Seçimlerim Seçimlerimiz Seçtirdikleri

Yoğun görsel ve işitsel bir yığın bombardıman altında verdigimiz kararlar gerçekten bizim bilinçli tercihimiz mi?

1953 yılında Solomon Asch bir deney yürütmeye karar verir. Deney şu şekildedir: Üzerinde yalnızca bir siyah çubuk resim bulunan bir kart ve yanında üç tane farklı boylarda siyah çubuk resmi bulunan başka bir kart.

Deneye katılan katılımcılara soldaki çubuğun, diğer karttaki 3 çubuktan hangisine daha çok benzediği sorulur. Ortalama zekaya sahip bir insanın haliyle C şıkkını seçeceği düşünülebilir. Fakat Solomon Asch olaya tam bu noktada müdahele eder. Katılımcılardan yalnızca birisini denek olarak alır ve diğerlerini asistanlarından seçer. Amacının sadece basit bir eşleşme yapacağını sanan denek odaya gelir ve kartlar önüne konur. Her şeyden habersiz deneğimiz sorunun cevabını en son verecek katılımcıdır. Asistanlar sırayla bilinçli olarak yanlış cevap verir, kurbanımız bunları tek tek duyar. Şaşkına dönen deneğimiz kesin olarak emin olduğu cevabı verip vermemekte tereddüt eder. Bütün katılımcılar yanlış cevabı verir ve sıra deneğimize geldiğinde doğru cevabı bilmesine rağmen “herkes öyle dediği için” yanlış cevabı söyler. Halbuki hakikat tam gözünün önündedir.

Bu deneyden yola çıkarak Miligram daha kapsamlı bir deney yapar ve “İtaatin Tehlikeleri” adlı makalesinde​ şöyle bir özet yapar.

Sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler. Ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.

Yani sonuç olarak insanların çevresinde dayatılan bir düşünceye karşı kendi düşüncesini savunması için çok dirayet göstermesi gerektiği deneylerle ispat olmuştur. Önceki yazımda da belirttiğim üzere bir fikrin doğruluğunu test etmek için muhakeme yapılması gerekmektedir. Zıtlıkların tarafsız bir zihin arenasında çarpıştırılarak elde edilecek olan sonuç, vicdan kurumuna da danışıldıktan sonra çok da yanlış neticelere vardırmayacağı kanaatindeyim.

Sonuç olarak gözümüzün önünde duran gerçeklerden gözümüzü kapatarak kurtulamayız. Dünya ağız birliği edip bir şey söylese “o doğrudur” demek çok büyük bir yanlıştır. Doğru olabilir mi? Tabii ki…

Fakat “evet, doğrudur” demek için bir kere daha düşünmekte fayda var.

Seçimler hayatımızın büyük bir kısmı ve kendimizi inandırdığımız doğrular bizim hangi yöne gideceğimizi belirleyebilir. Aklınıza ilk gelen “bilinmeyen numaralar” servisini düşünün. Muhtemelen çoğumuzun aklına aynı servis gelmiştir. O kadar görsel ve işitsel bir reklam bombardımanına maruz kaldık ki aksini düşünmek bile abes hale geldi.

Ya da “en güvendiğiniz meyve suyu markası nedir” desem bi cevap mutlaka verirsiniz. Size o markayı güvendiren etkenler ne? Kutusunu dahi açıp bakmadığımız bir ürüne “güvendiğimiz” nasıl diyebiliyoruz?

Şimdi tekrar soruyorum:

Verdiğiniz kararlar gerçekten sizin bilinçli tercihiniz mi?