıyor, çünkü “kayda değer zaman ayırmak” kavramı mevzuatta yeterince açıklanmış olsa ve hepsine aynı değeri, önemi, bire bir eşit zamanı vermek anlamına gelmese de, radyo ve televizyon programı yapanların fikirlerini ifade etmelerini diğer fikirlere yer vermelerine endeksliyor. Örneğin bu mantıkla bizdeki A Haber’in ya da Halk TV’nin defalarca ceza alması lazım taraflı programcılıktan, ama bunlar ceza almalı mı? Ya da bir fikri ifade etmek diğerini ifade etmeyi zorunlu kılmalı mı? İşin bu kısmı “lit. rev.” ve “tartışma” kısımları. Bir aksilik çıkmaz da makale olarak yayınlanırsa oraya kendiniz bakarsınız. Ama yine de ilgilenenler mail atarak spesifik soru sorabilirler.

Veri

Verinin kaynağı Ofcom’un iki haftada bir online olarak yayınladığı bültenler. Bu bültenler her türlü konudaki kararları kapsıyor. Her bültende ortalama 1–2 tane tarafsızlık kararı incelenmiş oluyor genelde. İncelenmiş derken, incelemenin ayrıntıları, kanuna ve düzenlemelere referanslar, programdan alıntılar şeklinde raporlamadan bahsediyorum. Bültenlerde incelenen ve raporlanmayan kararlar da var. Bunlarla ilgili ayrıntı olmasa da, izleyici ve dinleyicilerden ne kadar şikayet geldiğine dair güzel bir bilgi deposu. Dolayısıyla önce raporlanan ve raporlanmayanlar dahil olmak üzere bir “case by case” kodlama yaptım.

Öncelikle Eylül 2013 — Eylül 2014 arası bir yıllık zamanı kapsayan 25 tane bülten ve dört yıllık bir zamanı kapsayan 5 adet Seçim Komitesi Raporu inceledim. Seçim komitesi raporları birer tarafsızlık kararı içeriyor. Araştırmanın ilerleyen kısımlarında bu raporları araştırma kapsamından çıkartmanın bir şeyi değiştirmediğini gösterdim.

Bunların arasında 263 adet “vak’a” (case) buldum. Bunlardan 27 tanesi incelenmiş, 22 tanesi detaylı raporlanmıştı. Raporlanan vak’aları 1170 adet paragraf şeklinde ve yaklaşık 100 adet özelliğe göre ayrıca kodladım.

Bunlar üzerinde çeşitli analizler yaptıktan sonra vardığım sonuçların daha temsil edici bir zamana yayılıp yayılmadığını görmek için 2010–2013 arasında yayınlanmış, aralarında 8'er hafta olan 18 bülten daha topladım ve verileri kodladım. Spoiler: sonuçlar minicik bir farkla uyuşuyordu.

Kodlama

Vak’aları kodlarken şikayet gelmiş mi gelmemiş mi ona baktım. Örneğin bir kanalda yayınlanmış X programına 5 şikayet geldiyse o bir vak’a sayılıyor. Aynı kanaldaki aynı program (farklı yayın tarihleriyle) listede 5 kere görünmüşse 5 vak’a sayılıyor. Yani kaç şikayet olduğu önemli değil, mesele şikayet olup olmaması. Vak’aları “incelenmiş mi”, “raporlanmış mı”, “ihlal kararı verilmiş mi”, “kanal anaakım ulusal kanal mı yoksa azınlık kanalı mı”, “program hangi dilde yayınlanmış”, “kanal Birleşik Krallık’ta mı dışarıda mı” gibi kriterlere göre kodladım. Paragraflarda ise herhangi bir kanun maddesinin ya da düzenlemenin referansına sahip olup olmaması, spesifik bir kanun maddesinin ya da düzenlemenin referansına sahip olup olmaması, programdan alıntı içerip içermemesi, lisans sahibinden ya da şikayetçiden bir beyanat içerip içermemesi, vb. kategorizasyonlardan yararlandım.

Sonuçlar

İlk veri kümesinde raporlanan vak’aların 5'inde hiçbir ihlal bulunamamış, 1'inde kısmi ihlal bulunmuş ve 16'sında tam ihlal bulunmuştu. Bu şu an için pek bir şey ifade etmeyebilir.

Listelenen 263 şikayetin 220'si (%84) anaakım ulusal/yerel kanallarla ilgiliydi. Buna rağmen raporlanan 22 şikayetin 15'i (%68.2) azınlık kanallarıyla ilgiliydi.

Şikayet alan tüm kanallar arasında tamamen İngilizce yayın yapanların oranı %89.4 iken, raporlanan kanallar arasında tamamen İngilizce yayın yapanların oranı %45.5'ti. Azınlık kanallarının önemli bir kısmının tamamen İngilizce yayın yaptığını da not düşelim.

İkinci üç yıllık veri kümesinde şikayet alan programların sadece %20'si azınlık kanallarına aitken, incelenen programların %71.4'ü azınlık kanallarına aitti.

Şikayetlerin incelenmesiyle ilgili istatistikler burada. Kanalların Birleşik Krallık’ta yerleşik olup olmamaları dışındaki kategorizasyonun inceleme açısından kayda değer (istatistiksel açıdan önemli) farkları mevcut.

Belki Ofcom’un bu kararları nasıl açıkladığı daha ilginç olabilir.

Kanundan veya düzenlemelerden referanslar açısından anaakım ulusal/yerel ile azınlık kanallarına yapılan raporlamalar arasında ciddi fark var. Bu programlardan yapılan alıntılar, belli bir paragrafın tamamen kanundan/düzenlemeden alınması, şikayetçiye veya lisans sahibine yapılan referanslar gibi konular için de böyle. Yani Ofcom, anaakım ulusal/yerel kanallara ve azınlık kanallarına yaptığı açıklamalarda istatistiksel olarak önemli derecede farklı tarzlar izliyor.

Benzer sonuçlar kanalların yayın yaptıkları dillerdeki farklılıklar için de geçerli.

Bir tek kanun/düzenleme referansında sonuçlar istatistiksel olarak önemli derecede farklı değil. Diğerleri bire bir olmasa da uyuşuyor.
Programların yayınlandıkları dilde de tamamen uyuşan bir trend var.

Kanalların nerede kurulu oldukları konusunda da ciddi farklılıklar var.

Spesifik kurallara referansta azınlık-ulusal anaakım veya lokasyon açısından çok bir fark görülmüyor:

Yine de kanalların (CH) ve programların (PR) yayınlandıkları dile göre ciddi farklar var:

Burada “1” kanal veya program tamamen İngilizce yayınlanıyor demek. “0” ise tam tersi.

Olayın Geyiği

Eğer sırf tarafsızlık kararlarında böyle bir fark ortaya çıkıyorsa bu bize neyi düşündürmeli?

Karmaşık ihtimallere çok dalmaya gerek yok. İki büyük ihtimal gözüküyor. Birincisi Ofcom’un ona farklı, buna farklı karar veriyor olması. İkincisi onun ve bunun çok farklı yayın yapıyor olması. Aradaki tüm ihtimaller bunların kombinasyonu gibi sanki.

Öncelikle incelenen ve raporlanan şikayetler arasında Tower Hamlets belediye başkanı Lutfur Rahman’ı çok gördüm (metnin orijinalinde buna ayrılmış bir iki paragrafım var). Bu adam sonradan yolsuzluktan tutuklandı, şu an durumu nedir pek bilmiyorum, bakmadım çünkü. Paragraf paragraf baktığım raporlarda Lutfur Rahman, özellikle Bangladeş kökenli, Bangladeş’le ilgili yayın yapan, ya da Bangla dilinde yayın yapan kanallara tek başına çıkıp seçim önceleri kendini övdürüyordu. Verilen ihlal kararlarına kişisel olarak katıldığımı belirtmeliyim bu özel durumda. Yine de kişisel olarak ne düşündüğümün araştırma için pek önemi yok.

Eskiye bakan ikinci veriyi zaten seçim dönemleri ve spesifik şahıslar (örneğin Lutfur Rahman) aradaki istatistiksel olarak önemli farkı etkiliyor mu diye bakmak için topladım. Pek etkiliyor gözükmüyordu. Neredeyse bire bir örtüşen sonuçlar aldım. Bu sonuçlardan hareketle diyebilirim ki: Bangladeş radyo ve televizyonculuğu cidden rezil, ki “textbook example” düzeyinde problemli. Raporlardan okuduğum kadarıyla kuralların yazılı olduğu bir metnin çıktısını alıp “bence bugün şuna uymayalım” diye uğraşmışlar, o derece problemli yayın yapıyorlar. Bu yine de görece uzun süreye yayılmış veriyi geçersiz kılmamalı. Ofcom’un her yıl yüzlerce şikayet arasında hemen hemen her durumda azınlık kanallarına abanması da en basit ifadesiyle “garip”. Ciddi bir orantısızlık var. Bu orantısızlık Bangladeş’le ilgil yayın yapan kanallarla sınırlı değil tabii ki. Örneklemin önemli bir kısmı “müslüman ülke” örneği olsa da, göze çarpan en aktif örneklerden biri Rusya propagandasıyla tanıdığımız RT.

Sonuç

Şahsi görüşümden bahsedecek olursam, bu tarafsızlık ilkelerinin en azından bir derece de olsa ifade özgürlüğünü baltaladığını düşünüyorum, ama Türkiye’deki örneklerini görünce daralıyor ve birazcık da olsa gerekli olduğunu görüyorum. Yani mesela bir ATV falan RTE’yi seçim öncesi muhabbet için çağıracaksa Kılıçdaroğlu, Demirtaş ve Bahçeli’yi de en azından bir aramak zorunda kalsa fena olmaz sanki. Bunlar özlediğimiz şeyler, ki bu arada son seçim öncesi Birleşik Krallık’ta Cameron’un tartışmaya gönüllü olmamasıyla ilgili tartışmalar dönüyordu. Her yerde bu problem var, ama belki bizde biraz daha ağır.

Ek

Bu hala devam eden bir şey. Herhangi bir tavsiyeniz olursa değerlendireceğim. Lütfen herhangi bir sorunuz olursa da yorum olarak veya başka platformlardan bana sorun. Bu biraz altmış sayfalık çalışmanın gayrı-resmi özeti olduğu için en çok ilgilendiğim şey bunu kişisel görüşlerimiz üzerinden tartışmak. Lütfen zerre çekinmeyin ve ulaşın.

mail adresim: iletisim@yusufsalman.com

Sevgiler…

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.