Bizimla Değilsın!

Asla Yapmamanız Gereken Moda Hataları

Bugün Ne Giysem ya da Bu Tarz Benim gibi moda programlarının çok revaçta olduğu bugünlerde herkesin kendini bir ikoncan olarak görmesine veya moda eleştirmeniyim diye ortalıklarda dolaşmasını hic yadırgamamak lazım. Bir de eğer Koç Üniversitesi’nde okuyorsanız giydiklerinize dikkat etmek zorundasınız. Bunu yaparken de herkesin giydiklerini ve yaptiklarini yapmayıp biraz değisik olmanızda yarar var. Bu yazimda gördüğüm moda klişelerinden bahsettim biraz okuyun da dikkatli olup yapmayın derim.

Aynalı gözlükler: Bu gözlükler moda olduğundan beri aynaya bakmak için yerimden kalkmıyorum; bir tane arkadaşıma ‘Bir dakika kıpırdamadan dur saçım nasılmış bakacağım’ demem yeterli. Şimdi bunlara laf ediyoruz ama hazır olun beterin beteri var. Düz lens güneş gözlükleri yoldalar, geliyorlar. Umarım boş bir anıma gelip de kendimi bu akıma kaptırmam. Gerçekten uzayda yalnız olmadığımızın hissine kapılırız.

Tayt: Moda kendine yakışanı giymektir, yapışanı giymek değil! Tayt tam da böyle bir parça. Normalde tayt spor amaçlı veya rahat, ev gibi ortamlarda giyilen bir şeydi. Fakat son bir kaç senedir dolapların vazgeçilmezi. Tayt doğru giyildiğinde iyi bir tamamlayıcı unsur fakat yanlış kullanıldığında bir moda faciası hatta ve hatta görüntü kirliliğine bile yol açabiliyor. Fazla dar tayt ve üstüne giyilen kısa üstler… Baksam olmuyor, bakmasam olmaz. Üstüne üstlük verilmesi gereken kilolar varsa tadına tat katıyor(!).

Yüksek Topuklu Spor Ayakkabılar: Bu başlığa da bir itirafla başlamak istiyorum. Ben de giydim. Hem de okula giydim. Neden giydim? Neden hiç kimse beni uyarmadı? Koç gibi büyük bir kampüs ve bir o kadar merdiven varken neden kendime bu eziyeti yaptım hiç bilmiyorum. Kafasında canlanmamış olan varsa spor ayakkabının içine gizlenen yüksek bir topuk olduğunu hayal edin. Aslına bakarsanız biraz kararsız bir model. Spor olmak istiyorsunuz ama aynı zamanda topuklu ayakkabı giymiş gibi uzun ve şık. Arada kalmış bir seçim ama kararsız insanlar için ideal. Spor şık denilen kavram bu olsa gerek.

Renkli saç: Aslında bu kategoriyi renkli ve çok renkli saç olarak ayırmak daha yerinde. Renkliden kastım gökkuşağı renkleri. Hani böyle turuncu, kırmızı, yeşil, mor diye giden. Aslına bakılırsa benim düşüncem bu saç modelinin genelden farklı olmak ve kendi kimliğini ortaya koymak olması. Fakat sayıca artınca yine bir moda akımı haline dönüşüyor ve en kötüsü de tarzıyla bütünlük sağlamadığı zaman kendiyle çelişiyor. Benim eleştirdiğim kısım saçın değişik renklerde olması değil tarzı ve kıyafetiyle uyumlu olması gerektiği. Her ne kadar günümüzde kabul edilen bir moda olsa da, klasik tarzımın olması nedeniyle fazla renkli bir saç gördüğümde dikkatimin derste konuşan hocadan çok saçta olduğunu itiraf etmeliyim.

Ağır makyaj: Makyajın da kendimizi sunumumuzun bir parçası olduğunu ve yeri ve zamanına göre yapılması gerektiğini unutmamak gerekir. Kıyafetin tamamlayıcı unsuru ve ilk dikkat edilen yerin yüzümüzün olduğu düşünülürse makyaj da kıyafet kadar önemsenmeli bence. Okul ortamında kırmızı ve çok koyu bordo rujların kullanılmaması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca yazın getirdiği bronzluğun kışla beraber solup gitmesini kabullenmeyen bizler istemeden soluğu bronzlaştırıcı pudralara yapışarak buluyoruz. Fakat nasıl kullanıldığı çok önemli zira yeni fırından çıkmış somun ekmek gibi olabilirsiniz. Ayrıca boyuna uygulanmadığı takdirde kafanın montajlanmış gibi olması kaçınılmaz.

Kısa paça: Kızların kendini güvenli bir şekilde kurtarabildiği bu moda akımında erkekler akıntıya fena kaptırdı. Fiziki yapılar veya tarz göz ardı edilerek kullanıldığında ister istemez yüzde bir gülümse ifadesi yaratıyor. Hani birazcık kabullenelim ki Türkiye’de erkek boy ortalaması1.70 , bırakalım kısa paça pantolonları İtalyan erkekleri giysin.

Saç ve Sakal İkilisi: Orijinalliğin banalliğe dönüştüğü bir durum daha. Başımızı ne yöne çevirsek erkeklerde saç kesimi yanlar kısa önler uzun. Sakallar desen Muhteşem Yüzyıl’dan sonra almış başını gidiyor. Yüzün üst tarafı İtalyan saç kesimi alt tarafı has Osmanlı İmparatorluğu. Bu nasıl bir kafa karışıklığı bilinmez. Bunun yanı sıra yakışanları da es geçmemek lazım. Bu çelişkiyi avantaja dönüştürenler de mevcut.

Beyaz spor ayakkabılar: Kendimin de çok kullandığı beyaz ayakkabı, bu kadar moda olmadan önce ne giyiyorduk diye düşündürten vazgeçilmezimiz. Bunu bir eleştiri olarak değil de saptama olarak yazmak istedim. Hatta bunu olumlu eleştiri olarak görüyorum. İyi ki de moda olmuş böylece hem rahat hem de kullanışlı bir şıklık oluştu.

Her yapılan parça moda olmak için tasarlanmıştır. O yuzden bu parçaları iyice birbirine karıştırıp kötü gözükmektense biraz özen gösterip, gözlemlerimi dikkate alın derim. Modadan kaçış yok, en iyisi bunu lehinize kullanmak. Ne demiş Oscar Wilde “Moda, sadece tahammül etmesi çok zor bir çeşit çirkinliktir, bu yüzden her 6 ayda bir değiştirmek zorundayız.” Dün moda olan yarın moda olmayabilir her an atakta olun!

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.