Ense Kökü Ağrıları

Ellerimiz aynıydı. Son gün, son kez elini tuttuğumda fark ettim. Seninle en büyük benzerliğimiz buymuş meğer. Birkaç gün öncesine kadar hatırlayamadığım için kendime kızdığım eski hallerin o andan itibaren patır patır düşmeye başladı gözümün önüne. Keşke sen gitmeden önce olsaydı elinde balıkla mutfakta gülerkenki halini hatırlayışım. Ya da hoşlanmadığım halde kuzucum diyerek zorla boynumdan öperkenki neşeni. Gece uyumadığım için saçın başın dağılmış, kırmızı gözlerle gelip kızmalarını. Yemek yemeyişlerime takmanı. Evden her çıkışımda ‘bak kimselere uyma’ diye uyarıp beni güldürmeni.

Başka hiçbir şeye benzemeyen ağlamalar varmış mesela, arkasından gelen susmayla birlikte. Benzememekle kalmayıp deneyimler, büyük hazırlıklar ne var ne yoksa silip süpüren. İnsanın tahta bir tabut üzerinde annesinin adını görmesi hayattaki hiçbir şeyin ucundan kıyısından geçmiyormuş mesela. Yeşil örtü üzerine elini koyup veda etmeye çalışmak. Bundan sonrasına nasıl alışacağını düşünmek. Evdeki ansızın garipleşen havanın ara ara toparlanıp ense köküne çarpması. Hemen yanında gelen birbirine belli etmeden diğerinin halini anlama gerginliği. Daha toplamaya cesaret edilememiş eşyalardan birine denk gelme. Üzerindeki koku kaybolmamış eşyaları kardeşler arasında paylaşma. Bunlara hazırlanmak diye bir olay yokmuş.

İnsan evlatlarının kokusuna hasret kalınca ruhunu teslim edemezmiş denip koynuna konulan tişörtümle karşılaştım bugün evin bir köşesinde. Bir yıl öncesine gittim, hastalığını ilk duyduğunda ‘benim kuzum daha çok küçük’ diyen yüzün geldi önüme. Ellerim titredi biraz. Nasıl toparlanacağımı bilemedim.

Şu an bile çiçekleri dökülüp yapraklarıyla süzülen küçük saksın yandan beni keserken ne yapsam kafam karışıyor. Su vereyim bir ara. Balkondakileri de unutmadım merak etme. Evin kreatif direktörlüğünü bize bırakıp gittin resmen. Ne yaptıysak, ne ettiysek, ne kadar istediysek olmadı. Gittin. Bize de kabullenip, büyüyüp, yaşlanıp, biraz çökerek devam etmek kaldı. El mecbur.

Koltuktaki yerine oturup babamla televizyon izledik bugün ilk kez. O her zamanki gibi televizyonla konuşup arada bana dönerek bir şeyler söyledi sanki yanında sen varmışsın gibi. Sonra ‘hadi bu akşam hiç su içmedik birlikte su içelim’ deyip kendimizi suya verdik. Ben bardağın dibindeyim.

Şimdi Erkan Oğur dinleyerek bunları yazıyorum. Senin sevdiğin türküsünü açamadım dayanamam diye, ama bir gün senin için onu da dinleyeceğim. Belki duyarsın bir yerlerden, güzel bir yerlerden.