Daha Fazlası

Sahip olmayı çok arzuladığınız ve sonrasında sahip olduğunuz bir mal varlığınızı düşünün. Sahip olana kadar içinizde bulunan coşkulu istek, o şeye sahip olduğunuzda da devam etti mi? Tahmin ediyorum ki bunun cevabı çoğunlukla “hayır” olacaktır. Peki bunun sebebi ne?

İmrendiğimiz hayatlar, imrendikleri hayatlarımız…

Başkalarının sahip olduğu hayata imrenme modası son yıllarda had safhada. Instagram, twitter, youtube gibi sosyal medya mecralarında sunulan “ultra güzellikler(!)”e imrenmemek tabii ki mümkün değil. Herkesin kendi gibi olmaktan çıkıp “olmak istediği” hayatı yaşama dürtüsü yemek, içmek gibi temel bir ihtiyaca dönüşmüş durumda. Kadınlar daha güzel(!) olma, erkekler olduğundan daha güçlü görünme(!) çabasında. Evet, bu bir çaba. Çoğumuz öyle olmadığımızı bildiğimiz halde öyleymiş gibi davranarak kendimizi iyi hissetmeye çalışıyoruz. Bu, bir süre sonra öyle olmadığını bilmeyi de unutturuyor. Kendiniz gibi yaşamadığınız için yaşadığınız kendinize inanmaya başlıyorsunuz.

Hayatı boyunca hiçbir sosyal medya ortamında yediği yemeği paylaşmamış bir insan olarak yapılan bu eylem bana inanılmaz abes geliyor. Bir insan az sonra yiyeceği bir şeyin fotoğrafını neden paylaşmak ister? Birkaç cevap verilebilir bu konuda. Öncelikle “ben bunu yiyorum bakın” demek için. Ya da “siz yiyemiyorsunuz ben yiyorum” diyebilmek için. Veyahut “sizin bir şeylere canınızı çektirmek istiyorum” diyerek bir arena oluşturmak için. İnanın aklıma başka bir sebep gelmiyor. Bütün bu cevaplar dahi müthiş kötü. Tekrar soruyorum: Bir insan az sonra yiyeceği bir şeyin fotoğrafını neden paylaşmak ister? Karşı tarafın bu fotoğrafı gördüğünde olumlu bir his yaşamayacağını bile bile… Yoksa bulunduğumuz çağın adı “bencillik” mi?

Aslında temel konum bunu anlatmak değildi. Fakat girmişken gelişmeyi de bu noktada yapmamın hiç olmazsa “kendi içimdekileri dökmek” adına faydalı olacağı kanaatindeyim. İlkokulda hatırlıyorum. Annem -evde varsa- çantama muz falan kesinlikle koymazdı. Başka çocukların canları çekmesin, belki alamazlar diye. Sınıftaki diğer arkadaşlarım pide benzeri kokusu buram buram gelen yiyecekleri sınıfın içinde yememeye gayret gösterirdi. Öyle bir halden nasıl buralara gelebildik? Ekonomik durumu iyi olsun kötü olsun artık çoğu insan internetle haşır neşir olabiliyor. Paylaştığınız bir içeriğin sizin sahip olduğunuz imkanlara sahip olamayacak biri tarafından görülebilme ihtimali vicdanınızı hiç sızlatmıyor mu? Üstelik 10 dakika sonra alınan fav, rt, beğeni vb. etkileşimlerin unutulacağı gerçeğine rağmen.


Sahip olma arzusu anlaşılabilir bir arzu. Herkes daha iyiye, daha güzele sahip olmak tabii ki ister. Fakat bu sahip olma durumunun bir sınırı olmadığının farkına varmak gerek. Yani dahi iyisine sahip olduğumuz zaman illaki daha da iyisine sahip olmak isteyeceğiz. Bu noktada görülene imrenmek yerine, daha kötü durumdakilerin varlığını düşünüp “elindekiyle yetinme” moduna geçmemiz gerekiyor. Zira ihtiyaçlar sınırsızdır. Daima bir şeyler isteriz. Eldekilerle yetinmek yerine daha fazlasına sahip olma isteği, o şeye sahip olamadığımızda bizi mutsuz eder. İnsanların çoğu mutsuz? Neden? Sahip olunanla yetinmek bu kadar mı zor? Elimizdekiler bu kadar. Yapabileceğimiz bir şey var mı? Pollyannacılık oynamak gerekiyorsa oynamakta bana kalırsa bir beis yok.

Dünyada aç insan sayısı 750 milyon civarı. Her gün açlıktan ölen insan sayısı ortalama 21.000! Bugün açlıktan ölmediniz. Temel ihtiyaçlarınızı karşılayabildiniz. 750 milyon insandan daha şanslısınız. En az 750 milyon insandan daha fazlasına sahipsiniz. Ve sizin imrendiğiniz hayatlar olduğu gibi sizin hayatınıza imrenecek en az 750.000.000 insan var…

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.